| |
PEARL HARBOR
Orijinal
İsmi: Pearl Harbor
Yönetmen: Michael Bay
Yapımcı: Jerry Bruckheimer, M. Bay
Senaryo: Randall Wallace
Görüntü Yön.: John Schwartzman
Kurgu: Chris Lebenzon, Steven Rosenblum, Mark Goldblatt, Roger Barton
Müzik: Hans Zimmer
Yapım Tasarımı: Nigel Phelps
Sanat Yönetmeni: Jon Billington, William Ladd Skinner, Mark W. Mansbridge
Oyuncular: Ben Affleck (Rafe McCafley), Josh Harnett (Danny Walker),Kate
Beckinsale (Evelyn Johnson), Cuba Gooding Jr (Doris 'Dorie' Miller), Tom
Sizemore (Earl Sistern), John Voight (Başkan Franklin D. Roosevelt), Colm
Feore (Amiral Kimmel), Mako (Amiral Yamamoto), Alec Baldwin (General James
H. Doolittle)
Ülke: ABD
Yapım Yılı: 2001
Süre: 182"
Dil: İngilizce
Dağıtımcı: UIP
 |
Dostluk,
Aşk, Aymazlık, Bombalar ve İntikam...
Pearl Harbor gibi fimler seyirci için ayrıksı bir yerde durur. Titanic,
Er Ryan'ı Kurtarmak (Saving Private Ryan) gibi filmleri de dahil edebileceğimiz
bu grup filmlerin öncesinde seyircide inanılmaz bir beklenti yaratılır.
Mesela toplam bütçesi 200 milyon dolar olan Pearl Harbor'ın 50 milyon
doları promosyonuna ayrılmıştır. Daha film gösterime girmeden önce,
kaç figüranla çalışıldığı, hangi özel efektlerin kullanıldığı, çekimlerin
ne kadar meşakkatli geçtiği gibi bilgiler medyadan izleyiciye dalga
dalga yayılır. Filmin galası bir uçak gemisinde yapılır. |
Bu
yaz Amerika'yı kasıp kavuran Lara Croft:Tomb Raider, Maymunlar Cehennemi
(Planet of Apes) veya çılgınlar gibi beklediğimiz Yüzüklerin Efendisi
(The Fellowship of the Rings), Matrix Reloaded gibi fimler için de benzer
bir beklenti yaratılsa da, ilk gruptaki filmler bütçelerinin büyüklüğünün
ötesinde, öykülerini tarihi bir olayın merkezine oturttukları için de
seyirci için daha farklı bir yere sahiptir. Herkes Titanic'in battığını
bile bile, Pearl Harbor'da binlerce Amerikalının öleceğini bile bile bu
filmlere akın eder. Seyirci tarih kitaplarında okuduğu, sözlü tarih olarak
dinlediği, belgesellerden izlediği bu olayların Hollywood'un görkemi içinde
nasıl anlatılmış olacağını merak eder. Birçoğumuz ilk 15 dakikası için
Er Ryan'ı Kurtarmak'ı izlemedik mi? Seyirci, tarihin o acılı anlarına
hayatları denk düşmüş insanların öykülerini beyazperdede yaşayabilmek
gibi bir beklenti içine girer veya sokulur. Buz gibi sularda ölmeyi bekleyenler
veya miğferinin yanından vızır vızır kurşunlar geçen askerler gibi hissetmek,
onların duygularını paylaşmak ister seyirci. Koltuklarımıza gömülüp, zamanda
bir yolculuk yapmak isteriz. Hollywood da bize bu yolculuğu "aslından
daha gerçek" kılmak için tüm imkanlarını seferber eder.
