FINAL FANTASY THE SPIRITS WITHIN

Orijinal İsmi: Final Fantasy: The Spirits Within
Yönetmen: Hironobu Sakaguchi, Motonori Sakakibara
Yapımcı: Jun Aida, Chris Lee
Senaryo: Al Reinert, Jeff Vintar
Animasyon Yönetmeni: Andy Jones
Görüntü Yönetmeni: Motonori Sakakibara
Kurgu: Christopher S. Capp
Müzik: Elliot Goldenthal
Yapım Tasarımı: Mauro Borelli
Sanat Grubu: Kevin Bjorke, Tani Kunitake, Shuko Murase
Seslendirenler: Ming-Na (Doktor Aki Ross), Alec Baldwin (Grey Edwards), Ving Rhames (Ryan), Steve Buscemi (Neil), Peri Gilpin (Jane), Donald Sutherland (Doktor Sid), James Woods (General Hein)
Ülke: ABD/Japonya
Yapım Yılı: 2001
Süre: 106 dk.
Dil: İngilizce
Dağıtımcı: Warner Bros

Gerçekçi Olmaya Çalışan Bir Fantezi Filmi: Final Fantasy

Final Fantasy filmi gündemdeki yerini, animasyon ile film kamerası kullanılarak çekilmiş fotografik gerçekçi sunum (live action) arasındaki ayrımı sıfır noktasına taşıdığı iddiasıyla edindi. Filmin anlatısındaki cansız nesnelerin ve yaratıkların yanı sıra insanlar da üç boyutlu bilgisayar modellemesi ile görselleştirildi. Böylece tamamen bilgisayar başında hazırlanan bu film, geleceğin yönetmeninin, oyuncusunun, ışıkçısının, kostümcüsünün, sanat yönetmeninin, velhasıl tam tekmil tüm kamera önü veya arkası çalışanlarının yeni yerinin, klavyenin başı, monitörün karşısı olduğunun habercisi oldu. Film setini bilgisayarlarla dolu bir stüdyodan ibaret kılan bu teknoloji, geleceğin sinemasına dair tahmin yürütmek için de önemli miktarda malzemeyi ortaya attı. Bu da bitmek bilmeyecek bir tartışmalar serisini fişekledi.
Final Fantasy'nin teknolojik anlamda bir dönüm noktasına karşılık gelmesi ile yarattığı tartışma ortamının, filmin yapımcıları için makul düzeyde bir gişe başarısını garantilediği açıkça ortada. Filmin yaratıcılıktan uzak senaryosu, yapay diyalogları, sadece teknolojiye dayalı hüner gösterisinin bu filmi izlenir kılmaya yeteceğine inanıldığını ispatlıyor. Final Fantasy, gerçek aktörlerle ve doğrudan kamera ile çekilmiş olsaydı, söz konusu senaryosu ile gündemde edindiği yeri kesinlikle alamayacaktı. Hiç şüphesiz, yönetmenin niyeti iyi film yapmak değil. Filmin tam anlamıyla iddiası, kullandığı teknolojiyi ilan etmek olsa gerek. Yönetmeni bu filmi yapmaya yönelten motivasyon, spor arabasını arkadaşlarına gösteren bir delikanlının niyetinden farksız gibi. Delikanlıya göre önemli olan arabanın kaç bastığı, 100 km / saat hıza kaç saniyede ulaştığı, ABS frenlerinin ne kadar etkili çalıştığını göstermekten ibaret. Araba ile nerelere gidileceği, hızlı bir taşıt olarak arabanın işlevi onu pek de ilgilendirmiyor. Her ne kadar filmde esas olarak seyircinin izlemesi istenen "teknolojik hüner gösterisi"yse de bir noktadan sonra seyirciye bu "gösteri" yeterli gelmiyor. Film, fotografik gerçekçi sunum ve animasyon arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmış olması ile aslında bir animasyon filmi olduğunu unutturuyor. Böylece, seyircinin beklentisi de zekice yazılmış, yeniliklerle dolu bir senaryoya ve oyunculukla yapılandırılan sahnelerin arayışına yöneliyor. Sonuçta, bütçenin ve harcanan emeğin yüzde yirmisini kaplayan, Doktor Aki Ross'un teker teker uçuşturulan altmış bin saç teli üzerine kurulu ince emek gösterisi, seyircinin filmin bütününden memnun kalmasına yetmiyor.
