Kapak 32

Cebimizdeki Kağıtlar

Bir sahne var aklımda, son on gün boyunca dergiyi yetiştirmek için sabahlamamışız gibi, açıklanamaz bir işgüzarlıkla 2005 Oscar törenini izliyoruz benim evimde. Sahneye ödül almak için çıkan herkes, bu ödülü asıl hak edenin kendisi değil ‘tüm film ekibi’ olduğunu söylüyor, cebinden çıkarttığı kâğıttaki teşekkür listesini okuyor. Biz bütün bunların çok klişe olduğunu düşünüyoruz. Yazdığımız her eleştiride aynı kelimeleri kullanmaktan bıktığımızdan, tipik bir yazar güdüsüyle, ‘klişe’ kelimesinden başka kelimeler arıyoruz ekranda gördüğümüz şeyi anlamlandırmak için. Sanki başka kelime bulsak hissettiğimiz şeyin anlamı değişecek, derinleşecekmiş gibi. Bulamıyoruz. Belki de bir gün ödül alan aktörlerle aynı duyguyu paylaşacağımızı biliyoruz. Bizim de teşekkür listelerimiz var, ödül almasak, cebimizden kâğıtlar çıkarmasak da. Her ay derginin künyesinde ‘Katkıda Bulunanlar’ ve ‘Teşekkürler’ listeleri yer alıyor. Oraya kaç kişi bakıyor bilmiyoruz. Zaman zaman sadece kendimizin anlayacağı hınzırlıklar yapıp sevgililerimizin adlarını yazıyoruz oraya, zaman zaman birilerini unutuyoruz. O isimler hep değişiyor, birileri uzaklara gidiyor, birileri tam zamanlı bir işe giriyor ve sinemaya vakit ayıramıyor, birileri yönetmen oluyor yazıya vakit ayıramıyor, birileri aylar sonra “ben yeniden yazmak istiyorum,” diyerek bizi sevindiriyor, birileri “keşke” diyor ve aslında o “keşke”ler de teşekkürü hak ediyor...

 

 

GÖZE ÇARPANLAR / V

Matrix’in mucitleri Wachowski Kardeşler’in senaryosunu yazıp yapımcılığını üstlendikleri V for Vendetta, Amerika’da liberalizm-terörizm ekseninde tartışmalara neden oldu. Elif Refiğ, filmin ‘sağduyulu’ liberal kesimi karşısına alarak hepimizin içindeki katıksız özgürlük arzusunu açıkça dile getirdiğini düşünüyor: V for Vendetta, kendi içimizdeki V ile yüzleşmemiz için bir çağrı.


POST-SİBERPUNK

Son zamanlarda çekilen Ada, Code 46 ve Aeon Flux gibi filmler, 80’lerin bilimkurgu sinemasına damgasını vurmuş bir akım olan siberpunk’ın zamanla dönüştüğünün, farklı bir görünüm kazandığının habercisi oldular. Şimdilik post-siberpunk olarak niteleyebileceğimiz bu yeni alt-tür, öykülerini genetik teknolojileriyle besliyor ve karmaşanın hakim olduğu dünyalar sunan siberpunk’ın aksine, birlik ve düzenle ilgileniyor. Bu filmlerde karşımıza geleceğe dair çok daha karanlık projeksiyonlar çıkıyor...

 


25. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ

Alyazı 50. sayısını kutlarken, İstanbul Film Festivali de 25. yaşına basıyor ve Nisan ayını hepimiz için büyük bir sinema karnavalına dönüştürmeye hazırlanıyor. Belki de tüm festival tarihinin en ‘zor’ programı var karşımızda. Zor bir festival olacak çünkü geçtiğimiz yılın en güzide yapımlarıyla yetinemeyecek, ‘25 yılın altın filmleri’, ‘25 yılın ödüllü türk filmleri’ ve Isabelle Huppert seçkisi gibi bölümlerde hem festival anılarımızı tazelemek hem de sinema tarihinin en etkileyici filmlerini Beyoğlu’nun sinemalarında izlemek isteyeceğiz. “O kadar çok iyi film var ki!” cümlesinin en fazla telaffuz edildiği Nisan ayına tanık olacağız belki de. Bilet gişesinin önündeki karar anları her zamankinden daha da heyecanlı olacak. Film aralarında içilen çaylar her zamankinden daha da hayati

 


 



Sinema rehberiniz