| |
MICHAEL HANEKE SİNEMAYI YENİDEN TANIMLAYAN YÖNETMEN
Fırat
Yücel
 |
Michael
Haneke'nin son filmi La Pianiste, Cannes Film Festivali'nde hem Jüri
Büyük Ödülü'nü aldı, hem de başrol oyuncuları Benoit Magimel ve Isabelle
Huppert'e en iyi erkek ve kadın oyuncu ödüllerini kazandırdı. Türkiye
izleyicisi Haneke'yi yakından tanıyor. Yönetmenin ilk dört filmi 20.
İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilmişti. Bu filmlerden, Yedinci
Kıta (Siebente Kontinent, 1989), Benny'nin Videosu (Benny's Video,
1992) ve Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası (71 Fragmente einer
Chronologie Zufalls, 1994) bir üçleme oluşturuyor. Şato (Das Schloss,
2000) filmi ise bir Kafka uyarlaması. Yönetmenin diğer filmleri Ölümcül
Oyunlar (Funny Games) ve Bilinmeyen Kod (Code Unknown) ülkemizde vizyona
girmişti.
Haneke filmleri birbiriyle sürekli ilişki içerisinde olan iki ana
tema üzerine yoğunlaşıyor: 'Sanal olanla gerçek olan arasındaki sınırın
bulanıklaşması' ve 'iletişim yoksunluğu'. Her bir Haneke filmi, bu
iki temadan farklı oranlarda izler taşımaktadır. Haneke filmleri modernite
sonrası toplumunun aynası gibidir. Endüstri toplumunun soğukluğu,
iletişimin yüz yüze olmaktan çıkıp sanallaşması, televizyonun bir
gözetim aracına dönüşmesi, kaydedilmiş gerçekliğin asıl gerçekliğin
yerini alışı, özelliğin nesnel görüntünün hâkimiyeti ile sona erişi,
monotonluk, aşırı tüketim ve yabancılaşma... Bu toplum tasviri, soğukluğu
ve soluk renkleri ile daha çok Kuzey Avrupa'yı çağrıştırsa da Haneke
tüm insanlığın paylaştığı sorunlara değiniyor filmlerinde.
FARKLI BİR NEDENSELLİK
Haneke'nin filmlerinde karakterlerin davranışlarının arkasındaki 'neden'ler,
parçacıkların bütününden, toplumun bütününü kapsayan büyük bir 'salgın
hastalık'tan çıkmaktadır. Filmdeki karakterler bu hastalığı tanımlayamaz.
Fakat filmin dokusuna o kadar işlemiştir ki bu hastalık, karakterlerin
sözle ifade ettiği birçok şeyden çok daha belirgindir. Yedinci Kıta
filminde, bir aile, evlerindeki tüm eşyaları yok ettikten sonra topluca
intihar eder. İntihar sebepleri tüm film boyunca tek bir kez olsun
belirtilmemiştir. Filmin sonunda, davayı üstlenen polislerin cinayetten
şüphelendiği fakat delil yetersizliğinden dolayı davanın sonuçlandırılamadan
bırakıldığı, kayıtlara "case unknown" (belirsiz vaka) olarak
geçtiği belirtilir. Aile bireylerinin intihar kararını aldığı ana
kadar olan sahnelerin toplamındadır 'neden'. Hayatlarının tekdüzeliği,
birbirlerine karşı artık duyamadıkları sevgi, anlamsızlaşan akşam
yemekleri, soğuk iş ortamları, haftada bir arabayı yıkatırken yaşadıkları
yabancılık duygusu, hayatlarındaki her şeyin zorunlu bir 'tekrar'
haline gelmesi... İntihar nedeni tüm bunların bütünü, modern toplumun
tanımlanamayan hastalığıdır. Burada dikkat edilmesi gereken başka
bir nokta ise, ailenin küçük kızının da ölüm ile yaşam arasında yapılan
tercih konusunda kayıtsızlık göstermesidir. Bu da intihar kararında
rasyonel bir çıkış noktasının olmadığını, aklın tanımlayamadığı bir
duygu yoksunluğu sonucu ortaya çıktığını kanıtlar. |

Cannes'da
"Jüri Büyük Ödülü"nü kazanan La Pianiste filminden bir kare. |

Haneke
şiddeti yüzlerdeki ifadeler aracığıyla seyirciye yansıtıyor.
|
Haneke'nin
üçlemesinin bir sonraki filmi olan Benny'nin Videosu'nda da 'nedensiz'
gibi gözüken insan davranışları ile sık sık karşılaşırız. Yine bir aile
vardır merkezde. Aile'nin oğlu yeni tanıştığı bir kızı nedensizce öldürür.
