KISA METRAJ - Uluslararası İstanbul Kısa Film Günleri

"sadece film demeyi tercih ederim"

14. Uluslararası İstanbul Kısa Film Günleri'nin en önemli etkinliklerinden birisi deneysel sinema üzerine Avusturyalı genç yönetmen Kerstin Cmelka tarafından düzenlenen atölyeydi. Festivalde iki filmi gösterilen Cmelka üç gün boyunca verimli tartışmalara sahne olan atölye sonrası sorularımızı cevapladı.


Deneysel film kavramı sizin için ne ifade ediyor?

Deneysel sözcüğünü pek sevmiyorum, ama onun yerine kullanabileceğim başka bir sözcük de yok. Sevmememin nedeni genelde olumsuz bir anlamda kullanılıyor olması. "Gerçek filmler hikaye anlatan uzun metrajlı filmlerdir ve arada sırada da böyle küçük deneyler yapılır" anlayışını sevmiyorum. Kısa filmler, esas amaçları uzun metrajlı filmler çekebilmek olanların yaptıkları filmler olarak algılanıyor. Deneysel sözcüğü de sanki filminizin üzerinde hiçbir kontrolünüz yokmuş da bilmeden, planlamadan öylesine bir şeyler deniyormuşsunuz izlenimini veriyor. İşte bunu sevmiyorum. Öte yandan bugün yapılan filmler için avangart film deyişini kullanmak da doğru değil, çünkü artık avangart film kalmadı. 40'larda, 50'lerde vardı belki, ama artık yok. Deneysel filmler gösteren ve gösterdiklerini avangart film olarak sunan festivaller var; bu çok saçma. Tam bir çözüm getiremiyorum açıkçası; sadece film demeyi tercih ederim.


Atölyede gösterdiğiniz filmlerde öncelikle film materyalinin sağladığı olanaklar araştırılıyor ve yer yer film şeridi 'plastik' bir malzeme olarak biçimlendiriliyor. Deneysel filmlere bir plastik ya da 'modern' sanat türü olarak bakmak doğru olur mu sizce?

Evet, doğru olur. Modern sanat tanımı doğru, çünkü sinema daha çok genç bir sanat, sadece yüz yıllık bir geçmişi var. İlk ortaya çıktığında bir süre sonra yok olup gideceği söylenmiş; yirmi yıl kadar sonra da tiyatro oyunlarından film yapılmaya başlanmış, uzun metrajlı filmler tabii. Sinemanın tüm olanaklarının kullanılabileceği kadar uzun bir süre geçmedi daha. Tercih edilen, hep bir tiyatro oyununu daha uyarlamak oldu.


Deneysel filmler yapmak, kamera ve kurgunun sınırlarını zorlamak, onlarla neler yapılabileceğini keşfetmek olarak da yorumlanabilir. Üst üste pozlama, filmi geri sarma, filmin hızıyla oynama gibi birçok yöntemin kullanıldığını görüyoruz. Filmlerde kullanılan yöntemler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Birçok insan buldukları materyalle çalışır; filmi çekmeye değil buldukları eski materyalleri, filmleri, sahneleri toplamaya yoğunlaşmış insanlar var. Sonra da bir araya getirilebileceği aklınıza bile gelmeyen çeşitli materyalleri bir araya getirirler ve topladıkları şeylerden çok ilginç ve yaratıcı filmler çıkarırlar.


Deneysel filmin ses ve müzikle ilişkisi nasıl olmalı sizce?

Ses, üzerinde çalışabileceğiniz başka bir katmandır sonuçta, filme katacağı çok şey olabilir. Aslında ben hiç sesi olmayan filmleri de severim. Sesi olmayan filmleri seyredemeyen ve mutlaka sesli bir şeyler olması gerektiğine inananlardan değilim. Bence deneysel filmin bir sorunu, yapanların sesten çok görüntüye odaklanmaları. Buna ben kendim de dahilim. Görüntünün kalitesi de sesten daha iyi oluyor birçok filmde. Deneysel filmciler olarak, ses konusunda sinema endüstrisini örnek almamız gerekiyor sanırım.


