| |
İzleyici, uçan halıya bağdaş kurdu, halı havalandı; Pakistan’da bir kadın sığınma evindeki kadınların soluğuna, oradan Afrika’da evlerin duvarlarına resim yapan kadınların fırçasına, Balkanlarda söylenen bir şarkının ezgilerine, Afganistan’da patlayan bir bom-bayla çocuğu ölen annelerin çığlıklarına, Japonya’da batan Ertuğrul Fırkateyni’nin güvertesine, ardından Anadolu’da halı dokuyan kınalı parmakların arasına karıştı. Masal değildi gördükleri; dünyanın 1001 köşesinden toplanmış 1001 çeşit öyküydü.
Belgesel Sinemacılar Birliği’nin (BSB) bu yıl yedincisini düzenlediği 1001 Belgesel Film Festivali 3-7 Mart arasında Beyoğlu’nda yapıldı. Tema sınır-laması olmayan festivalde 34’ü yerli, 50’si yabancı olmak üzere 84 belge-sel gösterildi. Gösterimler, Fransız ve İtalyan Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak yapıldı. Bunun dışında Fotoğrafevi’nde saydam gösterileri, Turkcell binasında ise çeşitli atölyeler düzenlendi.
Bu yılki festivalde aynı zamanda birçok belgeselin de prömiyeri gerçekleş-ti. Bunlar; Güneş, Ay, Yıldız (Şehbal Şenyurt); Bela Bartok, Türkiye, 1936 (Sezgin Türk); Sokakta (Enis Rıza); Kalimerhaba Side (Savaş Güvezne); Taştaki İz (Can Ertuna); Çıralı: Doğala Dönüş (Bülent Arınlı) adlı filmlerdi.
1001’in en önemli özelliği, küçük bütçeli, televizyon formatına uymayan birçok bağımsız belgesele de gösterim şansı sunması; uzun süre emek ve-rilerek gerçekleştirilen onlarca belgesel ancak bu tür festivaller sayesin-de izlenme şansı buluyor. Üstelik bu festivalde gösterimler ücretsiz oldu-ğu için de, belgesel kanallarındakinden farklı belgesel izlemeye susamış seyirci için de bir şans...
Bu yıl da yedinci kez, bir buluşma mekânı oldu festival. Filmden önce, seyircilerin arasında yerini almış yönetmenler tanıtıldı. “Filmin yönet-meni şu anda aramızda, lütfen ayağa kalkar mısınız...” Filmin bitişiyle kısa bir sessizlikten sonra, ardı ardına sorular gelmeye başladı.
Belgeselsever birçok insanın ilgisi görülmeye değerdi; salonları tıka basa doldurdular; kimi zaman yerde, merdivenlerde oturarak izlediler belge-selleri. Bazıları yerini kaptırmamak için aralarda dışarı bile çıkmazken, yeni gelenlerle küçük çaplı koltuk atışmaları bile yaşandı. Kavga çıkma-sından hoşlanıyor değilim ama söz konusu belgesel izlemek için kavga etmek olunca, ne yalan söyleyeyim, için için mutlu oldum.
Ben de o koltuklarda oturup, festivali izleyen bir sinema öğrencisi ve genç bir belgesel yönetmeni olarak, önemli bulduğum bazı filmleri si-zinle paylaşmak istedim. Gerçi festival çoktan bitti; ama bu filmler başka birçok festivalde gösterilmeye devam edecek... Belki bu kısa notlar hafı-zanızda küçük de olsa iz bırakır...
Theo’nun Bakışı
Yön: Necati Sönmez (Türkiye/ 59 dk.)
Theo Angelopoulos izlemek sabır ister, emek ister, ancak onu anlayabilmek biraz masal, biraz mitoloji, biraz Yunan tarihi ister. Göç, yolculuk gibi temaları işleyen filmleri sembollerle bezelidir... Bu belgesel ise başka bir yolculuk yaşatıyor bize. Yönetmenin iç dünyasına yapılmış 11 kısa yolculukta, sadece yönetmen değil, onunla birlikte yol arkadaşları da eşlik ediyor öyküye. Aynı zamanda yapımcısı olan eşinin, kendisini çok “keçi” bulan senaristinin, görüntü yönetmeninin, bir türlü vazgeçemediği oyuncularının, hatta figüranının bile Angelopoulos’la ilgili edeceği bir çift lafı var. Theo’nun Bakışı’yla izleyici bu karmaşık ama bir o kadar da sade sinemanın özüne yaklaşma ve bu özgün yönetmeni daha yakından tanı-ma fırsatı buluyor. Necati Sönmez ve Emel Çelebi’nin birlikte hazırladıkları bu filmi Angelopoulos meraklıları, buldukları festivalde izlemeye baksınlar... Ge-çen yıl İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Theo’nun Bakışı BSB’nin birçok fes-tivalinde de izleyiciyle buluşuyor.
Gazze Şeridi
Yön: James Longley (ABD/ 74 dk.)
Kamera, “taş atmaya” giden Filistinli bir çocuğun peşine takılır. Çocuk için bu olay bilye oynamak kadar basit, olağandır. Taşlarına karşılık veren mermiler bir sokak oyunu gibidir onlar için. Ama çocukların bir kısmı akşam olunca bu so-kak oyunundan eve dönmezler... Oyunun diğer kısmı başlar...
2001 yılında Ariel Şaron’un iktidara gelişinden sonraki dönemde geçen filmde yönetmen, işgali, Filistin halkının arasından, en çok da çocuklarla birlikte izli-yor. Filmde ne üst ses, ne uzman görüşü kullanan yönetmen, dinamik kurgusuy-la da kendine özgü bir dil yaratıyor.
Irak’taki çekimlerine ara vererek, Festival konuğu olarak yorgun gözlerle Türki-ye’ye gelen yönetmenin aklı hâlâ Irak’ta gibiydi. Gazze Şeridi’nin çekimlerine de tercümanının ısrarıyla son vermiş; kasksız ve yeleksiz çekim yapan yönetmene “çekimleri bitirip ülkene dön, bir an önce de bitir şu filmi, yoksa kurguya başla-madan ölüp gideceksin burada” demesinin üzerine bitebilmiş çekimler. Önünde ölen yüzlerce insan için, o an çekim yaparken yardım edemeyen yönetmen, yar-dımını bu filmi mümkün olduğunca çok kişiye izleterek yaptığını düşünüyor. Gazze Şeridi geçen sene İstanbul Film Festivali’nde de gösterilmişti.
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Nisan 2004 sayısından alınmıştır.
|
|
|
|
|