KISA FİLM SÖYLEŞİ / HİLMİ ETİKAN

ULUSLARARASI İSTANBUL KISA FİLM GÜNLERİ
"bu etkinlik aslında seyircinin etkinliğidir"

Genel yönetmenliğini inanılmaz bir coşkuya ve enerjiye sahip olan Hilmi Etikan'ın yürüttüğü Uluslararası İstanbul Kısa Film Günleri 15.'si, 3-9 Nisan 2003 tarihleri arasında kısa film severlerle buluşuyor. Etkinlik geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da İstanbul'da temsilciliği bulunan yabancı kültür merkezlerinin ve ataşeliklerin katkılarıyla gerçekleşiyor.

Ana sponsor olan Yapı Kredi Kültür Sanat'ın katkılarıyla etkinlik, bu yıl İstanbullu sinemaseverlere 17 ülkeden 117 filmlik bir seçki sunuyor.

Türk kısaları haricinde 35 ve 16 mm formatında çekilmiş ve kurmaca, deneysel ve canlandırma kategorilerine ayrılmış filmler (istisna olarak Türkiye'den onbir Macaristan'dan bir belgesel film yer alıyor programda) bir hafta boyunca İstanbul Fransız Kültür Merkezi, İstanbul İtalyan Kültür Merkezi ve İstanbul Alman Kültür Merkezi salonlarında, orijinal dillerinde, İngilizce altyazılı olarak gösterilecek.

Türkiye'den 24. İFSAK Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması'nda ön elemeyi geçen ve ödül alan ve filmlerin gösterileceği etkinlikte ayrıca Ethem Özgüven ve İlker Canikligil'in toplu gösterimleri yer alıyor.

Ayrıca etkinliğin aralarında sinema okulları yöneticilerinin, dağıtımcılarının, festival yöneticileri ve yönetmenlerin bulunduğu Avrupa'dan yaklaşık yirmi kişilik davetli listesiyle Yapı Kredi Kültür Sanat Konferansları çerçevesinde, bu sene de meraklılarına keyifli sohbetler sunacağını müjdeleyelim. İpucu olarak iki isim verelim hemen: Polonya'dan dünyaca ünlü Sinema ve Televizyon Okulu Lodz'un Dekanı Prof. Andrzej Bednarek ve Fransız sinemasının dünyada daha fazla seyirciyle buluşmasını destekleyen en önemli kuruluş olan Unifrance yöneticisi Christine Genndre.

Gösterimler her yıl olduğu gibi ücretsiz.

Uluslararası İstanbul Kısa Film Günleri nasıl başlamıştı ?

- Bundan 24 yıl önce İFSAK Kısa Film Yarışması'nı başlattık. 10 yıl kadar ulusal alanda yarışma düzenledik, kısa filmler izlettirdik. Yavaş yavaş Türkiye'de kısa film nosyonu yerleşmeye başladı özellikle gençler yurtdışından örnekler görmek istediler. Bu olanağa ulaşabilecekleri bir iletişim aracı yoktu. Bunun üzerine ilk olarak Fransız Kültür Merkezi'yle bir görüşme yaptık ve onların salonlarında İFSAK'tan ön elemeyi geçmiş filmleri ve Fransız kısa filmlerini göstermeye başladık. Sonradan Almanya ve İngiltere de katıldı. Böylece Uluslararası İstanbul Sinema Günleri oluştu. Etkinliğin motor gücünü Türkiye, Almanya ve Fransa oluşturuyordu. Etkinlik seyircide beklenenin üzerinde bir ilgi görünce hem biz organizasyonu büyütmeye karar verdik hem de diğer konsolosluklardan katılım talepleri gelmeye başladı ve giderek büyüyen organizasyonda katılımcı ülke sayımız on yediye , gösterim salonlarımızın sayısı üçe, günlük seans sayımız dokuza kadar ulaştı. Yani bu etkinlik aslında seyircinin etkinliğidir, biz organize ediyoruz ama bu günlere getiren seyircidir.

Oldukça uzun soluklu bir etkinliğiniz var. Bu süreçte Türkiye'de kısa filmde ne tür gelişmeler gördünüz? Motivasyonunuz hâlâ oldukça yoğun görünüyor.

- Kısa filmcilik konusunda ise açık yüreklilikle söylemek gerekirse yeteri bir gelişme göremedim. Türkiye'de sinema okulların devreye girmesiyle, video kamera kullanımının da artmasıyla, teknik imkanların film yapımını kolaylaştırmasıyla, film üretimi arttı. Ama nicelik olarak neredeyse bire on olan bu artış, niteliği de aynı ölçüde arttırmadı. Bunun nedenlerini araştırıyoruz, bir kere üretim aşamasında fazla bir hizmet sunamadık insanlara, ciddi bir yatırım gerektiriyor çünkü bu alan. İnsanlara olanak sunamadığımız için sivil alanda kısa film üretimi çok az yapılabildi. Yapılan filmlerin yüzde doksanı sinema okullarında yapılan filmler ve bunlarda her zaman söylediğim gibi süre olarak kısa filmler ama konsept olarak kısa filmler değil. Bir kısa film yönetmeninin kendini kafa olarak kısa film dünyasına hazırlaması gerekiyor. Bunlar sadece okullarda zaman darlığından, ekonomik darlıktan, öğrencilerin yapmış oldukları etüt çalışmaları. Dolayısıyla beraberinde kısa film yönetmenlerini de doğurmuyor. O bakımdan bir kısa film nosyonunu Türkiye'de tam yaratamadık. Dönem dönem çok başarılı kısa filmler yapılıyor ama onlarda rastlantısal olarak o çocukların kişisel başarısından kaynaklanıyor, kurumsallaşamadı kısa film. O çocuklarda başka alanlara geçiyorlar, çünkü, kısa film yaparak dünyanın her tarafında olduğu gibi Türkiye'de de yaşamak mümkün değil, para kazanamazsınız, geçinemezsiniz. O yüzden o insanlar da iki üç tane film çekip ortadan yok oluyorlar.

....

Söyleşi : Gürhan Özçiftçi


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Nisan 2003 sayısının Köşeler/Kısa Metraj bölümünde yayımlanan söyleşinin bir bölümüdür.

 

İstanbul Film Festivali'nin bilet fiyatlarını nasıl buluyorsunuz ?

 Ucuz
 Normal
 Pahalı


Sinema rehberiniz