 |
 |
|
SÖYLEŞİ / ATOM EGOYAN
"İNKÂRIN RUHU NASIL ETKİLEDİĞİNE İLİŞKİN"
Felicia'nın Yolculuğu, Exotica, Başak Bir Dünya filmleriyle ülkemizde tanınan Kanadalı yönetmen Atom Egoyan ile tartışmalar yaratan son filmi Ararat ile ilgili söyleştik.
Söyleşi : AYŞEGÜL KOÇ
Ararat'ın Türkiye'de gösterime gireceğine ama bazı kısımları sansürlendikten sonra gireceğine ilişkin söylentiler duyuyoruz.
- Şöyle oldu, Berlin'de bir dağıtımcı ile görüşme yaptım, Belge Film'le. Çok iyi geçti. Dağıtımcı bir sahnenin gösterilmesine izin verilmeyeceğini söyleyerek, bu sahneyi kesmelerinin benim için problem olup olmayacağını sordu.
Hangi sahne ?
- Filmin sonundaki tecavüz sahnesi. Düşüneceğimi ama zamana ihtiyacım olduğunu söyledim. Yalnız, ne yazık ki söylediğim öyle bir şekilde çevrildi ki, sanki izin vermiş gibi oldum. Bundan sonra, filmin hiçbir sahnesinin kesilmesine izin veremeyeceğimi farkettim; çünkü yanlış yorumlara neden oluyor. Şu noktada filmimden hiçbir sahnenin kesilmesini tercih etmediğimi söylüyorum, ama dağıtımcıların kendi ihtiyaçları olduğunu da biliyorum. Lübnan'da böyle oldu mesela, film gösterime girdi ama bazı sahneleri kesilmişti.
Sözünü ettiğiniz kesimlerden sizin yaptıklarınız oldu mu ?
- Hayır, onlar yaptılar. Ben filmimdeki her sahnenin arkasında dururum. Film içindeki filmin sahnelerinin başına gelen şu oluyor; insanlar bu sahnelerin etrafındaki çerçeveyi unutuyorlar. Bu çekimlerin nasıl aşamalardan geçtiğini gözardı ediyorlar. Özellikle de sözünü ettiğimiz sahnede, filmdeki senaryo yazarından gelen bariz bir tepki var sahnelemedeki bu aşırılığı anlamadığına ilişkin. Bu sahnelerin böyle gösterilmesinin nedeni böyle hikayelerle büyümüş olmamız. Bu imgelerle yüzleşmek çok önemli. Propagandanın doğası itibarıyla basit ve kaba saba olduğunu düşünüyorum. Bu film bundan çok başka bir şey. İmgelerin nasıl yaratıldığını, bir nesilden öbürüne nasıl aktarıldığını fark etmemizi sağlayacak bir yapı inşa etmeye çalıştım. Saroyan'ın neslinden gelen biri için, bu imgeler hayatta kalmayı başarmış bir Ermeni'nin çocuğunun birlikte büyüdüğü imgeler. Bir şey belli bir yerde kötü olarak niteleniyorsa bu dağıtımcıların meselesidir, teknik olarak anlarım.Bu benim dahil olacağım bir karar olamaz.
Karım Şişman Kız (A ma soeur) filminin ekibindeydi. O da dağıtımcı şirketin Ontario Sansür Kurulu'nu mahkemeye verip yaptıklarının yasal olmadıklarını ilan edebilecekleri garip bir durumdu. Dağıtımcılar için vermesi zor bir karardı, çünkü bu kararın tarihi etkileri olması bir bakıma kaçınılmazdı. Ben de daha önce Adjuster'da sansür konusunu ele almıştım. İlginçtir, Arsinee o filmde bir sansür kurulu üyesini oynuyordu. Bu filmin çekildiği dönem, kurulun aldığı bazı kararların saçmalığının doruk noktasına denk geliyordu.
Ama Catherine Breillat'nın filmine uygulanan sansür Ararat'a uygulanandan farklı. Ararat'da bir tarih anlatma süreci söz konusu, kurmacanın da ötesinde tarihsel kökleri olan bir durumdan söz ediyorsunuz.
- Ararat'daki sansürün Şişman Kız'dakinden farklı olduğunu düşünmüyorum. Aniden bir şeyleri aştığınız yerde sınırlar vardır, bu, bizim kültürümüzde ereksiyon halindeki phallus'tür, belli bir yaşın altındakilerin cinsel ilişkiye girmiş olması fikridir. Her zaman birtakım parametreler vardır, bunları test etmeye kalktığınızda provokatör konumuna gelirsiniz. Ayrıca seyirciyi hazırladığınız noktada bunun sorumlu bir bicimde yapılabileceğine inanıyorum. Ararat'ta söz ettiğimiz tecavüz sahnesi filmin en sonunda yer alır, film deneyimi izleyiciyi o noktada böyle bir söylemle mücadele etmeye hazırlamıştır zaten. Filmde o nokta yakalanmadığı takdirde film zayıflayacaktır çünkü bir sonraki sahnede buna olan tepki sadece seyirci açısından değil Ani'nin galayı terkedip oğlunu havaalanından alması açısından da önemli. Tüm bu sahneler çok dikkatli bir biçimde art arda sıralanmıştır.
