 |
Bölümümüzün
isim babalığını yapan değerli eleştirmen-yazar Nurullah Ataç'ı
saygıyla anarak başlıyoruz. Sinemayı bu kadar güzel anlatan
bir ismi keşfettiği için ona şükran borçluyuz. Bu yazısında
Ataç, sinemanın dilimize 's' ile yerleşmesine hayıflanarak,
"Kinema demeliydik. Cinema da hoş olurdu: cinli minli,
ne güzel! Giderek belki "cin aynası" der çıkardık."
diyordu, sinemanın ellinci yaşında. Biz de sinemayla tanışınca
lambanın ciniyle karşılaşmış gibi olanların, düş alemiyle büyülenenlerin,
hala büyünün etkisinden kurtulamayanların yazılarına yer vereceğiz
bu bölümde. |
Cin Aynası, sinema nostaljisinin zaman zaman yer aldığı bir bölüm
olacak. Sinema ve nostalji ayrılmaz bir ikili... 'İlk heyecan' aşamasını
yüz yıl önce atlatan sinema, artık bu nostaljinin üzerinde anlam kazanıyor.
İlk izlediğimizde gülüp geçtiğimiz Yeşilçam filmlerinin tüm eksikleri,
hataları ve yabancı filmlerin kötü taklitleri olmaları, bugün nostaljik
anlamda bir değer taşımalarını engellemiyor. Nostalji, artık tüm hileleri
deşifre edilmiş yaşlı bir sihirbaz olan sinemanın büyüsünü sürdürmesine
destek olan öğelerin en güçlülerinden birisi.
Cin Aynası'nda yazarlarımızın, sinemacılarımızın ve sanatçılarımızın
sinema ile ilişkilerini irdeledikleri yazı, deneme, anlatı, anı ve
öykülere yer vereceğiz. Sinemanın hayatımızdaki yeri nedir? Düşlerin
gerçekleştiği sınırlı bir kaçış zamanını mı yaşıyoruz karanlık salonlarda?
Sinemaya gitmek, özellikle festival filmlerini izlemek çağdaş bir
ritüel mi? Sinema bir sanat olarak hayatımıza anlam mı katıyor? Yoksa
tüm anlamların içinin boşaldığı günümüzde sinema sadece bir katarsis
aracı mı? Giderek daha kayıtsız hale gelen günümüz insanı, katılım
istemeyen, en kolay izlenen bir gösteri olarak mı gidiyor sinemaya?
Sinemanın verdiği zevk, voyeurizmin bir türü mü? Sinema bir sanat
mı? Edebiyat, sinemaya nasıl bakıyor?
Orhan Kemal'in romanlarında artiz olma düşünün peşine düşen kızlar
vardır. Yusuf Atılgan'ın tüm romanlarında sinema salonlarına yüklenmiş
çok fazla anlam ve alegori yer alır. Sinema salonları, kahramanlarının
dış dünyaya kapalılığını ve yalnızlıklarını anlatmak için kullanılır.
Aynı zamanda hem karanlığı hem de umut ışığını simgelerler. Murathan
Mungan'ın "Tutkunun Veronica Voss'u" gibi öyküleri, sinemayla
ilişkisini anlatan yazıları, festival seyircisi profilleri, usta edebiyatçılığının
sinemadan da beslendiğini gösteren işaretler. Biz de bu sayımızda
onun sinemanın büyüsü üstüne olağanüstü güzel bir şiirini "Yaz
Sinemaları" kitabından aldık.
CİN AYNASI, sinemayla her türden flörte tanıklık edecek.
Amacımız, lambanın cini sinemayla ilişkimize bir ayna tutmak...
PARÇALAR
düşlerin
park ettiği: açık hava sinemaları
duvarları yıkılmış hayaller
çıkarır karanlık salonlardan
kış uykularını
sokağın, karşı pencerelerin, gökyüzünün ortasında
hayata yakın dururdu perdenin yalanları
bundandı inandırıcılığı.
yazları
park sineması
beyaz badanalı
taşra gecelerinde
localardan seyredilen
fildişi hayatlar
sırtımızda çocukluğun hırkaları
yüreğimiz simli serinlik, avuçlarımız ayçekirdeği
arka sırada samanyolu, çobanyıldızı, cenup ve kutup
pembe balkonlarda otururlardı komşularıyla
dünyanın en mutlu aileleri
balkonları yazlık sinemaya bakanlardır
sanırdım. Sanırdım balkonları gibidir hayatları
ılık bir yaz hırkasının kundağa sardığı düşler,
büyütürdü çocukluğun derin gözü
mevsimlik mutlulukları
onlarla birlikte hiç içeri girmedim. Bilmedim, bilemezdim:
solgun takvimlerin gölgesinde uzun kışların
oturma odaları...
gece dönüşleri: geriye sarılmış bobinler
bıçak gibi sızar çıplak ampul makinist odasından
kararır gecenin, filmin, düşlerin ufukları
çiğ ışıkta gerçeklik, dağılan kalabalıkta yarın:
(taşranın ve gündüzlerin
kavruk sokakları,
akşamüzeri yıkanmış gezintiler,
aynı gömlekten giyenlerin el ele ve yalnız kalabalıkları,
pencerelerde solan sevgiler.)
eve dönene kadar dağılır giderdi
perdenin tutuşturduğu düşler
yatakta yeniden toplayamadan
uykunun uçurumları
oysa orda filmlerle, balkonlar
kapı komşulardı.
Murathan
Mungan
Yaz Sinemaları, Metis Yayınları, 1992
|