| |
MOSKOVA YILDIZLAR İÇİNDE
"Festivallerden", dünyanın dört bir köşesinde gerçekleşen sinema
festivallerinin tüm renkleri ve sesleriyle "Altyazı" sayfalarına
yansıyacağı bölüm olacak. Bu sayfalarda ülkemizde az sayıda düzenlenen
festivalleri ihmal etmeden, ama kendimizi onlarla da sınırlamayarak, farklı
ülkelerin sinemalarına doğru yelken açacağız. İstiyoruz ki, sinemaseverler
bu bölümdeki yazılar ve değerlendirmeler sayesinde dünya sinema gündemini
daha iyi takip edebilsin… Bu sayıda, Necati Sönmez'in "23. Moskova
Uluslararası Film Festivali" ile ilgili değerlendirme yazısını okuyabilirsiniz.
Ekim sayımızda ise Venedik, Sarajevo ve Karlovy Vary'e gidiyoruz…
Necati
Sönmez
 |
Bu
yıl 23'üncüsü gerçekleşen Moskova Uluslararası Film Festivali, son
yıllarda yaptığı ataklarla batıdaki rakipleri içinde etkin bir yer
edinmeye çalışıyor. Eskiden iki yılda bir yapılan festival, 2000'le
birlikte yıllığa dönüştürüldü önce. Bu yıl, Cannes ile Karlovy Vary
arasında makul bir yere oturtmak üzere bir zaman ayarlaması daha yapıldı
ve bir ay öne kaydırılarak Haziran sonuna alındı. (Gerçi bu kez St.
Petersburg'da Beyaz Geceler'e denk getirilerek gerçekleşen 'Festivaller
Festivali'yle çakışıyordu, ama ekonomik sıkıntılarla boğuşan adı büyük
kendi küçük bu etkinliği görmezden gelmek pekala mümkündü.)
Kısacası, Festival Başkanı Nikita Mikhalkov, sırtını siyasi çevrelerden
aldığı maddi desteğe dayayarak büyük oynamaya çalışıyor. Bu yıl, Başbakan
başta olmak üzere medyada yüzünü eskitmiş politikacılar, varlıklı
Yeni Ruslar ve sahnede dizim dizim dizilmiş kostümlü mankenler eşliğinde
gerçekleşen şaşaalı, bol müzik efektli, konfetili açılış töreniyle
bunu ilan etmek ister gibiydi. Ertesi gün gazeteler, açılışa davetli
bulunan aşırı sağcı Vladimir Jirinovski'nin törene geç geldiğini,
davetiye göstermeden bir hışım içeri girdiğini, daha sonra fuayede
buzdolabından dondurma aşırmaya çalışırken yakalandığını yazdıysa
da, bunlar Rusya'nın adapte olmaya çalıştığı 'serbest' piyasa ekonomisinin
cilveleri olarak kayda geçti.
Açılış töreninde, bütün flaşların üzerine çevrili olduğu ancak benim
gibi yabancıların adını ilk kez duyduğu bir ünlü daha vardı: Peta
Wilson. Nikita dizisi sayesinde Rusya'da bir hayli tanınan Avustralyalı
aktris festivalin ilk günlerdeki tek parlak yıldızı olunca, Tarkovsky'nin
filmlerine yaptığı müziklerle de tanınan emektar besteci Edvard Artemyev'e
Özel Ödülü'nü vermek ona düştü. Ustanın soyadını telaffuz etmekte
zorlandığında ise imdadına Mikhalkov yetişti.