Bu Saroyan'ın filmi.
- Bu en önemlisi. Ne yapabiliriz bu konuda? Hem kekten payımı almaya hem de yemeye çalışan ben miyim? Büyük mesele. Filmin Saroyan'ın filmi olduğunu özellikle belirtiyorum. O kuşaktan gelen birinin duyduğu o hikâyeleri nasıl gösterdiğini ve temsil ettiğini görüyorsunuz; bu şekilde yetişmiş bir insanın merceğin ardında olduğu zaman, kontrolü elinde tuttuğu zaman ne yapacağını görüyorsunuz. Ben bunu Henri Verneuil'in Mayrig filminde gördüm. Saroyan'ın buraya dayandığını düşünüyorum. Ermeni cemaatinin bunları anlatmak için gösterdiği çabayı gördüm. Musa Dağı'nın Kırk Günü diye korkunç bir film görmüştüm. Çok basmakalıp ve bir bakıma da izlenemez filmler bunlar. Bu olguyla uğraşmak zorundaydım. Elimden geldiğinin en iyisini yapmaya çalıştım ve en dikkatli biçimde anlattığımı çerçevelemeye çalıştım.
Filmin sizin arzu ettiğiniz seviyede algılandığını umut ediyorum. Ben filmi Cumberland'da gördüm. Yanımda da başı örtülü bir arkadaşım vardı. Filmden bizimle birlikte çıkan bir kadın önce filmi beğenip beğenmediğimizi sordu, sonra da nereli olduğumuzu. Türk olduğumuzu öğrenince 'Anlıyorum,' dedi. Sanki hâlâ filmin içindeki filmdeydi.
- Bu büyük bir mesele, yani Ermenilerin hâlâ filmin içinde kalması. Anlıyorum, çünkü orada yaşıyorlar hâlâ.
Kadın Ermeni değildi.
- Değil miydi? Didaktizm yargısının karşısında duran tek şeyin gerçekten de çok katmanlılık olduğunu düşünüyorum. Propaganda yapmak için basit ve kör parmağım gözüne imgeler kullanırsınız, sürekli tekrarlayarak.. Ararat'ın yapısı kesinlikle bu modelin antitezi. Bir filmin toplumsal etkisi tasarlananın dışında gerçekleşir. Sizin o kişiyle bu konuşmayı yaptığınızı öngöremem. İlginç bir nokta o kişiye Ali'nin konuşmasi ile ilgili ne hissettiğini sormak olabilirdi. Ali'nin kapı aralığında Rafi ile konuşurken öne sürdüğü noktanın filmin çekirdeği olduğunu düşünüyorum. Pek çok insan iki taraf arasında bölünmüş durumda. Ali "Bu yepyeni bir ülke" diyordu. Bu çok zorlayıcı bir fikir. Bu kültürün en önemli taraflarından biri birlikte yeni bir şey yaratabileceğimiz fikri. Tabii ki zor bir konum, tarihten ne öğrendiğimiz meselesine değiniyor.. Diyaloğun bu konuşmadan başlamasını tercih ederim; çünkü bu konuşmayı çok ilginç buluyorum. Ali'nin argümanı önüne gelince Raffi yekpare bir yanıta, Hitler alıntısına sırtını yaslayıp savunmaya geçiyor.
Bu biraz da bağlamın dışında kalıyor, bu kadar ağır bir şeyin üzerine kurulu bu argümanı nasıl sürdürebilirsiniz ki? Ali'nin bu noktada Nazi olarak algılandığını düşündüğü için üzüldüğünü görüyoruz, bu noktada iletişim şansı yitiriliyor, kesiliyor.
Ama Ali de başka bir aşırı uçta. "Şu anda burada olduğumuza göre, bırakalım böyle devam etsin". Bu kadar basit değil. Ararat farklı seviyelerde, farklı perspektiflerle, farklı temsil biçimleriyle işleyen bir film. Temsil ise çok hareketli, akışkan bir olgu. İki ucu da görüyoruz, ama soru şu: 'Buradan nereye gideceğiz ?'
- Gideceğimiz yer her şeyden önce tarihin bireyler arasında tartışılarak oluştuğu anlayışı. Tarih edilen büyük laflar değil. Filmde, prömiyerden, filmi dünyaya sunan gösterişli açılıştan, gümrük bürosuna, iki bireyin kendi tarih anlayışlarını tartıştığı noktaya geri döneriz. Söylenen sözler Toronto Film Festivali'nin açılış filmi olan ve dünyada dağıtılacak bir filmin içinde paketlenir. Öte yandan bu tezin böylece sunulduğunu ama filmin varlığının soruya verilen tek cevap olduğunu söyleyebilirsiniz.