Video ve dijital teknolojilerin getirdiği olanakların deneysel sinemaya ne gibi bir katkısı olabilir?

Benim görüşüm, filmin ve videonun çok farklı iki şey olduğu yolunda. İkisinin de kendilerine özgü olanakları, avantajları ve dezavantajları var. Birbirlerini taklit eden film ve video çalışmalarını hiç sevmiyorum. Bazen görüyorsunuz, çeşitli efektler kullanarak kırmızı-sarı parlamalar yapılıyor. Bu tür şeyleri taklit eden videolar da var. En kötüsü ise, MTV'nin efektlerle hasarlı, çizilmiş film etkisi yaratmaya çalışması. Bunlardan nefret ediyorum, filmle videonun çok ayrı şeyler olduğuna inanıyorum çünkü. Kendi olanaklarını kullanarak bir şeyler yaratan filmleri ve videoları seviyorum. Filmle yapılamayacak şeyleri yapan videoları ve videoyla yapılamayacak şeyleri yapan filmleri seviyorum, sahte işler ortaya çıkaran taklitleri değil.


Birçok deneysel filmin neredeyse tamamıyla tek bir kişinin, yönetmenin eseri olduğunu görüyoruz, buna sizin filmleriniz de dahil. Bunun deneysel filmlerin doğasıyla bir ilgisi olabilir mi?

Evet, deneysel film yapanların çoğu her şeyi kendileri yapıyorlar. Bunun çeşitli nedenleri var. Hep ticari filmlerden şu takım çalışması işini öğrenmemiz gerektiğini düşünürüm. Bir takımla birlikte çalışmayı başarabilen çok az deneysel film yönetmeni tanıyorum. Bunu yapmak çok zor, çünkü gidip bir arkadaştan yardım istemeden önce "ondan yardım isteyemem, çünkü o başka türlü filmler yapıyor ve eğer beraber çalışırsak bu film onun filmi olur" diye düşünebilirsiniz. Beraber çalışma konusunda hep bu gerginlik olmuştur. Kendi başınıza çalışmak iyi bir yöntem, ancak takım çalışmasının çok yararlı olabileceği durumlar da oluyor. Ben genellikle kamerayı kullanacak birini bulurum, çünkü görüntüyü yaratırım ancak filme alamam. Birçok yönetmen "her şeyi kendiniz yapmazsanız ve başkalarıyla çalışırsanız film sizin filminiz olmaktan çıkar" diye düşünür. Ben bunu çok dogmatik buluyorum.


Sinema endüstrisi ve ticari sinemayla karşılaştırdığınızda kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Yaptıklarımı ticari filmlerle kıyaslamıyorum. İkisi çok farklı şeyler. "Benim yaptıklarım iyi, diğerleri kötü" gibi bir düşüncem yok. Tabii sonuçta benim filmlerim de ticari filmler de aynı malzemelerin kullanımıyla ortaya çıkıyor. Ancak ben kendimi ticari filmlerden çok fotoğrafçılığa, dansa ve resime yakın buluyorum.


Bir sanatçı olarak kimlerden etkilendiniz?

Michael Snow'un büyük bir hayranıyım, filmlerini gerçekten çok seviyorum. Michael Snow, Ernie Gehr, Ken Jacobs gibi deneysel filmciler ilgimi çekiyor. Bunların yanında tamamen farklı filmler yapanlardan da çok sevdiklerim var, George Cukor mesela. Ancak etkilendiklerim daha çok Ernie Gehr ya da Michael Snow gibi deneysel film yapan yönetmenler.


Biyografinizde Peter Kubelka'nın öğrencisi olduğunuz yazıyor.

