|
Kültür Bakanlığı'nın 45 milyar lira destek verdiği, yurtiçi festivallerde pek çok ödül kazanmış, Oscar'da Türkiye'yi temsil etmek üzere aday adayı seçilmiş Büyük Adam Küçük Aşk filminin yasaklandığı açıklandı.
Handan İpekçi'nin yönettiği film Denetleme Alt Kurulu tarafından incelenmiş ve 19 Ekim 2001 tarihinde vizyona girmişti. 102 bini aşkın seyirci tarafından izlenen filmi Emniyet Müdürlüğü'nün raporu doğrultusunda yeniden inceleyen Sinema, Video ve Müzik Eserleri Denetleme Üst Kurulu, gösterime girdikten beş ay sonra filmi yasakladı. Raporda filmin polisin yargısız infaz yaptığı mesajını verdiği, Kürt dili ve kimliğine karşı şoven yaklaşım sergilediği, Emniyet Teşkilatı'na güven duygusunu zedeleyici mahiyette olduğu ve bölücü propagandalarla paralellik arz ettiği belirtiliyordu. Yasağın öğrenilmesinin ardından gazeteler "destek olduğu filmi yasakladı" şeklinde başlıklarla Kültür Bakanlığı'nı eleştirdiler. Bir basın toplantısı düzenleyen bakan İstemihan Talay yasağı kendilerinin değil, Emniyet'ten gelen şikayet üzerine toplanan özerk kurulun aldığını belirtti. Bakanlık temsilcisinin de aleyhte oy verdiğini söyleyen Talay izlemediğini belirttiği filmin bakanlığa sunulan senaryosunda küçük kızın finalde kardeşliği simgeleyen bir yaklaşım ortaya koyduğunu, filmde ise kendi ailesinin yanına gittiğini, filmin adının Büyük Adam Küçük Aşk, Cumhur Bey karakterinin "Rıfat" olarak değiştirildiğini, Berlin Film Marketi'nde basılan afişte ise filmin adının, ensest ilişkiyi çağrıştırdığı gerekçesiyle Hejar'a çevrildiğini, Türkiye'de böyle bir şeyin kimsenin aklına gelmediğini kaydetti. "Değişiklikler bende, iyi ve güzel hedeflerle, kardeşlik mesajı verilmek için yola çıkmış filmin daha sonra, fazla ilgi çekmek için bazı kesimlerin tepkisini çekerek, bazılarının ilgisini istismar ederek bu güzel hedefleri yok ettiği izlenimini uyandırdı" diyen Talay yasak kararının kesinleşmesi için yargısal süreç bulunduğunu belirtti ve verilen maddi destek konusunda "İlgili yönetmelikte bu durumlarda para geri alınır hükmü yok. Ancak bundan sonra böyle bir hüküm koymayı düşünüyoruz Bu filmle ilgiliyse hukuki değerlendirme yapmamız gerekir" şeklinde konuştu. 6 Mart'ta SESAM'da bir basın toplantısı düzenleyen Handan İpekçi ise, kültüre ve sanata duyarlı bir Kültür Bakanı ile karşı saflara düşmüş olmaktan üzüntü duyduğunu, olayın kaynaklarının başka olduğunu, bakanlığın da, filmin de kurban seçildiğini söyledi. Bakanın filmi izlememiş olmasına da sitem eden yönetmen filmin iddia edilenin aksine sevgi ve kardeşlik mesajı verdiğini belirtti. Çeşitli meslek örgütleri adına söz alan kişiler İpekçi'yi destekleyen ve yasağı kınayan konuşmalar yaptılar. Oyuncu Selda Alkor, toplantıya gönderdiği faksla kuruldan istifa ettiğini duyurdu. Alkor'la dönüşümlü görev yapan Meltem Savcı da aynı kararı aldığını açıkladı. Oyuncu Rutkay Aziz'in kurulun tümüyle kalkması, bunun için imza toplanması önerisi dikkat çekti. Ancak bu konuda bir girişim yapılmadı. Kurulda filmin yasaklanmaması yönünde oy kullanan Yılmaz Atadeniz istifayla bir yere varılamayacağını, kurullarda daha güçlü olmanın yollarını aramak gerektiğini vurguladı. Altyazı'ya özel bir açıklamada bulunan Atadeniz filmi çok beğenip İpekçi'yi ilk tebrik edenlerden biri ve filmi Oscar'a gönderen kurulun üyesi olduğunu hatırlattı. Haksız yere eleştirilen bakanlığın da partilerden, İçişleri ve Emniyet'ten gelen bütün baskılara rağmen son ana kadar her aşamada filmi ve yönetmeni himayesine aldığını ancak, izin alınmadan "Hejar" ismiyle afiş bastırılıp altına bakanlığın armasının konulması ve Berlin'de dağıtılan broşürlerdeki bazı ifadeler üzerine daha fazla savunamaz hale geldiğini söyledi. Atadeniz "Handan, Berlin'de yanlış zamanda yanlış iş yaptı. Böyle iyi bir filmin sonu böyle olmamalıydı" dedi. Kendisiyle görüştüğümüz Handan İpekçi ise Atadeniz'e karşılık vermek istemediğini belirterek sanatın magazin sayfalarında görülenden ibaret olmadığını, eleştirinin sanatın ayrılmaz bir parçası olduğunu, sanatçıların en az politikacılar kadar söyleyeceklerinin olduğunun anlaşılması gerektiğini, resmi söylemin dışına çıkan eserlerin önüne yasaklamalarla geçmenin günümüz dünyasına yakışmadığını, bir ülkenin Kültür Bakanının, sebebi ne olursa olsun, bir sanat eserinin yasaklanmasını savunmasının çok acı, çok ironik olduğunu vurguladı. "Senaryo çalışmasının sonu yoktur" diyen İpekçi, her yönetmenin film tamamlandıktan sonra da, gerekli görürse sahne çıkarıp eklediğini, kendisinin de gerekli gördüğü için finalini değiştirdiği filminin bu haliyle daha birleştirici ve bütünleştirici olduğunu söyledi. "Yasaklamaya karar verenler anlamadığı için açıklamak zorunda kalmak bana utanç veriyor" diyen yönetmen "Cumhuriyet aydınını temsil eden Rıfat beyin, var olmayan ailesine geri dönen ama bir süre sonra kendisine döneceği gün gibi aşikar olan, kedisini bile Rıfat beyde bırakan çocuğun yerel giysilerinin üzerine kendi aldığı paltoyu ve şapkayı giydirmesinin, dikkatli bir film okuyucusu tarafından alt kimlik-üst kimlik göndermesi olduğu, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak farklı alt kimliklerin olabileceğinin ve bir arada yaşanabileceğinin anlatıldığı anlaşılırdı" açıklamasında bulundu. Bu arada Oscar aday adaylığında ilk beşe giremeyen film -ki Bakanlığın bilinçli bir şekilde filmi orada yalnız bıraktığını belirtiyor İpekçi- elenmiş durumda. İstanbul Film Festivali'nde yer alacağı ilan edilen filmin akıbeti henüz netleşmiş değil. Festival yöneticileri kendileri açısından herhangi bir sorun olmadığını belirtirlerken İpekçi "festivaldeki gösterim gününe kadar, mahkemeden 'yürütmeyi durdurma' kararı alabilirsek katılabileceğiz" dedi. Öyle görünüyor ki olayın yankıları bir süre daha devam edecek. Biz kazananın "sinema" olmasını ve bu olayın Handan İpekçi'nin yeni projelere imza atmasının önüne geçmemesini diliyoruz. |