Babası, "bunu niye yaptın?" diye sorduğunda, yanıtı "bilmiyorum"
olur. Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası'nda, bankadan parasını çekemeyen
bir genç, sokaktaki birkaç insanı tabancası ile vurur. 'Neden' yine bilinmemektedir.
Ölümcül Oyunlar'da ise nedensizlik üst boyuttadır; filmin en önemli öğelerinden
biri haline gelmiştir. İki genç, yazlık bir eve girip içerideki ailenin
fertlerine ıstırap dolu saatler yaşatırlar. Davranışlarının nedensizliği,
filmi daha da rahatsız edici kılar. Geçmişleri, nereden geldikleri, kimlikleri
belirsizdir. Haneke, klişeleşmiş neden ve sonuç ilişkilerini ortadan kaldırarak
seyircinin dikkatini salt şiddete çeker. Bu sayede şiddetin gerçekliği
en çıplak haliyle seyirciye yansıtılır. Bilinmeyen Kod ise adından da
anlaşılacağı üzere nedenlerin tamamen yok olduğu, kodların birbirine karıştırıldığı,
iletişimin sıfırlandığı bir toplum betimlemesi yapar.
GERÇEKLİK VE GÖRÜNTÜ
Haneke'nin filmleri, öznel bakış açılarının yok olması ve nesnel bir gerçekliğin
hayatlarımıza egemen olması sürecini yansıtır. Bu, televizyonun, sinemanın,
medyanın, internetin, dünyanın her yerine ulaşmamızı sağlayan uydu antenlerinin,
maddelerin özü olan atomları görünür kılan elektron mikroskoplarının,
süper marketlerdeki gözetim kameralarının gerçekliğidir. Tüm zaman ve
mekân sınırlarını hiçe sayan, limiti olmayan, sonsuz bir görüntü hakimiyetini
olası kılan bu gerçeklik, 'Tanrı'nın gözü' alegorisini çağrıştırır. Fakat
aynı zamanda büyük bir aldatmacadır bu gerçeklik çünkü tüm bu görüntü
karmaşası içinde kaybolan birey kendi 'göz'ünü unutur. Dünyayı kendi görmek
istediği biçimde değil de kendine sunulan nesnel bir 'göz'ün arkasından
görür. Öznel gerçeklik, 'kamera gerçekliği'ne dönüşür ve bakış açıları
yok olur. Tüm evren gözünüzün önünde gibidir fakat bu kendi evreniniz
değildir. Haneke, filmlerinde insanın görme biçimleri ile oynayıp yanılsamanın
farkına varmamızı amaçlıyor. Bu yanılsamanın sinema salonundaki karşılığı,
insanın perdede gördüklerini kendi gerçekliği olarak içselleştirmesidir.
Benny'nin Videosu bir domuzun şok aletiyle öldürülmesi görüntüleri ile
başlar. Görüntü perdenin tümünü kaplar ve izleyenin o anki gerçekliği
haline gelir. Filmin ilerleyen kısımlarında aynı görüntüler bir televizyon
ekranında belirir. Seyirci, domuzun katli görüntülerinin bir video kamera
tarafından kaydedildiğinin farkına varır. Ve böylelikle izleyenin gerçeklik
yanılsaması bilinçli olarak sona erdirilir. Yönetmen kendi varlığını görüntüye
yaptığı bilinçli müdahaleler ile belli eder. Araya birçok kamera görüntüsü
girmiş, izlenenin bir 'film' ve dolayısıyla kurmaca olduğu seyirciye bilinçli
olarak hatırlatılmıştır. Fakat bu görüntüler seyirci üzerindeki etkisini
yitirmez, tam tersine gerçeklik yanılsamasının yok olması ile birlikte
domuz katli, izleyenin üzerinde daha 'gerçek' bir etki bırakır. Domuz
görüntülerini televizyon ekranında gördükten hemen sonra, Benny adlı gencin
domuzu öldürmek için kullanılan aleti yeni tanıştığı bir kız üzerinde
denediğine ve kızı öldürdüğüne tanık oluruz. Bunun bir film olduğunun
tamamen farkında olan seyircinin nasıl olduysa tedirginliği daha da artar.
