"Sapık, bir şehrin görünümüyle başlar. Kamera apartman blokları ve çatıların üzerinde yavaşça ilerlerken kentin adı görünür, bunu kesin tarih ve kesin zaman izler. Kamera bir bloğa doğru kayarken seçimde kararsızdır, bütün pencerelerin önünde yine hangisini seçeceğinde tereddüt eder ve daha sonra bizi karanlık bir odanın yarı açık penceresinden içeri sokar." Girizgâhı böyle yapıyor Robin Wood Hitchcock'un unutulmaz Sapık (Psycho, 1960) filminden bahsederken... Siz de filmin bu karelerini hemen hatırladınız değil mi? Çünkü Wood, Alfred Hithcock'un önemli filmlerini bu üslupla okura aktararak filmlerin kolay hatırlanmasını sağlıyor. Yazar ayrıca Hitchcock sineması hakkında fazla bilgisi olmayanlara da yönetmenle tanışmak için önemli bir fırsat veriyor. Kitap, Hitchcock'un filmlerinin olay örgüsü modellerinden ideolojisine ve kendine has üslubundan filmlerinde kullandığı karakterlerin benzerliklerine kadar çeşitli özelliklerini anlatan bir kaynak niteliğinde. Wood aslında bu kitabında bir bakımakafasındaki "Hitchcock'u neden ciddiye almalıyız?" sorusuna cevap vermiş. Çünkü yazara göre Hitchcock, sadece gerilim filmleri çeken, her filminin bir karesinde gözüken, şişman, sevimli bir yaşlı adam ya da televizyonda kısa korku hikâyeleri sunan bir burjuva eğlendiricisi değil. Bu fikrini kitabıyla desteklemek isteyen Wood, Hitchcock sinemasını tüm ayrıntılarıyla analiz ederken yönetmenin iç dünyasını ve kameranın arkasındaki kişiliğini aktarmayı da ihmal etmiyor.

Yazar, 'Hitchcock'un Filmleri' adıyla yayımladığı kitabına 'Hitchcock Sineması' başlıklı bölümünü de ekleyerek yeniden çıkarttığı bu yeni kitabında daha da olgunlaşan eleştirisiyle; F. R. Leavis'in görüşlerinin, göstergebilimin, psikanalizin, yapıbozumun, Marksist estetiğin ve feminizmin üzerinde de duruyor. Bunların bazı yaklaşımlarını benimsiyor, bazılarını acımasızca eleştiriyor. Egemen ideoloji, kapitalizmin yansımaları, burjuva ahlâkı, erkek egemen toplum ve 'gay'lerin konumu gibi unsurları da göz önüne alıp Alfred Hitchcock'un filmlerini çözümlüyor. Yönetmenin başyapıtlarının derli toplu bir çözümlemesini yaparken de 'auteur' kuramından hareket ediyor. Tabiri caizse bu kitap, "Hitchcock sineması nedir, ne değildir?" sorusunu aydınlatıyor. Siz de kitabı okuduktan sonra Alfred Hitchcock'un ilginç saplantılarını öğrenip yönetmenin filmlerine mutlaka değişik açılardan bakacaksınız. (M.Y.)

 
Meşin yuvarlak ve kamera... Futbol alanı ve beyazperde... Tribünler ve karanlık salon... Seyirciler... Bunları hiç karşılaştırmış mıydınız? 1991 yılından bu yana sinema yazarlığı yapan Tunca Arslan okur için 'Futbol ve Sinema' adlı kitabında geniş kitlelere ulaşmayı başaran iki dalı, futbol ve sinemayı birlikte değerlendiriyor. Arslan, yerli ve yabancı pek çok filmi mercek altına alarak, futbolun sinemadaki yerine dikkat çekiyor. Yazarın kendi hayatından da verdiği örneklerle renklendirdiği 'Futbol ve Sinema', aslında bu iki alanın ne kadar çok ortak noktası olduğunu ve çıkışlarından beri yollarının birçok konuda kesiştiğini ayrıntılı bir biçimde okura sunuyor. Yazar, 'Suç ve Gerilim Öykülerinde Futbol', kısa filmleri konu olan 'Kısa Kısa Futbol', kaleci öykülerine değinen 'File Bekçileri' ve kadın futbolunu anlatan 'Kızları da Alın Sahaya' gibi ilginç başlıklar altında yüz elliden fazla filmi tanıma fırsatı veriyor. Türkiye'de türünde ilk olan bu kitap, hem futbolla hem de sinemayla ilgilenenler için heyecanlı bir 'başlama vuruşu' olacaktır. (M.Y.)


Aslı Daldal, 'Sanat, Politika ve Toplum' adlı kitabında üç temel konuya odaklanıyor: 'Sanat ve Toplum', 'Yeni Gerçekçilik ve Savaş Sonrası İtalyan Toplumu' ve 'Türk Toplumsal Gerçekçiliği ve Reform Politikaları'. Daldal'ın Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde hazırladığı tezinin genişletilmiş hali olan bu kitap, İtalyan ve Türk toplumlarındaki sosyal ve politik gelişmelerden etkilenen sinemayı ele alarak farklı dönemleri büyüteç altına alıyor. Savaş sonrası İtalyan toplumunu değerlendirerek Roberto Rosellini, Aldo Vergano, Luchino Visconti ve Giuseppe De Santis'in filmlerini inceleyen Daldal, Yeni Gerçekçilik akımı hakkında okura bilgi veriyor. Benzer şekilde bir araştırmayla Türkiye'den Metin Erksan, Halit Refiğ, Ertem Göreç ve Duygu Sağıroğlu gibi yönetmenlerin filmlerini analiz ediyor. Daldal kitabında, İtalya'daki Yeni Gerçekçilik akımıyla (1945-1951) Türk Sosyal Gerçekçilik akımının (1960- 1965) karşılaştırmalı bir şekilde ele alındığında, her ikisinin de aynı reform ruhunu sergilediğinin altını çiziyor. Özellikle bu konuyla ilgili araştırma yapacaklar için 'Sanat, Politika ve Toplum' kuşkusuz iyi bir kaynakça olacaktır. Ancak kitabın isminden de anlaşılacağı gibi İngilizce olduğunu tekrar hatırlatmakta fayda var. (M.Y.)



Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mayıs 2004 sayısından alınmıştır.

 
 
Sinema rehberiniz