|
‘harbi’ faşizm
Geçtiğimiz ay, Brokeback Dağı’na ve Ararat’ın Kanaltürk’te gösterilmesine ilişkin yayımlanan iki yazı, muhafazakâr çevrelerin son dönemlerde benimsediği söylemi çok iyi özetliyor.
Her geçen gün daha da belirginleşen ve bu iki yazı üzerinden örneklemeye çalışacağım bu eğilim, son derece hassas konularda hiçbir hassasiyet göstermemek; ‘dobra dobralık’ ve ‘samimiyet’ kisvesi altında tehditkâr, cinsiyetçi ve ırkçı fikirleri ardı ardına sıralamak.
Bu üslubu benimseyen yazarlar ve okuyucuları arasında görünmez bir kontrat var sanki: ‘Bakın hepimiz aynı şeyleri düşünüyoruz, o yüzden tüm bu faşizan düşüncelerimizden utanmamıza gerek yok’. Bu görünmez kontrat, faşizan düşünceleri normalize etme çabasının en önemli araçlarından birine dönüşmüş durumda.
Bu bahsettiklerim, Yeni Şafak gazetesinden Ali Murat Güven’in ‘karakutu.com’ sitesinde yayınlanan Brokeback Dağı yazısında açık seçik görülebilir. Yazar, filmi aylar önce korsan DVD’den izlediğini ve Brokeback Dağı değil de, ‘Homo Kovboylar’ adıyla anmayı tercih ettiğini henüz yazının başında söyleyerek ‘samimiyet’ gösterisine başlıyor.
Bir ikinci eğilim ise, aslında tümüyle ideolojik nedenlerden nefret edilen filmlerin, ‘sinemasal nitelikleri’ açısından değerlendirilip, kötü oldukları sonucuna varılması. Güven, yazısında Brokeback Dağı vizyona girmeden çok önce “filmin batıda kopardığı fırtınanın altını doldurabilecek sinemasal niteliklerden yoksun olduğunu inatla ve ısrarla vurgulamaya başladığını” belirtiyor.
Peki bu filmin yoksun olduğu sinemasal nitelikler neler? Güven’in cevabı: “Temiz bir kurgusu, özenli görüntüleri, dinlendirici bir müziği ve zaman zaman da ilginç olabilen bir oyunculuk düzeyi vardı. Ancak, bütün bunlar, (...) Homo Kovboylar’ı ‘yüzyılın başyapıtı’ yapmaya yetecek türden meziyetler değildi.”
|