«Rusya'nın
batıya açılmasıyla birlikte büyük oynamaya başlayan Moskova Film Festivali,
bu yıl filmlerinden çok Jack Nicholson gibi yıldız konuklarıyla ilgi
çekti. Birincilik ödülü ise yarışma bölümündeki en berbat filme verildi.» |
 |

|
Böylesine
tantanalı bir törenle açılış yapan festival, daha sonra pek çok ünlüyü
ağırlayacak ve bu sayede yabancı basının da ilgi odağı olacaktı. Bu ilgiyi
beslemeye Jack Nicholson tek başına yeter de artardı bile; ancak yanında
Sean Penn, Lara Flynn Boyle, Woody Harrelson gibi anlı şanlı isimler de
vardı. Siyah gözlüklerini bir kez bile çıkarmayan Nicholson, basın toplantısında
kendisine eşlik eden koruma görevlilerinden neler çektiği üzerine espriler
yaptı. Onların kafaları üzerinden görebildiği kadarıyla Moskova'dan çok
etkilendiğini, özellikle yeşil alanların çokluğuna hayran kaldığını belirtti.
Bu kez espriyi patlatma sırası gazetecilerdeydi: "Herhalde Bay Nicholson'ı
gezdiren limuzinin camları yeşile boyalıydı…"
Filmlere gelince… 21-30 Haziran'da gerçekleşen festival, programına aldığı
200'ü aşkın filmle hayli geniş bir seçkiye sahipti. Uluslararası Yarışma
bölümünde yer alan 17 film içinde dikkate değer pek az film olmakla beraber,
programın geri kalanı son dönem dünya sineması adına esaslı bir yelpaze
niteliğindeydi. Film gösterimlerine ayrıca konferanslar, forumlar, açık
oturumlardan oluşan kalabalık bir yan etkinlikler programı eşlik ediyordu.
Son bir yılın yerli filmleri ise, 'Yeniden Kazandığımız Rusya' gibi politik
aromalı bir başlık altında sunuldu. Üstelik yalnızca Rusya'dan değil,
Ukrayna, Litvanya, Kazakistan ve diğer Baltık ülkelerinden gelen yapıtlar
da aynı bölüme alınmıştı.
Yarışma bölümünde öne çıkan az sayıdaki filmden biri, Körler (Blindguys)
adlı Macar yapımıydı. Peter Timar'ın imzasını taşıyan film yalnızca körlerin
dünyasına dair hoş bir hikâye anlatmakla kalmıyor, bunu onların da izleyebileceği
bir biçimde sunuyor. Şöyle ki, göze hitap eden tüm unsurlar, yumuşak bir
dış ses tarafından ayrıca seyircinin kulağına fısıldanıyor. Baştan sona
film sahne sahne tarif ediliyor ve görme sorunu olmayanlar için de ilginç
bir seyir deneyimi çıkıyor ortaya. Böylece sinema salonlarından dışlanmış
olan bu kesime insancıl yaklaşımı bir yana, görüntü ile metin arasındaki
sınırlar üzerinde de düşünmeye çağıran bir yapıt oluveriyor Körler.
Güney Kore sinemasının önemli yeni kuşak yönetmenlerinden Ki Duk Kim,
iç kaldırıcı sahneleri yüzünden bazı seyircilerin salonda ayılıp bayılmasına
neden olan Ada (Seom) adlı bir önceki filmiyle geçen yaz Venedik'te büyük
gürültü koparmıştı. Yeni filmi Gerçek Kurgu (Real Fiction) yine kanlı
sahnelerle bezeli, ancak Ada'da birkaç sahne üzerinden açtığı tartışmayı,
bu kez filmin odağına alıyor yönetmen. Seyirci açısından 'gerçek'likle
'kurgu' arasındaki sınırın ne ifade ettiğini sorguluyor ve son kareyle
birlikte, en azından tartışmaya değer bir soru sokuyor kafamıza: Bir dizi
kanlı cinayet sahnesi izledikten sonra bunların 'film icabı' olduğunu
bilip bilmemek çok şeyi değiştirir mi? Anlaşılan o ki, Ki Duk Kim seyirci
üzerinde deneyler yapmayı, onun alışkanlıklarını sınamayı seviyor. Biz
de onun bu yanını seviyoruz...
Rahşan Beni Etemad, Şehrin Derisinin Altında (Zir-e Poust-e Shahr) adlı
son filminde yoksul bir ailenin Tahran'daki zorlu yaşamına tutuyor kamerasını.