Daha büyük bir tiksinti ve rahatsızlık duygusu kaplar insanın vücudunu.
Peki gördüklerimizin gerçek olmadığını bildiğimiz halde niye böyle hissederiz?
Sorunun cevabı kendi içinde gizlidir: Haneke gördüklerimizin gerçek olmadığını
bize hatırlatmış yani yanılsamamızı sekteye uğratmıştır. Duyduğumuz rahatsızlık,
perdede gördüğümüz kızın gerçekten öldüğünü düşünmemizden kaynaklanmaz.
Daha önceden perdede gördüğümüz her şeyi 'gerçek' olarak algıladığımızın
farkına varışımızın rahatsızlığıdır bu. Yapay olanın 'gerçek' olduğuna
kendimizi inandırmış, kanı ketçaplaştırmışızdır. Sahtenin gerçekliğine
inanıp 'rahatsız olma' oyunu oynadığımızın farkına varmak bizi tedirgin
eder. Haneke, "insanları etkilemek istiyorsan onlara filmin kurmaca
olduğunu unuttur" varsayımını tersine çevirir. Ve insanları uzun
zamandır yüzleşmedikleri gerçeğe geri çağırarak onlarda her zamankinden
daha büyük bir etki bırakır.
Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası filminde de buna benzer bir süreç
söz konusudur. Haneke ilk olarak göçmen bir sokak çocuğunun hayatından
kesitler sunar. Çocuğun görüntüleri perdenin tümünü kaplamaktadır. Filmin
ilerleyen kısımlarında aynı sokak çocuğunu televizyon ekranında görürüz;
çocuğun yaşadıkları haber yapılmıştır. Seyirci o ana kadar çocuğu sadece
kurmaca bir figür olarak izlemiştir ve buna rağmen ona acımıştır. Fakat
bu acıma duygusu gerçek bir 'acıma' değildir. Çocuğu televizyon ekranında
bir haber olarak gördüğü an seyircinin kafası karışır ve gerçeği algılayış
biçimi değişir. Kurmacada çocuk -sinemanın limitsiz görüntü hâkimiyeti
sayesinde- mercek altında alınırken, televizyonda sadece bir haberdir;
her gün yüzlerce kez gördüğümüz imgelerden biri haline gelir. Haneke'nin
asıl amacı, her gün aynı süreci kendi hayatlarımızda da yaşamakta olduğumuzu
bize hatırlatmaktır. Haberlerde gördüğümüz görüntüler gerçekliğini yitirmiş
ve dolayısıyla insanlar bu görüntülere karşı duyarsızlaşmıştır. Aynı şeyin
sinema perdesinde de tekrarlandığını vurgulamak için Haneke art arda televizyondan
haber görüntüleri gösterir. Sokak çocuğunun yaşadıkları, filmin başlarında
gerçeklik yanılgısıyla izlenmiştir. Fakat sonradan onun hikâyesi -televizyon
ekranının içine sıkıştırılarak- tüm bu haberlerden sadece biri haline
gelir; ve bu gerçek, filmin sonuna kadar izleyenin aklından çıkmaz.
Haneke'nin biçimsel ve tematik olarak çizdiği daireye dikkat etmek gerekir.
