|
"KADIN YÖNETMENLER VARDIR DEMEK İÇİN..." Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nin bu yıl Mayıs ayında 5.si düzenlenecek. Bu yılki teması "Kadın ve İdeoloji" olan festivalin öncesinde festival ekibiyle söyleşi yaptık. Söyleşi: Övgü Gökçe ![]() İlk ortaya çıkışından bu yana festival nasıl yol aldı? Çıkış noktasını oluşturan neydi? Siz kendi açınızdan gelişim çizgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sevna Akpınar (Yön.) : Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'ni toplumsal cinsiyet duyarlılığını geliştirmek yönünde sinemanın çok etkili olacağı inancı ile düzenlemeye başladık. Bu noktada önemli olan, kadını bir estetik nesne olarak değil de gerçek kimliği, sorunları ve mücadelesi ile ele almayı başaran, kadın temalı filmlerdi. Başlarken ki düşüncelerimiz, geçirdiğimiz dört yıl ve izleyicilerden aldığımız olumlu tepkiler bize doğru bir yolda ilerlediğimizi gösterdi. "Kadın filmleri" festivali organize ederken temel düşünceniz ve amacınız neydi, neleri içermek, neleri dışarıda bırakmak istediniz? Festivalin çerçevesine ve içeriğine ilişkin düşünceler zamanla değişti mi? SA: Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nin Ankara'nın kültürel ve sanatsal yaşamına taze bir soluk getirdiğine ve her yıl dünyanın dört bir yanından ülkemize gelen sinema insanlarını sinemaseverlerle buluşturarak Doğu ve Batı kültürleri arasında bir köprü görevi yaptığına içtenlikle inanıyoruz. Bize en sık sorulan sorulardan biri neden yalnızca kadın yönetmenlerin eserlerinin programa alındığı. Kadın konulu filmleri neden programa almıyorsunuz da hemen ardından gelen ikinci soru. Bunun nedeni bizce çok açık. Kadın yönetmenler vardır demek için. Kadın yönetmenlere bir fırsat yaratmak için. Kadın Filmleri Festivali yapmamız, tabii öncelikle kadın sorunlarına ve toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı sinema eserlerinin bir arada gösterimini sağlayıp bu konuda toplumsal bilincin gelişmesine aracılık etmek. Ama elbette ki kadın sorunu anlatıyor diye yetkin olmayan bir sinema örneğini programımıza almıyoruz. Yani ortak bir sanat dürtüsü ile yapılmış filmler ancak festivalde yerini alabiliyor. Bunun için bütün yıl boyunca 300-350 film izliyor; ancak 50-60 tanesini programa alabiliyoruz. Sanat alanında kadın ayrımcılığı yapmak, sanırım kadınlar tarafından ortaya konan her şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmekle olurdu. Ama kadın ayrımcılığı yapmak cinsiyet eşitliğini, eşit fırsatları savunmak ise, evet, kadın ayrımcılığı yapıyoruz. Bu temel düşünceler zamanla değişim göstermiyor; hatta üstesinden geleceğimize inancımız yıllarla birlikte arttıkça yeni amaçlar ekleniyor. Kadın yönetmenlerin bir araya gelip birbirlerine deneyim aktarmaları ve hatta birlikte proje üretmeleri için bir platform yaratmak festivalimizin gerçekleştirmeyi çok istediği bu yeni amaçlardan biri. Geçen yıl bu doğrultuda attığımız ilk adım programımıza aldığımız bütün filmlerin yönetmenlerini festivalimize konuk olarak davet etmekti. Davetimize olumlu cevap veren 18 yönetmen Ankara'da buluştu. 