Bu tam olarak doğru değil, kim yazdı bilmiyorum. Peter Kubelka, 20-25 yıl önce Stadelschule'de film derslerini başlatan kişi. Ben de Viyana'da bir film gösteriminde Peter Kubelka'nın filmlerini gördüm ve çok etkilendim. Stadelschule'ye gelmek istememin nedeni de bu. Sonra Frankfurt'a gittim ve bir yıl orada kaldım. Resmi olarak öğrenci sayılmıyordum, ama Peter Kubelka'nın derslerine katıldım. O yıl onun okuldaki son yılıydı. Ondan çok şey öğrendim, ancak hiçbir zaman Peter Kubelka'nın resmi anlamda öğrencisi değildim ve o zor derslere girmek zorunda kalmadım.


Gelecek için planlarınız nelerdir?

Film çekmeye devam etmek istiyorum. İki tane sesli film çektikten sonra ses konusunun epey ilgimi çektiğine karar verim. Görüntüsüz ses kayıtları üzerinde çalışmak istiyorum. Ayrıca sanat galerilerinde filmlerin gösteriliş şekli beni pek memnun etmiyor. Gerçi on yıl öncesine kadar bu tür filmler yok sayılıyordu, nasıl olursa olsun bir şekilde gösterilmesi iyi bir şey. Ama bu filmleri göstermek için daha iyi bir yol bulunabilir diye düşünüyorum, ama halihazırda bir çözüm önerim de yok.


Bu atölyeden beklentiniz neydi ve bu gerçekleşti mi?

Film izlemenin en önemli şey olduğunu düşünüyorum, öğrendiklerim hep izlediğim filmler sayesinde oldu. Film izlemeden filmler üzerine konuşmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden film göstermem iyi oldu; filmi beğenmeseniz de sonuçta her film yeni bir tecrübe ve her filmin size öğretebileceği bir şeyler vardır. Benim de istediğim buydu zaten. İnsanların kendi yaptıkları filmleri göstermiş olmalarından da çok memnunum, çünkü bu atölyeyi aynı şehirde yaşayan ama birbirlerini tanımayan insanları bir araya getirebileceğim bir platform olarak da görüyordum. Bu atölye olmasa hiç görmemiş olacağınız filmleri görme şansınız oluyor.


Atölyeye katılanlarla ilgili izlenimleriniz nelerdir?

Öğretmenlerin buraya geleceği hiç aklımdan geçmemişti mesela. Atölyeye ne tip insanların katılacağını sorduğumda "film çekenler değil, teorisiyle uğraşanlar gelir herhalde" demişlerdi. Tam tersi oldu ve film çeken ya da çekmek isteyen insanlar geldi hep. Aralarında bir öğretmen vardı, kendi atölyesi olan, ders veren birisi vardı. Profesyonel insanların niçin benim atölyeme gelmek istediklerini merak ettim. Aslında bu çok hoşuma gitti, "bilmem nereden gelmiş genç bir kadının bir şeyler gösterdiği yere gitmem ben" tutumu içinde olmamaları çok iyi. Kendilerinden 10-15 yaş küçük birinin atölyesine kendi öğrencileriyle beraber geldiler; bu gerçekten çok hoş...

Kerstin Cmelka Kimdir?

1974 yılında Mödling'te (Avusturya) doğan Kerstin Cmelka 1999 yılından bu yana Frankfurt/Main da bulunan Stadelschule sanat okulunda eğitimine ve çalışmalarına devam ediyor. Deneysel kısa filmler çeken Cmelka filmleriyle pek çok sergi ve festivale katılmıştır.

Filmografi

Smoke and drink tea 1998
Neurodermitis 1998
Kerstin / Johannes 1998
Frankfurt / Portrait 1999
Monolog 1999
In a room 2000
With me 2000
Et in Arcadia ego 2000
Camera 2000
Hallowe'en 2001


Söyleşi: Sibel Tınar