Film, saman tadı veren senaryosu ve gelişigüzel yazılmış diyalogları bir yana bırakılıp sadece sunduğu teknoloji ile ilintili olarak gözden geçirildiğinde, ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Bilgisayar başında modellenmiş karakterlerin nasıl öpüşeceği, şüphesiz, niyeti geleceğin sinemasına dair tartışmalar denizinin üzerinde yüzmek olan bu filmin dokunmadan geçemeyeceği bir tema. Üç boyutlu modelleme ile fotografik kamera görüntüsüne dayalı sinemanın sunduklarını bire bir gerçekleştirebileceğini iddia eden film, öpüşme sahnesinden bu iddiası yüzünden kaçamıyor. Final Fantasy filminin esas sanal kızı Doktor Aki Ross ve esas sanal oğlanı Yüzbaşı Gray Edwards arasındaki aşk gerilimi, vaktinden önce gelen bir öpüşme ile son bulur. Genel geçer olarak öpüşme sahnelerine dair şu söylenebilir: Söz konusu sahnelerin etkileyiciliği, öpüşen karakterlerin arasındaki ilişkinin elektriğine dayalıdır. Final Fantasy filmindeki sanal oyuncular, bu ilişkiyi aşama aşama yapılandıramadıkları için, film bu noktada iddiasının altında eziliyor. Çünkü, sanal karakterlerin robotumsu öpüşmesi, bu zevkli eylemin canına okuma düzeyinde görselleşiyor.
Bilgisayar teknolojisi ile cansız nesnelerin modellenmesi konusunda son derece olumlu sonuç alınırken, insanların modellenmesi konusunda aynı düzeyde bir başarıdan söz etmek mümkün değil. Bu durumun farkında olunarak üç boyutlu modelleme ile yapılan, cansız oyuncakların arasında geçen Toy Story veya masal dünyasından bir devin hikayesini sunan Shrek filmleri, Final Fantasy filmi gibi eğreti duran gerçek taklidi canlıları içermiyorlar. Final Fantasy'nin gerçeğinden ayrıştırılamayacak denli iyi modellenmiş cansız nesneleri, mükemmel bir arka plan oluşturuyor. Bu arka plan önünde hareket eden canlı figürler, cansız nesneler kadar inandırıcı bir görünüm sergileyemedikleri için, olduklarından daha da sakil görünüyorlar.
İnsan modellemesinin yeterli düzeyde inandırıcı olmaması, mükemmel düzeyde simetrik bir modelleme yapılmasıyla ilintili olabilir. İnsan bedeni simetrik gibi görünse de aslında vücudumuzun sağ yanı ile sol yanı birebir aynı değildir. Elimizdeki yüzümüzdeki bu bozuk simetri bizi çirkinleştirmiyor. Kusursuzluğun mekanik görünümünü silerek insani sıcaklığın görselleşmesini sağlıyor. Final Fantasy filminin canlıları da tam simetrik görünümleri ile, film boyunca, filmin iddiasının aksine, gerçek olmadıklarını aslında modellenmiş olduklarını haykırıyorlar.
Animasyonun, fanteziye, gerçek olmayana, hayale açık kapılarını, gerçekçi fotografik sunuma dayalı sinemanın sunduğu görsellliği taklit ederek kapatan Final Fantasy filminin tüm derdinin, tamamen bilgisayarda modellenmiş olduğu iddiasını savunmak olduğu apaçık ortada. Yapılmaya çalışılan, Disney animasyon estetiğinin, iki boyutlu animasyonla fotografik sunuma dayalı sinemayı taklit etme eğilimine özdeş görülebilir. Yönetmen Hironobu Sakaguchi, bir anlatım aracı olarak animasyonun kendine ait güçlerini bir yana bırakıp, üç boyutlu animasyon ile fotografik sunuma dayalı sinemayı taklit etmeye soyunuyor. Bu noktada, Gilbert Seldes'in 'The Lovely Art: Magic' (1956) makalesinde Disney animasyonları için söylediği bir söz Final Fantasy filminin yarattığı durumun çelişkisini özetliyor "Kim animasyonun gerçeğe benzemesini ister ki?"

Özge Samancı