Pelin Uzay ile Söyleşi

Yamaç Okur

Pelin Uzay, Boğaziçi Üniversitesi’nde felsefe eğitimini bitirdikten sonra, Amerika’nin yüksek prestijli okulu Columbia Üniversitesi’nde sinema yüksek lisansına başladı. Türkiye’de ve Amerika’da kısa metraj alanında verimli çalışmalara imza atan Uzay, yüksek lisans derecesini almasının hemen ardından ilk uzun metraj yapımcılığını Kasım 2005'te New York'ta çekilen Crystal Visions filmiyle gerçekleştirdi. Çalışma disiplini, iş ahlakı ve takım çalışmasına verdiği önem sayesinde Pelin'den, New York film camiasının güvenilir ve gelecek vaad eden bir üyesi olarak bahsediliyor. Kısa metrajdan uzun metraja geçiş yapan Pelin Uzay ile New York’taki deneyimleri ve yapımcılık üzerine konuştuk.

İlk yapımcılık deneyiminden bahsedebilir misin?

Yapımcılığını üstlendiğim ilk film “The Time We Lost”, küçük bütçeli ve ufak bir ekiple gerçekleştirilen bir kısa filmdi. Filmin yönetmeni Tommaso Cammarano ile Columbia Üniversitesi’nde başlayan arkadaşlığımız bizi bu projede de bir araya getirdi. Dediğim gibi bu ufak çapta bir filmdi, sadece 2-3 oyuncu ile ve bir iki mekanda çalışıyorduk. Çekimlere Ekim 2002’de başladık ve Kasım ayının sonuna kadar her hafta sonu çekmeye devam ettik. Projenin başarılı olacağına baştan beri inanıyordum, o yüzden Tommaso’nun filmi mutlaka festivallere göndermesi gerektiği konusunda ısrar ettim. Aradan çok uzun zaman geçmeden filmin Venedik Film Festivali’nin New Territories bölümüne kabul edildiğini öğrendik. “The Time We Lost” ilk olarak 2003 sonbaharında bu festivalde gösterildi. Daha sonra İtalya ve Fransa’da başka festivallere de kabul edildi. Bu ilk başarı beni bayağı motive etti. Bu işin altından kalkabilirim diye düşündüm.

Columbia Üniversitesi’ndeki eğitiminden bahsedebilir misin? Film bölümünün sana kazandırdıkları neler oldu?

Columbia Üniversitesi’ndeki eğitim benim için çok önemli bir deneyim oldu. Columbia'daki film bölümü, öğrencilerin film yapım sürecindeki her aşama hakkında bilgi sahibi olmasını sağlayan bir müfredata sahip. Bence bölümün esas kuvvetli yani bu zaten. Okulda senaryo yazımı, yönetmenlik, yapımcılık, görüntü yönetmenliği ve oyuncu yönetmenliği üzerine dersler aldım. Şu an daha çok senaryo yazarlığı ve yapımcılığa yönelmiş durumdayım, ama yönetmenlik ve oyuncularla çalışma konusundaki deneyimimin yapımcılık konusunda bana çok şey kattığına inanıyorum. Okul sayesinde sahip olduğum bu birikim, yönetmenlerle iletişim kurmamı kolaylaştırıyor. Yapımcı olarak görev aldığım projelerde birinci elden doğru iletişim kurmam gereken en önemli kişinin yönetmen olduğunu düşünürsek, bu bahsettiğim durumun önemi daha da belirginleşir.
Okulda benimle sinemaya dair aynı tutkuları paylaşan bir çok insanla çevrelenmiş olmam, bana film yapmanın her şeyden çok iyi bir takım çalışması gerektirdiğini öğretti. Yapımcı olarak görev aldığım projelerde en az 30-40 kişiyle birlikte çalışıyorum ve bu insanlardan her gün pek çok beklentim oluyor. Ancak benim onların ihtiyaç ve beklentilerine cevap verebilmem de aynı derecede önemli.

Columbia Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra kariyerin nasıl devam etti ? Biraz da ilk uzun metraj deneyiminden bahsedebilir misin?