Pearl Harbor vizyona girmeden önce, afişini ilk defa bir sinema salonunda
gördüğümde yeni yolculuğumuzun çok sık gitmeye başladığımız II. Dünya
Savaşı'na, ama bu sefer Amerika için çok daha dramatik olan bir noktaya
doğru olacağını fark ettim. Bu öylesine bir noktaydı ki, Pearl Harbor'ın
savaş türünün ötesinde bir film olacağı belliydi. Bu hem bir felaket filmi
hem de bir savaş filmi olacaktı. Afişinde gördüğümüz üç genç oyuncunun
da kahramanca bir mücadele vereceği gökyüzüne fırlattıkları o güvenli
bakışlardan belliydi. Filmin ikinci afişindeki kızla erkeği öpüşmenin
eşiğinde gösteren kare ise, filmin "kuvvetli" bir aşk öyküsü
de içerdiğini belirtiyordu. Sonuç olarak film hakkında hiçbir şey okumadan,
sizi neyin beklediğini iyice kestirebiliyordunuz. Filmin yönetmeni Michael
Bay ile yapımcı Jerry Bruckheimer'ın önceki iki ortaklığının Armageddon
(1998) ve The Rock'ta (Kaya, 1996) gerçekleştiğini düşününce, Pearl Harbor
daha vizyona girmeden ne olduğunu belli eden bir filme dönüşüyordu. Bu
arada yapımcılık kariyerinde Flashdance (1983) ve Top Gun (1983) gibi
filmleri de barındıran Jerry Bruckheimer'ın artık bir marka haline geldiğini
belirtelim. Aslında yönetmenlere özgü olan, "Bir Jerry Bruckheimer
Filmi" tabiri oluştu. Son bir yılda vizyonumuzu ziyaret eden Unutulmaz
Titanlar (Remembering the Titans), Çıtır Kızlar (Coyote Ugly) ve 60 Saniye
(Gone In Sixty Seconds) da birer Jerry Bruckheimer filmi.
Pearl Harbor 180 dakika içinde öyküsünü keskince üç ana parçaya bölüyor.
İlk bölümünü "dostluk, aşk ve aymazlık günleri" olarak adlandırmak
mümkün. Önce Rafen (Ben Affleck) ve Danny (Josh Hartnett) arasındaki dostluk,
ardından hemşire Evelyn (Kate Beckinsale) ve Rafen arasındaki aşk, en
sonda da Evelyn ve Danny arasında doğan aşk anlatılıyor. Ordu içindeki
bu aşklar Amerika'nın II. Dünya Savaşı'ndan henüz uzak durduğu günlerde
yaşanıyor. Pearl Harbor üssü bir tarafına Atlantik'i, bir tarafına da
Pasifik'i alarak savaştan izole olmuş Amerika'yı temsil ediyor.
Amerikan askerleri, Pearl Harbor'da güneşin keyfini çıkarıp gelecek güzel
hemşireleri beklerler. Güzel hemşireler de sıkıldıkları kasabadan çıkıp,
karşı cinsi keşfetmek üzere orduya katılmışlardır. Sanki askerler Amerikan
futbol takımı oyuncuları, hemşireler ise ponpon kızlarıdır. Tüm bu karakterler
bir lise filminden fırlamış gibidir. Pearl Harbor'daki üssün komutanları
ise golf oynamakla meşguldür. Bu keyif günleri tam da felâket filmlerinden
alışık olduğumuz manzarayı oluşturur. Biz seyirci olarak Jaws'ın o sularda
yüzdüğünü biliriz. Ama perdedekiler durumdan habersiz, eğlenmeye, yüzmeye
devam ederler. Tehlikeye karşı da önlem almazlar. Ama her zaman felâketi
önceden yaşamış, daha önce köpekbalığı saldırısına uğramış biri vardır.
Pearl Harbor'da bu görevi Rafen üstleniyor. Bir savaş pilotu olmak onun
için her şeyin üstünde olduğundan büyük aşkı Evelyn'i geride bırakıp İngiliz
Hava Kuvvetlerinde uçmak için gönüllü oluyor. Pearl Harbor'daki arkadaşları
güneşin tadını çıkarırken Rafen Avrupa'da cehennemi yaşıyor. Cehennemden
yazdığı mektupları Evelyn beyaz bikinisiyle güneşlenirken okuyor.
