AYIN FİLMLERİ
27 ARALIK 2002
Santa Clause 2
Vidocq
3 OCAK 2003
Martılar Açken
Ölümcül Tutku
Şeytan Bunun Neresinde
Smokin
Tez
10 OCAK 2003
Anlatamadım mı?
Asteriks&Oburiks: Görevimiz Kleopatra
Cennet
17 OCAK 2003
Amen
Ay Işığında
Başka Gün Öl
24 OCAK 2003
Hayalet Gemi
Sekreter
|
| |
ELEŞTİRİ
YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN İTALYANCA
"HAFİF DOGMA, KADIN DOGMASI"
Sinemadaki yaratıcılığı artırmak nosyonundan yola çıkılarak hazırlanan Dogma 95 Manifestosu, unutulmuş, değeri bilinmemiş ya da populist sinema tarafından bastırılmış kesimin kuvvetli bir silah olarak kullandığı süsten arındırılmış Fransız Yeni Dalgası'nın ve sadece gerçeği yeniden incelemeyi vurgulayan İtalyan Yeni Gerçekçiliği'nin seyircinin önüne tekrar konması aslında. Basite indirgendiğinde üçünün de birleştiği nokta, piyasaya hakim olan ana akıma karşı protest bir yaklaşım çerçevesinde seyirciye ulaşabilme çabası. Kısacası Dogma daha önce denenmiş bir oluşum; parçası olamadıkları bir bütüne açılmış bir savaş. Lars von Trier ve Vintenberg'in Dogma'nın temellerini atarken, kendi tekrarlarının savunduklarıyla çelişeceğini düşünüp birer film yaptıktan sonra akımı bırakmaya karar vermeleri, özünü koruyamayan her değer gibi saflığını yitirmiş Dogma'nın da başına geldi. 1998 yılında Cannes Film Festivali'nde von Trier'in Gerizekalılar ve Vintenberg'in (Jüri Özel Ödülü'nü almış olan) Şölen ile Altın Palmiye'ye aday gösterilmesiyle kendilerini kanıtlamış oldular. Akımın gördüğü yoğun ilginin cazibesine kapılan yönetmenler, isimlerini duyurmak için Dogma'yı altın bir fırsat olarak değerlendirdiler. Doğruluğu tartışılabilir bu saptamanın sinemadaki tekdüzeliği kırıp yönetmenleri yaratıcı olmaya ittiği de bir gerçektir. Koydukları kuralları akımın öncülerinin bile pek fazla ciddiye almaması, Dogma'nın kendini tekrarlamasının göze batmasına engel oldu. Yine de bu kısır döngü içinde yönetmenlerin Dogma'yı denemesi, daha sonraki çalışmaları için kullanmayı reddettikleri aletleri farklı bir iştahla ele almalarını sağladı.
...
Yavuz Erkan
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Ocak 2003 Eleştiriler bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Ocak sayısında okuyabilirsiniz..
Not : Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca eleştiri yarışmasına katılan bütün Altyazı okurlarına teşekkür ederiz. Yarışma kapsamında eleştirisi yayımlanan Yavuz Erkan, Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca filminin DVD'sini ve Altyazı Aylık Sinema Dergisi yıllık aboneliğini, yarışma katılımcılarından Semih Canbolat, Serkan Mutlu, Neslihan Uca, Ediz Gülten, Özden Özşen ve Sinan Sönmez ise filmin orijinal afişini kazandılar. Hediye kazananların hediyelerini almak üzere (212) 244 11 67 No'lu telefondan Yamaç Okur ile irtibata geçmelerini rica ediyoruz. Gösterdiğiniz ilgi için tekrar teşekkürler.
|
|
|
|
|
| |
PORTRE
BİR MASAL ANLATICISI - François Ozon (8 Kadın)
Küçük, renkli insanların, toprak üstünde yürüyüp giden karmakarışık hikayelerinin üstüne şeker serperek, hem kendi dilini, hem de onu izleyenlerin dillerini tatlandıran bir masal anlatıcısı.