Mayıs 2005’te halen Columbia Üniversitesi’nde öğrenciyken, bir tez filminin yapımcılığını üstlendim. 35mm çekiyorduk ve büyük bir oyuncu kadrosuyla çalışıyorduk. New York’un hemen hemen her yerinde pek çok mekanda çekim yaptık. Sanırım o prodüksiyonun kapsamı ve üzerime yüklediği sorumluluk beni uzun metrajlı film yapımcılığına hazırladı. Tez filminin casting’ini üstlenen Tsu Tsu Stanton çalışmamdan memnun kalmış olacak ki, beni Crystal Visions (Pelin bu isimden nefret ettiğini ve yönetmenin yeni bir isim arayışında olmasından son derece memnun olduğunu belirtiyor) için önerdi.
Açıkçası Crystal Visions’ın çekimleri hiç de kolay olmadı. Bütçenin kısıtlığı yüzünden haftada altı gün çalışmamız ve filmi yirmi bir günde bitirmemiz gerekti. Yönetmen John Petrini kısa film ve reklam konusunda oldukça deneyimliydi, ancak bu onun da ilk uzun metrajlı filmiydi. Bence ortaya mükemmel bir iş çıkardı. İlerki projelerinde kendisiyle tekrar çalışmayı çok isterim. İlk uzun metrajlı projelerine soyunan birer yönetmen ve yapımcı olarak, benim de John’un da çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Çok iyi bir oyuncu kadrosuyla çalışma imkanımız oldu. Filmin iki başrol oyuncusunun Amerikan televizyonun tanınmış isimlerinden olması, proje için çok önemliydi.
Crystal Visions, crystal meth’in (*) ufak kasabalara yayılışını ele alan çok Amerikanvari bir film. Baştan beri Avrupa altyapısı sahibi ve Avrupa’nın estetik anlayışına hakim olan bir görüntü yönetmeninin projeye büyük katkı sağlayacağını düşünüyordum. İlk aklıma gelen isim Martina Radwan oldu. Martina ile 2004’te başka bir projede beraber çalışmıştık ve ben o projede kendisinin çalışma biçimi ve ortaya çıkarttığı işin kalitesinden çok etkilenmiştim. Martina daha evvel Türkiye’de de görüntü yönetmenliği yapmış. John fikri hemen benimsedi ve şimdi geriye dönüp baktığımda, ne kadar doğru bir karar vermiş olduğumuzu görüyorum. İlk uzun metraj işimi özetlemek gerekirse, bu film benim için inanılmaz bir deneyim oldu. Çok yetenekli bir kadroyla çalıştım ve hepsinden pek çok şey öğrendim.

Mükemmel bir yapımcı olmanın sırrı nedir?

Eğer böyle bir sır varsa bile, benim bilmem için henüz oldukça erken! Ancak kendi deneyimlerimden şunu söyleyebilirim: İyi bir yapımcı olmanın en önemli şartı iyi bir ekip oluşturabilmektir. Bu insanların sadece iyi birer yönetmen, oyuncu ya da avukat olmaları yeterli değil; aynı zamanda saygı duyup güvenebileceğiniz kişiler olmaları da lazım. Sadece çok para kazanacağım ya da projenin enteresan olduğuna inandığım için güvenmediğim insanlarla çalıştığım bir ortamda olmayı istemem.
Tabii ki zaman zaman genç ve deneyimsiz olduğum için bu tür ortamlarda bulunmak durumunda kaldım. Böyle üretim süreçleri de mümkün, ama bu tarzda çalışmak bana çekici gelmiyor. Bu tip ortamların ne kişiliğime, ne de kariyerime bir katkısı olmuyor. Projeye inandığım ve beraber çalıştığım insanlara güvendiğim sürece, yaptığım işe kendimi tamamen vermem daha da kolaylaşıyor. İşimden zevk almam önemli, çünkü benim için iş ve özel hayat arasında ayrım yok. Bu çok küçük yaştan verdiğim bir karar.

Şu ana kadar işinizin en tatmin edici yanları ne oldu?

Bu belki size biraz tuhaf gelecek ama işimin her yanını tatmin edici buluyorum. Sürekli yeni insanlarla tanışıyorum ve yeni projelerden haberim oluyor. Bu işte paylaşım ve gözlem yapmak için oldukça sık fırsat çıkıyor insanın karşısına. Bu benim için hem kişisel hem de profesyonel anlamda oldukça tatmin edici.

Bundan sonraki planlarınız nedir? Türkiye’de bir projede çalışmayı düşünüyor musunuz?

Şu an ikinci bir uzun metrajlı filmin yapımcılığına başlamak üzereyim. Film, New York Wings Tiyatrosu’nda 2004’de sahnelenen oldukça popüler bir oyunun adaptasyonu. Yapımcı ve yazar olarak üzerinde aynı anda çalıştığım birkaç değişik proje var. Columbia Üniversite’ndeki tez senaryom 1950’lerin Türkiye’siyle ilgili uzun metrajlı bir hikayeydi. Şu an Türkiye’de çalışmayı düşünmüyorum ama bu senaryonun kısa zamanda Türkiye’de filmleştirildiğini görmeyi çok isterim.

(*) Asıl adı crystal methamphetamine olan uyuşturucu.

Not: Bu söyleşi internet sayfamız için özel olarak hazırlanmıştır.



 
 


Sinema rehberiniz