Bir Ermeni perspektifinden anlaşılması zor olan bu. Ermenilerin arasındaki soru Türklerin olayları inkar edişi değil, Batı'nın buna izin vermesi, hatta bir anlamda desteklemesi. Ali gibi, bütün bunları bu zamana kadar duymamış insanların olduğu bir noktaya vardık, huzursuz edici bir durum bu. Peki şimdi nereye gideceğiz? Sıradaki nedir? İki halk arasındaki ilişki sadece tek mesele üzerine kurulamaz. Tarihsel anlamda bu mesele iki kültürün de önemli bir parçası. Çok uzun süredir iç içe geçmişiz.
Sözünü ettiğiniz Anadolu mozaiğinin bir parçası. Anadolu gerçekten çok kültürlü bir toprak parçasıydı.
- Evet. Anadolu çok kültürlülüğün nasıl yürüdüğünü gösteren bir modeldi. Ama çöktü. Hem de çok çabuk çöktü. Sırada ne var? Filmin konuşmayı bir adım öteye taşıyacağını umuyorum. Sunduğum imgelerin bu konuşmanın önünü kapayan imgeler olduğu fikri beni biraz endişelendiriyor; ama Berlin'den aldığım tepki beni cesaretlendirdi. Cannes'daki, Toronto'daki ya da Kuzey Amerika'daki değil. Berlin benim için gerçek bir zaferdi; çünkü dilediğim diyaloğu yarattığımı fark ettim. Bir dağıtımcının bu tepkiyi görmesi, buna cevap vermesi ve bu diyaloğun bir kısmını Türkiye'ye taşıyabileceğini düşünmesi çok cesaret vericiydi. Kürtçe bir filmi (Sarhoş Atlar Zamanı) Türkiye'de dağıtmış olan Sabahattin Çetin (Belge Film), ilginç bir biçimde her zaman bir tepki olduğunu, ama filmi alıp bir sinema salonuna yerleştirdiğinde filmin bir kültür ürünü haline geldiğini söyledi. İnsanlar bu sorunu halledip ilerlemek istiyorlar. Ani'nin de filmin sonunda yaptığı bu bence. Türk bakış açısından ise anlaşılması gereken şu, her topluluk, her kültür bu tetiği çekebilir. Bazı düğmelere basıldığında, birbirimize karşı dışlayıcı olabiliriz. Hepimiz bunu yapabiliriz.
Ermenilerin söz etmek istemediği, filmin en gurur duyduğum anlarından biri, Raffi'nin babasının birini öldürmek için yapması gerekli şeyleri yaptığı andı. O insanın alakası olmayan bir şeyden sorumlu olduğuna inanması için çekmesi gerekli olan tetikti. Eğer hükümetler birilerin kurban etmek istiyorsa veya bireyler birbirlerine suç atmak istiyorsa, bu nefret söylemi her an her yerde ateşlenebilir.Türkiye bakış açısının anlamadığım noktası da bu. Eğer gerçekten yapmadığım bir şeyden dolayı suçlu bulunuyorsam avazım çıktığı kadar kendimi savunurum, çünkü bana yapılan haksızlıktır. Sanırım Ermeni açısından bakıldığında böyle bir iddia çok anlamsız. Soru şu, bundan sonra ne yapacağız? Birçok Ermeni, Batı'nın kendilerini savunmasını bekliyorlar. Batı ülkelerinin söylemek istediklerini söylemeye ikna etmeye çalışıyorlar, bunlara inanmayı reddeden bir hükümetin önüne rakamları koymalarını bekliyorlar. Bence yanlış bir fikir. Sanırım içsel bir tanımaya doğru gitmeliyiz.
Yaptığım bütün filmlerden daha da fazla kişiliğimle ve olaya yaklaşımımla gözetim altında olduğumu biliyorum. Bazen de yalnızca bir iletişim ortamı yaratmaya çalıştığım için bu meseleyle ilgili samimiyetsiz biçimde alçakgönüllü bir hava yarattığımı düşünüyorum. Böyle bir hikâye anlattığınız zaman siyah beyaz terimlerle anlatma sorumluluğunuza ilişkin gelen cevabı da biliyorum. Bazı kişilerin Ermeni soykırımının çok daha doğrudan bir yaklaşımı hakettiğini düşündüğünü ve öyle hissettiğini biliyorum.Bugüne miras kalan inkarın bugünü yaşarken ruhunuzu nasıl etkilediğine ilişkin bir şey bu.
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Mayıs 2003 vizyon ötesi bölümünde yayımlanmıştır.
|
|
|
|