Benny'nin Videosu'nda domuz görüntülerini filmin başında perdenin tamamını
kaplayacak şekilde görmüşüzdür, daha sonra televizyon ekranında aynı görüntüler
ile bir kez daha karşılaşırız. Kurmacanın, yani filmin içinde, sonu olmayan
tematik bir daire çizilmektedir: gerçek görüntü, kaydedilmiş görüntü,
tekrar gerçek görüntü, sonra tekrar aynı görüntünün sanal hali... Seyirci
sinema salonunda izlediklerinin de sanal olduğunun farkına varana dek
bu devam edecektir. Gencin kızı öldürdüğü sahneyi de önce gerçek haliyle,
sonra televizyon ekranında video kamerayla çekilmiş haliyle görürüz. Video
kamera görüntüleri ve gerçeklik arasındaki gidip gelmeler filmin sonuna
kadar devam eder. Film gizli bir polis kamerasının çektiği monitör görüntüleri
ile sona erer ve kapanış jeneriği bu görüntülerin üzerinden akar. Dairenin
bir sonraki parçası ise sinema salonundan çıkışımız ve gerçeğe geri dönüşümüzdür.
Benny'nin Videosu ve Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası filmlerinin,
kurmacanın sınırları içerisinde yaptıkları hatırlatmayı, Ölümcül Oyunlar
daha direkt bir şekilde yapar. Bu bakımdan Ölümcül Oyunlar daha önceki
Haneke filmlerinden tarz olarak farklıdır. Ölümcül Oyunlar'ın hemen başında
bir arabanın içinde yazlık evlerine giden mutlu bir burjuva ailesi görürüz
fakat bir anda fonda 'grindcore' adı verilen dünyanın en sert ve en hızlı
müziği çalmaya başlar. Film daha ilk sahneden bize 'film' olduğunu hatırlatır.
Hatta filmin ilerleyen sahnelerinde bu gerçeği kafamıza vurmaya başlar:
karakterler bire bir seyirci ile konuşur, içlerinden birisi filmi geri
sarar, devamlı olarak seyircinin isteyeceği şeylerin tam tersi gerçekleşir...
Fakat tıpkı Benny'nin Videosu'nda olduğu gibi tüm bu hatırlatmalar, perdedeki
şiddetin etkisini azaltmaz tam tersine arttırır. Seyirci, izlediğinin
bir film olduğunu bildiği halde niye tedirgin olduğunu düşünür. Cevap
bu sefer çok ilginçtir. Seyirci tedirgin olmuştur çünkü Haneke, bir türlü
ona kendisini rahatlatacak sahneleri göstermez. Kötüler cezalarını bulmaz.
Tam kötülerden biri ölecekken, Haneke müdahale eder ve kötü karakter,
filmi geri sarıp geçmişi değiştirir. Haneke bunun gibi daha bir çok yem
sunar seyirciye. Seyirci de ya oltaya gelir ya da yönetmenin kendisiyle
oynadığı bu oyunun farkına varır.
Bilinmeyen Kod, Ölümcül Oyunlar'dan bir adım öteye gider. Bu sefer Haneke
bilinçli bir şekilde, filmi kurgularken deforme etmiştir. Bazı sahnelerin
arasında anlamsız kararmalar vardır. Öyle ki sinemadaki seyirciler bunu
teknik bir aksaklık olarak yorumlayabilir fakat tüm bu defolar filmin
orijinalinde de mevcuttur. Haneke'nin hatırlatmalarıdır bunlar (Ingmar
Bergman'ın Persona'nın ortasına yerleştirdiği film yanma görüntüleri gibi).
Filmin başka bir sahnesinde, film içinde film izleriz ve bunun farkına
çok geç varırız. Yönetmenin varlığı her sahnede kendini belli eder. Haneke,
bize bir şeyler söylemektedir.
Haneke'nin sineması seyirciyi manipule eden sinema anlayışına bir meydan
okumadır. Haneke, seyirciyi uyutmaz, onun her şeyin 'farkında olması'nı
ister. Bu amaçla 'neden' ve 'gerçek' kavramlarını kendi sineması içerisinde
yeniden tanımlar ve ancak kendi bütünselliği içerisinde anlam kazanabilecek
bir sinema anlayışı yaratır. Onun filmlerini sevin sevmeyin, her şeyin
giderek aynılaştığı günümüzde, sinemayı yeniden tanımlayan bir yönetmenin
çıkması heyecan verici.
|