OZON'UN 8 KADIN'I

Fransa'da oldukça iyi bir gişe rakamına ulaşan ve özellikle oyuncu kadrosuyla dikkat çeken François Ozon'un son filmi 8 Kadın'ı ülkemizdeki sinemaseverler de büyük bir merakla bekliyor.


Fransa'da yılın en önemli yapımları arasına girmeye aday 8 Kadın filminin yönetmeni François Ozon genç yaşına rağmen oldukça kabarık bir film bagajına sahip: otuzu aşkın süper 8'lik kısa metraj, 10 kadar video, 16 ve 35 milimetre kısa metraj, 5 adet de ünü Fransa dışına taşmış uzun metraj. Üretkenliği hızlı çalışmasına bağlı Ozon'un. İlk kısa metrajlarını bir kaç saatte yazıp bir kaç günde çektiğini söylüyor. Artık uzun metraj dünyasına girdiği için kısa metrajdan uzaklaşmış ve biraz da bunun üzüntüsünü duyuyor. Uzun metrajda yeteneğini kanıtlaması onun bu yönde devam etmesi için yeterli neden.


İlk filmi Sitcom 1998 yılında Cannes Film Festivali'nin 'Eleştirmenler Haftası'na seçilmesiyle ses getirmeye başlıyor. Bu ilginç komedi denemesinde yönetmen ait olduğu burjuva kesimin ince bir eleştirisini yapıyor. Hemen ardından Katil Aşıklar'da gerçek bir hikayeden esinlenerek çarpıcı bir drama imza atıyor. Sıra tiyatroya olan ilgisine pekiştirmeye geliyor: ünlü Alman yönetmen Fassbinder'in piyesi 'Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları'nı sinemaya uyarlıyor. Dördüncü filmi 'Kumun Altında' bir tokat gibi iniyor sinema dünyasına. Charlotte Rampling gibi uluslararası üne sahip ve yetenekli bir oyuncuyu çok iyi değerlendirmesini bilen Ozon artık büyüklerin avlusunda oynama hakkını kazandığını kanıtlıyor. Haliyle Fransa'nın en tanınmış aktrislerinden bir kaçını topladığı son filmi büyük bir merakla bekleniyordu. Acaba Ozon bu sınavı da başarıyla geçebilecek miydi? Yanıtını vermeye çalışalım.


"Uzun zamandır kafamda kadınlar üzerine bir film yapma fikri vardı" diyor Ozon basın dosyasında. Bu alanda uzman sayılabilecek George Cukor'un 'Kadınlar' adlı filmini hakları Julia Roberts ve Meg Ryan tarafından satın alındığı için tekrardan çekme niyeti suya düştüğü sıralarda bir menajer ona Robert Thomas'ın unutulup gitmiş '8 Kadın' oyununu öneriyor. Ozon derhal bu polisiye oyunu beyazperdeye uyarlamaya karar veriyor. Bir önceki filmiyle kazandığı tanınırlık ona, yılların yıpratamadığı oyuncu Catherine Deneuve, 'Piyanist'ten anımsayacağımız Isabelle Huppert, alımlı sarışın Emmanuelle Béart gibi Fransız sinemasının ağır toplarını filmine çekmesini sağlıyor. Hikayeyi sadeleştirip gülmece yönüne ağırlık veriyor. Dekor, kostüm, ışık, müzik derken filmin bütün unsurlarının başrolleri paylaşan yıldızlar kadar seçkin olmasına dikkat ediyor. Filmin tanıtımı için de normalden fazla bütçe ve gayret harcanıyor. Afişler, reklamlar, röportajlar birbirini izliyor. '8 Kadın' oyuncuların adlarına dayıyor sırtını. İzleyici meraklanıyor, bu kadar çok tanınmış aktrisi bir arada görmenin heyecanı onun içini gıcıklıyor. Sinemalar önünde kuyruklar uzuyor. Filmin komik olduğu, Deneuve'ün lezbiyen sahnesi kulaktan kulağa dolaşıyor. Böylece film hızlı bir başlangıçla iki aylık bir sürede çok iyi bir rakam olan 850 000 koltuk sayısına ulaşıyor.

Noel tatili öncesi karların ortasındaki bir evde babanın öldürüldüğünün fark edilmesiyle hizmetçi, metres dahil 8 kadının aralarından hangisinin bu cinayeti işlediğinin bulunmaya çalışıldığı filmin başarısını getiren şey aynı zamanda onun güçsüz noktalarından biri. Yetenekli yıldızları bir arada oynatmak isteyen Ozon onları yönetmeyi pek becerememiş. Normalde çok başarılı performanslar sergileyen aktrisler burada tiyatro oyunculuğuna öykünen amatör bir stile bürünmüşler. Bu, özellikle filmde harcanan Isabelle Huppert'in zorlama oyununda görünüyor. Genç aktris Virginie Ledoyen ise Fransız izleyici tarafından yılın en kötü oyuncusu olarak seçilmek üzere. İşin ilginç tarafı ise Berlin Film Festivali'nde filmin oyuncularına toplu olarak Gümüş Ayı ödülünün verilmiş olması. Oyuncuların yeteneklerine değil adlarına bakıldığının başka bir kanıtı.

Ozon '8 Kadın'da her teknik ayrıntıya çok özen göstermiş. Filmin geçtiği 50'li yılları özellikle iyice incelemiş. Görüntü yönetmeniyle birlikte Douglas Sirk, gerilim ustası Alfred Hitchcock ve müzikal filmlerin yönetmeni Vincente Minelli'nin filmlerinin renklerinden esinlenmişler. Günümüzde tekrardan yaratması olanaksız hale gelen Technicolor renklerine yaklaşmaya çabalamışlar. Fazla yakın plan olmadığı için genel bir ışıklandırmayla aktrislerin yüzlerini öne çıkarmamayı yeğlemişler. Ozon bir grup portresi yapmak istemiş. Aynı bir tiyatro sahnesinde olduğu gibi aktrisleri birlikte görüntülemiş. Yönetmen, teatral stilin altını filmin sonuna kadar çizmekten de çekinmemiş ve oyuncularına selam bile verdirtmiş. Kostümler ise o dönemlerin ünlü aktrislerine gönderme yapıyor haliyle: Deneuve'ün giysilerinde Marilyn Monroe'yu anımsarken Fanny Ardant'ın bedene yapışan kırmızı elbisesi bize Rita Hayworth'u gözümüzde canlandırma fırsatı veriyor. Unutulmaması gereken başka bir ayrıntı da müzikler. Her kadına bir müzik ilkesinden yola çıkan Ozon, 'Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları'nda yaptığı gibi kameraya karşı dans eden oyunculara şarkı söyleterek bir müzikal havası yaratmaya çalışmış. Dolayısıyla filmin değişik yerlerinde 50'li yılların çok sempatik şarkılarını dinlemek üzere hikayenin bir kenara bırakıldığı molalarla karşılaşıyoruz. '8 Kadın', şarkıların tamamen hikayenin anlamıyla bütünleştiği Fransız yönetmen Alain Resnais'nin 'On connait la chanson' filminin başarısına ulaşamıyor ne yazık ki. Bütün buna rağmen izleyici '8 Kadın' gülüyor, eğleniyor ve hoşça zaman geçiriyor. Biraz da bu kadar ünlü yıldızı bir arada görmenin heyecanını yaşıyor ister istemez...