5 gün süre ile festival programını izlemek, sinemaseverler ile görüşmeler yapmak ve düzenlenen söyleşilerle soruları yanıtlamanın yanısıra görüş alışverişinde bulunmak, birlikte projeler üretmeninin olanaklarını araştırmak üzere toplantılar yaptılar. Aralarında Martha Meszoras, Drahomira Vihonavo gibi tecrübeli yönetmenlerin yanısıra ilk filmlerini çekmiş çok başarılı ama deneyimsiz gençler vardı. Yönetmenlerin deneyimlerini birbirlerine aktarmaları için zemin yaratabilmiş olmak bize çok gurur verdi. Bu yıl da bu uygulamayı sürdürüyoruz. Şimdilik uzak bir hayal olarak gözükse bile festivalimizin bu soy bir proje sonucu ortaya bir eser çıkmasına aracılık etmesi, bizim için çok büyük bir gurur kaynağı olacak. Türkiye dışında da benzer festivaller düzenleniyor mu? Bunlar arasında sizin için ilham kaynağı olan ya da işbirliği yaptığınız başka etkinlikler var mı? Ebru Sormaz (Yön. Yrd.): Dünyanın birçok ülkesinde kadın filmleri festivali düzenleniyor. Hemen hepsi de bizim amaçlarımıza benzer amaçlarla ortaya çıkmış. Hemen hemen hepsi ile iletişim içindeyiz. Kadınların sinema alanında ürettiklerini gözden kaçırmamak için programlarını takip etmeye çalışıyoruz. İşbirliğimiz şu anda birbirimizi bilgilendirme aşamasında. Ama geçen yıl başlatılan Avrupa Kadın Filmleri Festivalleri network programına katıldık. Bunun için çalışmalar "Feminale" (Almanya'nın Köln kentinde düzenlenen bir kadın filmleri festivali) sekreterliğinde yürütülüyor. İlk toplantı Köln'de yapıldı. Kurulma aşamasındaki bu network önümüzdeki yıldan itibaren aktif hale gelecek. Festival kadın kimliğini sinema endüstrisi içinde nasıl tanımlıyor? SA: Kadın kimliğinin yıllardır sinema endüstrisinde durduğu yer zaten ortada. Biz durumun tespit edilmesi için aracılık yapmak durumundayız. Sinema endüstrisi kadını uzun yıllar yok saymış olsa da, yalnızca nesne olarak kullanmış olsa da, biz durumun aslının tespiti için uğraş veriyoruz. Özellikle sinemamızda kadın emeğinin görünür kılınması için araştırmalar yapıyor ve bu araştırma sonucu belgesel film yapılmasına aracılık ediyoruz. Tıpkı geçen yıl üretilen "Yeşilçam'ın Görünmeyen Kadınları" belgeseli gibi. Bu yıl festivalin konusu "Kadın ve İdeoloji" olarak belirtiliyor. Siz festival komitesi olarak kendinizi bu meseleye ilişkin belirgin bir yere konumlandırıyor musunuz? Yönetmenlere ilişkin seçiminizi nasıl yaptınız? Semiramis Yılmaz (Yön. Yrd.) : Konu demek ne kadar doğru olur bilmiyorum. "Kadın ve İdeoloji" festival programımızın kalın bir dosyası. Bu dosya konusu Kadın ve İdeoloji"; çünkü şimdiye kadar sahip olunan, savunulan, uğruna savaşılan ideolojilerin bedellerini tüm insanlık olarak çok ağır ödedik, hâlâ da ödüyoruz. Biz bu olaya bir de kadın gözünden sinemaya yansımalarıyla bakmak istedik. Konu bir festival programına sığdırılamayacak kadar geniş. Bu nedenle bir ülke ile sınırlandırdık. Ülke olarak ise ideolojilerin kadın gözünden sinemaya yansımasının çok belirgin olduğu Almanya'yı seçtik. 1930'lar, 1970'ler ve bugün olmak üzere üç bölüme ayırdık. 1930'larda Hitler'in sinemacısı olarak bilinen, döneminde, sinema dilinde yarattıkları ile tüm zamanların en büyük belgesel film yönetmeni olarak nitelendirilen, ardındansa bir savaş suçlusu olarak yargılanan ve faşist suçlamasından bugün dahi kurtulamamış olan Leni Riefenstahl. Şu anda 100. yaşını yeni bir belgeseli ile kutlamaya hazırlanıyor. Festivalimiz, Türkiye'de ilk defa Riefenstahl filmlerini sinemaseverlere sunabilme heyecanını yaşayacak, yani ülkemizdeki sinemaseverler Leni Riefenstahl hakkında kendileri karar verme olanağı bulacaklar. 