Seyircinin belleğinde kalıcı bir iz bırakmamakla birlikte, günümüzün İran'ına
dair bir çok sosyal sorunu tek bir filmin aynasında yansıtmayı başarıyor
Beni-Etemad. Çek Cumhuriyeti'nden Andrea Sedlackova, ilk yönetmenlik denemesi
Kurbanlar ve Katiller'i (Obeti A Vrazi) riskli bir tema -ensest ilişki-
üzerine inşa ediyor. Son derece iyi işlenmiş iki karakterin etrafında
gelişen hikâye zekice kurgulanmış geri dönüşlerle anlatılıyor ve film
psikolojik dengesini bir an bile yitirmeden trajik bir sona doğru ilerliyor.
Ettore Scola'nın, 1930'ların İtalya'sında iki komşu terzinin (biri elbette
Yahudi!) ilişkisini konu alan Haksız Rekabet'i de (Concorenza Sleale),
özenle dokunmuş, hoş ayrıntılarla bezenmiş, çok iyi oynanmış sevimli bir
film, ama o kadar!..
İsveç'te yaşayan İranlı yönetmen Reza Bagher'in Camdan Kanatlar'ı (Wings
of Glass), Philippe Noiret'nin Matmazel'i (Mademoiselle), Paula Hernandez'in
Miras'ı (Inheritance), Jin Chen'in Çaylı Aşk Hikâyesi' (Love Story By
Tea) de sinema sanatına bir şey katma iddiasında olmayan, kendi çapında
hoş bir hikâye anlatmakla yetinen 'güzel' filmlerdi. Margarethe von Trotta'nın
başkanlığındaki jüri tarafından En İyi Film Ödülü'ne layık görülen filmin
ise adını anmak bile zül geliyor. İnançlı (The Believer) adlı yapım, sadece
sinemasal açıdan değil, içerdiği politik gaflarla bana ve çevremdeki herkese
göre yarışmanın en berbat filmiydi. Ne diyelim, jüriler de hata yapar!
Son olarak Rus sineması adına izleyebildiklerim içinde beni en çok etkileyen
filmin adını anacağım: Sergey Solovyov'un Hassas Çağ (The Tender Age)
ile Andrey Nekrasov'un Aşk ve Diğer Karabasanlar'ı (Ljubov i drugiye koşmari).
İlk film, Çeçen Savaşı'nın aynasından Rusya'nın yakın tarihine eğilirken,
ikincisi günümüz Rusyasından çarpıcı kesitler sunuyor. Hassas Çağ, bir
kuşağın çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemini Budala, Babalar ve Oğullar
ve Savaş ve Barış başlıklı üç bölüm altında inceliyor. Bu bölümlenme kabaca
Rusya'nın yakın tarihteki üç dönemiyle de örtüşüyor: Brejnev, Gorbaçov
ve Yeltsin dönemleri... Aşk ve Diğer Karabasanlar ise, 2000'lerin Rusya'sına
biraz dışarıdan bakmaya çalışıyor ve doğrusu hem stil hem de içerik olarak
epey çarpıcı bir fotoğraf yakalıyor.
Kısacası, 23'üncü Moskova Film Festivali hem organizasyon olarak kendi
içinde yaşadığı yapılanmayla, hem de programına aldığı yerli filmlerle
ülkenin içinde bulunduğu dönüşüme bir anlamda ayna tutan bir etkinlikti.
FESTİVAL
ÖDÜLLERİ
En İyi Film: İnançlı (Yön: Henry Bean)
En İyi Yönetmen: Ettore Scola (Haksız Rekabet)
En İyi Erkek Oyuncu: Vladimir Maşkov (The Quickie)
En İyi Kadın Oyuncu: Rie Miyazawa (Peony Pavilion)
Jüri Özel Ödülü: Şehrin Derisinin Altında (Rahşan Beni-Etemad)
Özel Ödül: Edvard Artemyev
Stanislavski Özel Ödülü: Jack Nicholson
FIPRESCI Ödülü: Körler (Yön: Peter Timar)
Seyirci Ödülü: Camdan Kanatlar (Yön: Reza Bagher)
|