"Kötümser insan yarının bugünden daha kötü olmayacağını düşünür, iyimser insansa yarının bugünden daha iyi olmayacağını…"


Bir siperin arkasında Sırp askerler, ötekisinde ise Boşnaklar vardır. Geceleyin Chiki ve yoldaşları sislerin içinde bu iki siper arasındaki bölgede kaybolduğunda, sabah onları uyandıran güneş değil Sırp kurşunları olur... Omzuna gelen bir tanesi haricinde onlardan kurtulabilen Chiki, etrafa saçılan cesetlerin arasından geçerek terk edilmiş bir sipere ulaşır. İki Sırp askerinin ölü sandığı bir Boşnak arkadaşının altına Amerikan yapımı bir 'sıçrayan mayın' yerleştirdiğini saklandığı yerden görür. Siperi kolaçan eden Sırp askerler aynı noktaya geri döndüklerinde, köşede duran bir silahın kaybolduğunu fark ederler. Sonrasında ise imha edilmesi mümkün gözükmeyen bir mayının üzerinde yatan canlı bir insan, az ilerisinde cebindeki çıplak erkek fotoğrafıyla ölmüş bir Sırp askeri ve siperdeki deponun girişinin iki karanlık yanında durmuş Rolling Stones tişörtlü, Converse'li, Boşnak Chiki ve karnından vurulmuş, gözlüklü, üniformalı öteki Sırp asker Nino vardır... Bir gün öncesine kadar arazi muharebesi içinde olmalarından dolayı birbirlerine ancak dürbünlerle bakabilecek uzaklıkta olan bu iki insanın arasında, şimdi sadece bir kol hizası kalmıştır. Bu aralığı ise kurşunların uçuştuğu, iki taraf arasında 'tarafsız' bir yer, masmavi bir gökyüzü doldurmaktadır. Ne var ki bu sahnede silahların patladığı tek yer de (BM barış gücü askerlerinin kasketleriyle aynı renkteki) barış dolu (!) bu gökyüzüdür. Chiki ve Nino kötümser insanlardır. Kötümser insanlardır, çünkü kendi ellerindeki silahların da patlamayacağını, yaşayan bir ölü olan Cera'nın bir gün elinde fotoğrafını tuttuğu kadını görebileceğini düşünürler: Yarın bugünden daha kötü olmayacaktır, tıpkı bugünün dünden daha kötü olmadığı gibi... Tarafsız bölge kavramı ve barış gücü birer ütopyadır aslında, son sahnede Cera'nın canlı bedeninden yukarı yükselen kamera da belki bu ütopyayı aramaktadır; yani hiç varolmamış, olmayacak bir yeri.

Belgeselci gelenekten gelen yönetmen Danis Tanovic sınırdaki çatışmalar sırasında kamerası elinde uzun süre çekim yapmış, savaşın bire bir görgü tanığı. İlk uzun metraj filminde yaptığı da bu objektif çekimlerden pek farklı değil. Savaşanlar arasında göğüs göğüse bir karşılaşmanın söz konusu olmadığı günümüz modern (!) savaşlarını değil, bir kardeşin diğer kardeşi vuruncaya kadar savaş olamayan savaşı, bütün anlamsızlığı ile 'gerçek' savaşı anlatma amacında Tanovic. Amaçladığı bu olunca da filmi, ne kahraman kurtarıcılar üzerine odaklanıp ülkesinin milliyetçi söylemlerini avaz avaz bağırıyor (ki bunların son örneği halen vizyonda), ne de entelektüel boyalarla ve göz alan bir görsellikle süslediği bedenini ödül beklercesine satışa çıkarıyor. Savaş olgusunu sorgulayan gerçek anlamdaki savaş filmleri ancak onun bütün ağırlığıyla üstüne çöktüğü, havadaki barut kokusunun oksijenden daha fazla olduğu ülkelerden çıkabilmekte belki de. Mesela İsrail sineması. İsrail topraklarının üzerinde incelmeyen bir savaş atmosferi ve içinde Bosna-Hersek'teki gibi bitmeyen bir politik karmaşa mevcut. Bu bitmek bilmeyen savaş atmosferi içinde, Tanovic gibi, kime veya neye karşı taraf olacağını doğru seçebilmiş bir diğer yönetmen de Amos Gitai. 1973 Yom Kippur Savaşını anlatan Kippur (2000) filminde Gitai, savaşı düşmanın görünmediği, hangi tarafa ait olduğu belli olmayan çamurlarla kaplı bir toprak parçasına taşıyıp, belli bir mesafeden gözlemleyerek onun anlamsızlığını vurgular. Gene İsrail yapımı, İsrailli bir çavuşun Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından rehin alınmasını ve kısa süreli esaret-rehin alınma sırasında, Tanovic'in Tarafsız Bölge'nin senaryosunu yazarken esinlendiği Mesa Selimovic'in 'Derviş ve Ölüm' hikâyesindeki gibi, bir dostluğun doğmasını anlatan Kupa Finali'nde (Cup Final, 1991), savaşın aslında askerlerin arasında değil, birbirleriyle futbol maçlarını ya da ortak tanıdıkları sarışın ve kocaman göğüslü bir kızı konuşabilecek insanların arasında geçtiğini gösterir. İnsanlar, onları birbirine bağlayan birçok şeyin farkına varabilseler: Aynı dili konuştuklarını kabul edip, aynı dile dört farklı ad vermeseler ya da her sorulan soruya 'evet' yanıtı vererek anlamadıkları bir dili anlıyormuş gibi yapmasalar. Bunu fark edemedikten sonra, ne derviş ne de şövalye suçludur, ne derviş ne de şövalye masumdur.

Tanovic'in filmindeki temel yaklaşım da mutlak iyiyi ve kötüyü aramamak, olaylara ve kişilere karşı yansız yaklaşarak filmi nötrleştirmeye çalışmak. Filmde hiç kimse etnik kökeninden dolayı suçlanmıyor; gayet rahatlıkla 'Nino Boşnak, Chiki de Sırp kökenli olsa filmde hiçbir değişiklik olmazdı' iddasında bulunabiliriz. Homoseksüel Sırp çavuşta ve kriz bölgelerine sekreteriyle teşrif etmeyi seven BM İngiliz generalinde öteki karakterleri yansıtmadaki tarafsızlık net görünmese de bu pek bir sorun değil film için; çünkü onlar, yaratılan 'tarafsız bölge'nin işlemezliğinin somut kanıtları olarak varlar filmde.

Tarafsız Bölge, Boşnak olmak bir yana dursun bir insan olarak bile Tanovic'in bizzat tanık olduklarından sonra kin ve nefret kusmadığı, orada oldukları için karşı tarafı suçlamayıp, onun yerine savaşın kendisini suçladığı, kurmaca bir hikâyeye dayanmasına rağmen tipik savaş filmlerinin aksine, kurmacanın dramatizasyona kaymaya başladığı noktada durabilmeyi başardığı, 'tarafsız' bir film. Ve insan soramadan edemiyor: Zamanında 'tarafsız'lıkta sınıfta kalmış Avrupa ve Amerika, bu 'tarafsız' filmi ödüllere boğarak karnesindeki kırıklardan birini mi düzeltmeye çalışıyor acaba?


Arseli Dokumacı