1970'li yıllarda ise Almanya'da bir başka dönem yaşanıyor. Bu dönemde ise karşımıza içinde büyüdüğü politik ortamda söylemini başarıyla oluşturmuş, Alman sinemasının ortaya çıkardığı en önemli kadın yönetmenlerden bir Margarethe Von Trotta çıkıyor. Trotta'nın dönemin olaylara yaklaşımını yansıtan 5 filmi programımızda. Üçüncü bölümde ise genç kuşak 4 kadın yönetmenin farklı dillere sahip filmleriyle Almanya'nın bugün nerede durduğunu anlamamızı kolaylaştıracaklarını düşündük. Biz festival olarak nerede duruyoruz konusuna gelince, savaşın, açlığın, şiddetin olmadığı yani şu anda dünyanın içinde bulunduğu durumdan çok uzak bir yerde... Türkiye'deki sinemacıların festivale yaklaşımları nasıl? Festivali örgütleyenler olarak siz, Türkiye'deki sinema ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz? ES: Aslında pek yaklaşmıyorlar. Biz yaklaştığımızda ise çok yardımcı oluyor ve ellerinden geleni yapmak için çaba gösteriyorlar. Yerli filmlerle ilgili tek sorun ise kaynak eksikliği. Kopyayı bulsanız, bilgi bulamıyorsunuz. Bilgi bulsanız, kopya yok. Aslında esas sorunu yabancı filmlerde yaşıyoruz. Ücretli sinema kanalları yaygınlaştıkça, film ithalatçıları hemen hemen bütün filmlerin Türkiye haklarını alıyorlar. Bu filmlerin çoğu ticari sinema salonlarında gösterime girmiyor. Yalnızca bu kanallarda yayınlanıyor. Festival programına almaya kalktığınızda ise karşınıza Türkiye temsilcisi çıkıyor. Bazı temsilcilikler ise yurtdışı dağıtımcılardan bile çok gösterim kirası istiyorlar. Üstelik ellerinde ne filmin kopyası, ne filmin çevirisi var. Filmin kopyasını festival getirtecek. Yurtdışındaki dağıtımcı kira isterse, bu bedeli festival ödeyecek. Filmin çevirisini ve altyazısını festival yaptıracak ve üstelik temsilciye kira ödeyecek. Özetle bu soy filmlerin sinema salonlarında seyirciyle bulaşması imkânsız. Türkiye'deki sinema ortamı, hemen hemen bütün kültür ve sanat ortamlarının yaşadığı sıkıntılar içinde ve hâlâ ve inatla bir şeyler yapmaya çalışan insanların çabalarıyla devam ediyor. Bu alanda kadınlar vardır demeyi kendi kendimize görev edindiğimiz için mutluyuz. Uçan Süpürge Ekibi
Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali 1988 yılından beri birçok kadının emeği ile yürütüldü. Uçan Süpürge'nin bütün projelerinde olduğu gibi birinci festivalden başlayarak bugüne kadar ekipte yer alan kadınlar birikimlerini festivale aktararak sürekli gelişmeyi sağladılar. Ayrıca festivalimizin geniş bir danışma kurulu var. Her yıl programın çerçevesini bu kurulla birlikte çizmeye çalışıyorlar. Uçan Süpürge'nin festival ofisi bütün yıl çalışmakta. 12 ay boyunca 2 kişi görev yapıyor. Ebru Sormaz ekibin en devamlı üyesi oldu. 5. festivalimizin programını oluşturmaktan kataloğunu yazmaya kadar her noktasında emeği var. Semiramis Yılmaz ekibin yeni üyesi. 5. festivalimizde basın ve konuk koordinatörlüğünden film trafiğine ağır işler onun sorumluğunda yürüyor. Sevna Akpınar ise Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nin ilk gününden beri çeşitli zamanlarda görevler aldı. 2000 yılının Ekim ayından beri de festivalin yönetmenliğini üstlendi. Artık festivalin bölümlerinin, çizgisinin kesinleşmesi ve her yıl programın birbirini tamamlayan bir sürekliliğe sahip olması gerektiğine inanıyor. BAŞLIKLARLA 5. UÇAN SÜPÜRGE KADIN FİLMLERİ FESTİVALİ PROGRAMI 1.SİNEMAMIZ : Nisan Akman Toplu Gösterisi Mahinur Ergun Toplu Gösterisi Ayten Kuyululu Ürkmez Toplu Gösterisi 2. FEMİNİST SİNEMA TARİHİ: "GERMAINE DULAC" 3. KADIN VE İDEOLOJİ: "BİR ÜLKE: ALMANYA" OTUZLU YILLAR - Leni Riefenstahl YETMİŞLER, SEKSENLER - Margarette von Trotta BUGÜN (The Middle of Nowhere, Mostly Martha, Anam, Honolulu) 4. TOPLU GÖSTERİ: "BUSI CORTÉS" 5. HER BİRİ AYRI RENK 6. KISA OLMAZSA OLMAZ Toplu Gösterimler: Rahşan'ın Seçtikleri, Kecskemet Animation Film Studio, Emily Hubley, Lisa Hayes, Hilda Hidalgo 7. KISA FİLM ÖYKÜSÜ YARIŞMASI 8. PANEL VE SÖYLEŞİLER "TV DİZİLERDE DEĞİŞEN KADIN ROLLERİ" Yazının devamını Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin NİSAN sayısında bulabilirsiniz. |