 |
 |
|
ANLATIMDA YENİ UFUKLAR
İstanbul Film Festivali, dünya sinemasındaki anlatımsal ve içeriksel yeni yönelimleri, farklı estetik anlayışları, akımları ve furyaları gözlemlememiz, sinemanın bugünü hakkında çıkarımlar yapmamız için bize olanak sunuyor. Çok kısıtlı bir zaman diliminde çok film görmenin, filmlere yeterli konsantrasyon ile yaklaşmamızı engelleyip normalde çok şey bulacağımız filmleri harcamamıza neden olduğunu düşünüyorum. Fakat diğer yandan da festival deneyiminin dünya sinemasının bugünkü manzarası hakkında bize genel bir perspektif sunma gibi çok önemli bir işlevi var. Geriye dönük bir bakış ile festivalde gördüğümüz filmleri yeniden düşünmenin, bu filmlerdeki ortak noktaları keşfetmenin, farklılıkları deşifre etmenin bize bu perspektifi sunma yolunda çok yararlı olacağını düşünüyorum.
Sinema üzerine ülkemizde yazılan çoğu yazı, filmlerin sadece kağıt üzerindeki içeriksel boyutunu ele alıyor, anlatıma ve estetiğe ilişkin özelliklerini göz ardı ediyor. Altyazı'nın çıktığı günden itibaren filmlerin anlatımına da içerikleri kadar önem verme gibi bir kaygısı var. Kesinlikle "sadece anlatım" diyen bir tavrımız yok, fakat anlatımın ülkemizin sinema kültüründe es geçilen, boşlanan bir boyut olduğunu düşünüyor ve bu boşluğu elimizden geldiğince doldurmaya çalışıyoruz. Bu yazıda da festivalde anlatımsal açıdan yenilikler içerdiğini düşündüğüm filmlerden bahsedeceğim.
Yakında vizyona girmesini de umduğumuz Tanrıkent'in anlatımsal açıdan 'yeni olan'a işaret eden bir film olduğunu düşünüyorum. 'Kısa plan' ve 'hızlı kurgu', günümüzde MTV, videoklip ve reklam filmlerininin bu tarzları kof bir şekilde kullanmaları sonucu, sinemanın özellikle entelektüel çevrelerinde yadırganan stiller haline geldi. Oysa 'kısa plan' ve 'hızlı kurgu' sinemanın daha ilk dönemlerinde, Eisenstein'da, Vertov'da ve benzerlerinde yaratıcı ve filmin anlam dağarcığını genişletici bir üslupla kullanılmıştır. Tanrıkent, benim için 'kısa plan'a kaybettiği anlamı yeniden kazandıran bir film oldu. Bu film her bir karesinde, anlatılan mekana dair bir gerçeklik barındırıyor, oradaki yaşamın kaosunu, gelip geçiciliğini ve tekinsizliğini dışavuruyor. Kısa plana, hızlı kesmelere belgesel niteliği ve 'gerçekçilik' kazandırıyor. Kurgunun yaratıcı ve içeriği zenginleştirici şekillerde kullanılabileceğini kanıtlayan çığır açıcı bir film, Tanrıkent.
Tanrıkent'ten çok daha farklı anlatımlara sahip ve onun kadar olmasa da estetik açıdan sinemada yeni ufuklar açan birkaç filmden daha bahsetmek istiyorum. Dardenne kardeşlerin Oğul'u bunlardan biri. Her ne kadar Oğul'da, kullandıkları tarzın dozunu fazla kaçırdıklarını düşünsem de, Dardenneler kendilerine özgü ve muhtemelen ileride kendi adlarıyla anılacak bir anlatım oluşturmuş durumdalar. Onlar, ana karakteri sürekli takip eden hareketli kameraları ile minimalist sinema deneyimine öznellik ve özdeşim içeren bir boyut ekliyorlar. Festivalde belki de en çok sevdiğim film olan Kitano'nun Bebekler'i ise Batı kültürünün çizgisel ve neden-sonuç ilişkilerine bağlı anlatım yapısını kıran, zaman kavramına döngüsellik ve şiirsellik katan, zamanı gelip geçen bir akış olarak değil, her bir saniyede sonsuzluğu içinde barındıran bir bütünlük olarak algılamamızı sağlayan, Doğu'nun mistik ve mitik kültürünü hikaye anlatımına yansıtan olağanüstü derecede güzel bir film. Bu film vizyona girdiğinde sakın kaçırmayın. Auto Focus ve Punch Drunk Love, ikisi de izleme deneyiminden çok sonraları yavaş yavaş aklımda değer kazanan filmler oldu. Birincisinde, bağımsız Amerikan sinemasının en sevdiğim yönetmen-senaristlerinden Paul Schrader, biyografi türünün kalıplarını yerle bir ederek, tümüyle tematik bir yapı inşa ediyor (eleştiri sayfalarında yazmış olduğum yazıda değindiğim gibi), ikincisinde Magnolia'nın tartışmalı yönetmeni Paul Thomas Anderson, boğucu, klostrofobik, kaotik, slapstick öğeleri bile içeren, zaman zaman avangard ve tek kelime ile uçuk kaçık bir romantik-komediye imza atıyordu (yönetmen neredeyse anti-romantik-komedi diye yeni bir tür yaratıyor). Tüm bu bahsettiğim filmler, eski türlere, tarzlara yeni bir bakış açısı getirerek sinemanın ufkunu genişleten, bir yandan sinema tarihinde bizi yolculuğa çıkarırken diğer yandan yeni bir şeylere işaret eden öncü nitelikte yapımlar.
Filmler, söyleşiler ve yeni tanışıklıklarla dolu bir festivali daha kapattık. Altyazı, son dönemde dergiye çok önemli katkılarda bulunan yeni yayın kurulu üyemiz Elif Refiğ'in de desteğiyle ilerki sayılarda yayımlanacak söyleşi ve yazılarla festival heyecanının çabuk sönmemesi için elinden geleni yapacak.
Fırat Yücel
GELECEK SAYIDA ALTYAZI'DA
- Spike Lee
- Takeshi Kitano
- Ruhların Kaçışı (Spirited Away)
- Charlotte Rampling
- Jim Sheridan
- İzliyorum (Sight & Sound Editörü Nick James ve Londra Film Festivali Direktörü Sandra Hebron)
- Kunt Tulgar
- Ethem Özgüven
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mayıs 2003 sayısının Altyazı'dan bölümünden alınmıştır.
|
|
|
|