Sonrasında Rafen'ın uçağının düştüğü haberi Pearl Harbor'a gelir. Ama
Evelyn ve Rafen'ın aşkının küllerinden yeni bir aşk, Danny ve Evelyn'in
aşkı doğar. Bu başlı başına bir felâketken, bir de yasak aşkın filizlendiği
günün ertesinde Rafen Pearl Harbor'a "Ben ölmedim, kurtuldum!"
diyerek dönünce işler iyice karışır. Bu aşk üçgeni nasıl çözümlenecek
derken Japonlar seyircinin imdadına yetişir. "Kendinize gelin, bu
bir savaş ve felâket filmi, aşk filmi değil!" dercesine Pearl Harbor'ı
bombalamaya başlarlar. Artık filmin ikinci bölümü, "patlayan bombalar"
başlamıştır. Çoğu seyircinin de beklediği bu sahnelerdir zaten. Aymazlık
günlerinin ardından beklenen felâket gerçekleşir. Öncesinde bir tatil
köyüymüş gibi yaşanan Pearl Harbor kana ve dumana bürünür. Hemşireler
karşı cinsten sonra, filmin bu bölümünde de savaşı, kanı, yanık yarasını
keşfederler. Bu ani saldırı boyunca yalnızca Rafen ve Danny uçaklarını
havalandırıp Japonlarla savaşabilir. Bu mücadele onları yeniden sırt sırta
verdirip eski dost günlerine geri döndürür. Aynı kıza aşık olmanın ve
dost kazığının kırgınlığı Amerika uğruna unutulur.
İkinci bölümün sonunda Amerikan donanması tarihinin en büyük yarasını
almıştır, ama Japon komutanın da dediği gibi uyuyan dev artık uyanmıştır.
Artık filmin üçüncü bölümü, "intikam" başlar. Pearl Harbor'daki
kahramanlıkları dolayısıyla Danny ve Rafen çok gizli bir intikam operasyonu
için göreve çağrılırlar. Evelyn yine gözü yaşlı bırakılır. Yeni aşkı Danny
de onun yerine, Amerika'yı seçmiştir. Evelyn, ne Danny ne de Rafen için
savaş pilotu olmaktan, Amerika için savaşmaktan daha önemli olamamıştır.
Sevdiği her iki erkek de savaşı aşklarına tercih etmişlerdir.
İntikam saldırısı Amerikalıların milletçe kendilerine olan güvenlerini
tazeler. Finalde ise Evelyn'in iç sesi devreye girer. Savaşın tüm Amerikalıları
değiştirdiğini, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylerken
tüm acılarını yüreğine gömmüş bir biçimde Danny'nin mezarından Danny'den
olan oğlu ve Rafen ile birlikte günbatımına doğru yönelir...
Pearl Harbor kendini asla belgesel yanı ağırlıklı bir savaş filmi olarak
sunmuyor. Olay örgüsünü çevreleyen tarihi gerçeklere olabilecek en az
düzeyde değiniyor. Seyirciyi görkemli savaş sahneleri, karakterlerinin
mücadeleleri, fedakarlıkları ve tabii ki aşkları ile cezbetmeyi hedefliyor.
Ama filmi izledikten sonra Paul Verhoeven'ın Yıldız Gemisi Askerleri (Starship
Troopers) ister istemez hatırlanıyor. Yıldız Gemisi Askerleri, Action
Man oyuncak bebeklerinden daha derinlikli işlenmemiş Amerikan ordusunun
genç neferlerinin uzaylılara karşı verdiği amansız savaşı anlatmıştı.
Şiddetin, patlamanın ve aksiyonun dolu dizgin gittiği sahneleri güzel
ve genç oyuncular ile dijital tasarım harikası uzaylılar doldurmuştu.
Bir bilgisayar oyunu estetiğinin ötesinde birşeyler arayan izleyici için
de faşizm, CNN'de canlı yayın savaş ve Amerikan ordusu üzerine keskin
bir hiciv sunulmuştu. Zaten Paul Verhoeven bu hicvi yakalamak için en
sığ karakterleri, en klişe olay örgüsünü kullanmıştı. Michael Bay'in istediği
destansı aşk ve kahramanlık öyküsünü oluşturmak için kullandığı karakterler
ve olay örgüsü ise ister istemez Pearl Harbor'ı Paul Verhoeven'ın hicvinin
yeni bir kurbanı yapıyor.
Enis
Köstepen
|