| |
| |
1-7 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası İstanbul
Kısa Film Günleri'ne, aynı adamın aldatılan karısı ile hamile metresinin komik karşılaşmasını konu edinen
ilk filmi Herkese Göre Ayrı ile konuk olan Fransız aktör, senarist ve yönetmen Michel Alexandre ile keyifli bir
sohbet gerçekleştirdik.
Michel Alexandre, Fransız sinemasının ünlü yönetmenleri Bertrand
Tavernier, Alain Corneau ve André Téchiné'ye senaristlik yapmış
bir isim. On altı yıl cinayet masasında görev aldıktan sonra Tavernier'nin
teklifiyle senaryo yazarlığına başlamış. L.627 (1992) ile iyi bir iş çıkarınca
sinema ile olan serüveni hız kesmeden devam edebilmiş. Alexandre, senaryosunu
yazdığı filmlerde küçük roller alarak aktörlük hevesini de gidermiş
ve şimdi de yönetmen olarak karşımıza çıkıyor.
Cinayet masasında bir polisken senarist olmak... Nasıl oldu bu?
- Polisken, suçlu ve polis arasındaki ilişki hakkında filmlere teknik bilgi desteği
sağlıyordum; nasıl kelepçe takılır, ne çeşit silahlar kullanılır vs. Tavernier
ile tanıştık bir gün, sohbetimiz sırasında benden bir senaryo yazmamı istedi.
Ona hayır dedim tabii, yazmayı bilmiyordum çünkü. Sonra masanın
üstüne bir deste para koyunca fikrim değişti. Denenmesi gerektiğini düşündüm.
Kendi hayatımı anlattım, 'ben' yerine başka birini kullanarak bir senaryo
yazdım. Tavernier beğenince de beraber çalışmaya devam ettik.
Hem sinema, hem de televizyon için birçok senaryo yazdınız. Yazı ve filmlerle
geçen onca yıldan sonra şu anda, senaristlik hakkındaki düşünceniz
nedir?
- Senaryo yazarının büyük bir hassasiyete sahip olması gerektiğini düşünüyorum.
Bir sahneyi yazdıktan on beş dakika sonra, dönüp o sahneyi okuduğumda
aynı lezzeti alıyorsam başarılı olduğumu hissediyorum. Senaristin
teknikten anlaması, yazdığı işin tamamlanınca nasıl duracağını görebilmesi
gerekiyor. Ben işimi severek yapıyorum ve bu işi yapacak olanların da işini
sevmesi şart.
Aktörlük maceranızdan bahsedebilir misiniz? Yazma ve yazılanı oynama
arasında nasıl bir duygu farkı var sizce?
- Yazdığım filmlerde eğlenmek için küçük roller aldım. Kameranın önünde
yaşanan duyguyu merak ettim. Bana göre senaryo yazarları filmlerin
ilk oyuncularıdır. Senaryoyu yazarken sahneyi gözünüzde canlandırıyorsunuz,
kendi kendinize oynayarak senaryodaki eksikleri bulabiliyorsunuz.
Yazması kolay fakat söylemesi zor olan cümleler vardır, onları ayrıştırıyorsunuz.
Sahnenin ritmini, kendi yazdığınız metni oynayarak ayarlayabiliyorsunuz.
Senaryo yazımından kamera önüne, sonra da yönetmen olarak tekrar kamera
arkasına geçtiniz. Bu süreçte yönetmenlik için gereken teknik bilgiyi
nasıl kazandınız?
- Ben senaryoyu yazdığımda yapımcılarla iki sözleşme imzalıyorum. Birincisi
senarist olarak, ikincisi de sanat yönetmeni olarak. Böylece yapım aşamasında
sette olabiliyorum, sinemadaki teknik bilgimi buna borçluyum.
Büyük yönetmenlerle çalıştığım için benim sinema okulum onlar oldu. Senaryo
yazımına nasıl Tavernier teşvik ettiyse beni, yönetmelik konusunda da
yine o destek oldu. Onun setteki duruşundan ve yönetmenlik tarzından çok
etkilendiğimi söyleyebilirim.
İstanbul dışında New York, Yokohama, Montreal ve Manchester'daki kısa
film festivallerini dolanan Herkese Göre Ayrı'nın bütçesinin kırk bin Euro
olduğu biliniyor. Bu miktar bir kısa film için hayli yüksek. Teknik anlamda
bu kadar özendiğiniz ve dağıtımına önem verdiğiniz bu film sizin için uzun
metraja bir referans mı oluşturacak?
- Hayır. Başlangıç noktasında ne yapacağımızı bilmeden bu işe başladık. Öte
yandan bu miktar Avrupa'da kısa metraj için normal sayılabilir. Üstelik teknisyenler
ve oyuncular ücret almadılar. Pelikül için de masraf yapmadık.
Ancak birtakım paralar ödenmeden de yapamayacağımız işler vardı. Filmin
çekildiği kahveye mekân ödemesi yaptık, kırk kişilik set ekibinin günlük
masrafları, laboratuvar, kostümler derken kırk bin Euro'yu bulduk.
Peki film, festivallerde nasıl karşılandı?
- Bu komedi filmini yaparken yurt dışında nasıl algılanacak diye düşündüm.
Filmdeki metres ve aldatılan kadın her ülkede olabilecek bir konu. Bazı ülkelerde
bu konu daha rahat konuşulabiliyor. New York ve Montreal'de izleyici
gülmekten kırıldı mesela; ama Tunus'ta salondan çıt çıkmadı, hatta filmin
bir kısmını sansürlemek istediler.
Çok klasik bir soru: Şimdi sırada ne var?
- Kısa süre sonra uzun metrajlı bir film çekmek istiyorum. Komedi filmi yapmayı
düşündüm, ama yapımcım beni polisiye yapmam konusunda ikna etti;
ben de polisiye-komedi bir film senaryosu yazdım. Yakında onun çekimlerine
başlayacağım. Bunun dışında bir de tiyatro için bir müzikal yazıyorum.
Sinema ve tiyatro için yazmak çok farklı şeyler. Tiyatroda sürekli kostümleri
ve dekor değişimlerini göz önünde tutmak gerekiyor. Kimbilir, belki bu müzikalle
İstanbul izleyicisiyle de buluşuruz bir gün.
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mayıs 2004 sayısından alınmıştır.
|
|
|
|
|