Birçokları tarafından son Fransız auteur olarak nitelendirilen masalcı çocuk François Ozon, geçtiğimiz ay sinemalarımıza Catherine Deneuve, Isabelle Huppert, Fanny Ardant ve Emmanuelle Beart gibi Fransız divalarının resmi geçit yaptığı son masalı 8 Kadın ile konuk oldu. 8 Kadın henüz otuz beş yaşındaki bu genç yönetmenin hikayelerini süslemedeki yeteneğini ortaya koyarken, onun masalcı dilinin yapı taşlarını da orta yere döküyor: görünürde sakin ancak derinlerde lav püskürten, farslardan fırlamış karakterler; palet üstünden perdeye düşen renkler; absürdlük kavramı çevresinde dönüp dolanan, gerçek olmayana yakın duran diyaloglar; karakterlerin cinsel eğilimlerinin belirsizliğinin doğurduğu gizemlilik... Tüm bu sayılanlar, Ozon sinemasının ilk ayağı olarak görebileceğimiz Sitcom, Katil Aşıklar (Les Amants Criminels), Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları (Gouttes D'eau Sur Pierres Brulantes) ve 8 Kadın (8 Femmes) film dörtlüsünün ortak noktalarını oluşturuyor.
...
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Ocak 2003 Vizyon/Portre bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür.
|
|
|
| |
SÖYLEŞİ
TOM TYKWER
"FİLMİ BİR MEDYA ARACI OLARAK GÖRÜYORUM"
Kieslowski'nin senaryosunu filmleştirmeyi nasıl düşündünüz? Heaven'ı filmleştirmeden önce ne tür kuşku ve endişeleriniz oldu?
- Önce Kieslowski'nin kitabı filme çekmem için bana teklif edildi. Böylece ilk kez senaryosunu yazmadığım bir film çekmem söz konusu oldu. Uzun zaman birçok senaryo okudum, bunların bazıları iyi bazılarıysa kötüydü, ancak bunların hiçbirini filmleştirebileceğimi düşünemedim. Bir kez kendimi içinde bulabileceğim ve en azından iki yıl gibi bir süre böylesine bir proje ile çalışacağımı düşünebileceğim senaryolar değildi hiçbirisi. Bir diğer ifade ile kendimi özdeşleştirebileceğim bir proje olmadan film çekmeye başlayamazdım. Kendiniz de senaryo yazıyorsanız böylesine bir gerekçeyi neden olarak gösterebiliyorsunuz. Ancak eğer iyi bir senaryo olursa ve bu çalışmayı gerçekten kendime yakın bulursam bunu filme çekeceğimi ümit etmekteydim, işte o zaman Heaven'ın senaryosu elime geldi; bu senaryo bize Nörmack tarafından tavsiye edildi. Tabii burada öncelikle benim ilk tepkimi belirtmeliyim: 'Hayır', dedim; Kieslowski ve Piesievicz gibi iki ustanın yazmış olduğu bir senaryo beni korkuttu ilk başta. Çünkü Kieslowski benim için çok önemli bir sinema ustası olmuş ve hafızamda yaptığı işlerin arkasında hep önemli izler bırakan biri olarak yer etmiştir. Böyle birinin yazmış olduğu bir senaryoyu filme çekmeye kalkışmak, kişinin kendini ateşe atması gibi bir şey diye düşündüm. Daha sonra ise senaryoyu okumaya başlar başlamaz kitabın beni içine çektiğini farkettim. İlk kez yabancı bir kitabın içine sanki bana aitmiş gibi daldım. İlk kez okuduğum bu kitapla sanki hep yazmak istemiş olduğum bir kitabı okuyorum duygusuna kapıldım. Ve kitabı okuduğum süre içinde benim kendi vizyonumu yansıtabileceğim bir olgu olarak bunu nasıl film yapacağımın çerçevesi de belirmiş oldu. Rol dağılımından filmin nasıl olacağına kadar her şey belliydi. Bu filmi yapmak için gerekirse kendimi riske atmalıydım, çünkü elimdeki materyale güvenim sonsuzdu. Benim bir filmden hoşlanmam için en çok ihtiyaç duyduğum olgu senaryosunu kendim yazmamış da olsam o filme yine de kendi boyutlarımı koyabilmektir.
...
Söyleşi: Emine Uçar İlbuğa
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Ocak 2003 Vizyon bölümünde yayımlanan söyleşinin kısa bir bölümüdür.
|
|
|