| |
|
| |
yan odamdaki barton fink
Bazı sayılarda, rastlantısal bir şekilde içeriğimiz belirli konular üzerinde yoğunlaşıyor. Japon korku sineması dosyasını yapmayı kafaya koyduğumuzda Kill Bill: Bölüm 1'in Ocak'ta vizyona gireceği konusunda en ufak bir fikrimiz yoktu (bilindiği üzere filmin vizyon tarihi henüz belirginlik kazandı). Ya da Tarantino'nun Kill Bill'in ana eksenini Çin ve Japon kung-fu/martial arts filmleri ve samuray kültürü üzerine kuracağını bilmiyorduk. Robert Rodriguez'in Bir Zamanlar Meksika'da (Once Upon a Time in Mexico) filminin de aynı dönemde vizyona girmesi bir başka kesişmeyi beraberinde getirdi: aynı anda vizyonda iki ayrı Sergio Leone pastişini izleyebilecektik. Daha çok sinefillere hitap eden bu tatlı rastlantıların ötesinde söz konusu içeriklerin yoğunlaştığı belirli bir konu var: sinemada 'camp' ve pastiş. Bu iki kavram, özellikle Kill Bill: Bölüm 1'in erdemlerini anlamamızda bize kılavuzluk edebilecek bağlamlar oluşturuyorlar. Film, postmodern sinemada sıkça kullanılmaya başlayan bu estetikleri iç içe geçiriyor. Ta-rantino kıyıda köşede kalmış b-tipi istismar filmlerine (1968 yapımı Twisted Nerve adlı bir Amerikan teen-slasher'ı ve 1974 yapımı Thriller - en grym film adlı İsveç istismar filmi bunlardan sadece ikisi) bariz göndermeler yaparken, en ufak bir hiciv, alay, iğneleme belirtisi göstermiyor bize. Gönderme yaptığı filmleri alay konusu yapan bir parodi yapmıyor Tarantino, tam anlamıyla pastiş yapıyor. Kill Bill, kadri kıymeti bilinmemiş aksiyon filmlerine bir saygı du-ruşu gibi bile nitelenebilir. Sanki Tarantino filmi açılışta çalan "Bang Bang" şarkısının sözlerini hatırlatan bir anlayış-la, kovboyculuk oynarmışçasına çekmiş. Film, bir hayranlık refleksiyle yapılmış, çocuksu ve coşkulu. Tarantino, yavan bulduğumuz, yüksek sanat anlayışıyla örtüşmediğini düşündüğümüz pek çok eserin gözlerimizi kapattığımız norm dışı erdemler barındırdığını düşünüyor ve Kill Bill'de intikam filmlerinin kalıplarını kırmak amacıyla bu filmle-rin içeriklerinden ve sahnelerinden parçalar alıyor. Dolayısıyla onun camp'i (yani filminin bilinçli bir şekilde kötü ve ucuz gözükmesini sağlamaya çalışması) pastiş ile bütünleşmiş, iç içe girmiş bir camp anlayışı. Bu noktada işin baş-ka bir boyutu ortaya çıkıyor. Tarantino bir röportajında "iki ayrı evrende film çekiyorum, Kill Bill 'film-film evrenin-de' çektiğim ilk film" diyor. Burada "film-film evreni" denilen şey, belki de filmde gösterdiği şeylerin tümüyle diğer filmlerin dünyasının gösterileni olduğuna tekabül ediyor. Yani burada gösteren şey film ve gösterilen de film. Genel-de gösteren film ve gösterilen gerçek hayat olur filmlerde (Tarantino'nun eski filmleri dahil). Daha belirgin bir açıkla-mayı Tarantino kendisi getiriyor: "Kill Bill öyle bir evren ki, tümüyle filmlere dair, gerçek hayata dair değil... Seyirciye filmde olup bitenin gerçek dünyada olduğunu söylediğim, seyircinin bunun bir film olduğunun farkında olmadığı tek bir an yok filmde". Dolayısıyla Kill Bill'i izlerken bu filmin gerçek hayata dair hiçbir şey göstermediğini kabullenmek gerekiyor. Kill Bill ancak kırdığı kalıplar ve öyküsüne serpiştirdiği pastiş ve camp öğeler çerçevesinde değerlendirile-bilecek bir film. Tarantino, işi başka filmlerin müziklerini kullanmaya kadar götürüyor. Sonuçta o, gerçek hayatı tak-lit edermiş gibi yapmaktansa, filmleri taklit etmeyi seçmiş. Ve bu taklitten de Tarantino tarzının ve imzasının belirgin bir biçimde ortaya çıktığı bir film yapmayı başarmış.
Yukarıda kurduğumuz çerçeveye yönelik bazı soruların belirmesi yine de olası: Kill Bill bu kadar çok yavanlık, ucuzluk ve kötü zevk barındırıyorsa -bunlar gönderme olsa bile- biz onu niye seviyoruz? Ya da ondan alacağımız zevkin tanımı nedir? Bilinçli ucuzluk ile bilinçsizi nasıl ayırt edeceğiz ya da bilinçli bir ucuzluğu sanatsal açıdan de-ğerli kılan şey nedir gibi sorular. Bunlar sosyal bilimler, kültürel incelemeler, film eleştirisi ve sanat çevrelerinde sıkça tartışılan konular. Herkesin farklı açıklamaları, farklı cevapları var. Bu filmlerle ilgili sunduğumuz içeriklerde de Altyazı yazarlarının konuya dair kendi bakışlarını bulacaksınız.
Bu ay vizyona girecek yerli yapım Okul, özgün bir konuya dayansa da bir açıdan pastiş ve camp'le ilgili soruları akla getirecek bir film olarak görülebilir; korku-komedi türünün klişelerini farklı bir biçimde kullanarak türsel gönder-meler aleminde dolaşan bir film. Tabii Okul, kişisel açıdan benim için çok daha önemli; küçükten beri birlikte film izlediğimiz, sinema tutkusunu birlikte paylaştığımız ağabeyim Doğu Yücel'in senaryosunu yazdığı bir film. Bu film sayesinde bu "paylaşılan" korku-gerilim-fantastik kültürünün yansımasını sinemada görme olanağı bulacağım. Ben filmler üzerine acımasız eleştiriler yazarken, yan odada ağabeyimin Barton Fink'e dönüşmesini izledim. Bir Kill Bill beklemiyorum kuşkusuz ama umutlarım var.
Son olarak, yeni yılla birlikte dergi tasarımını yenileme sürecine girdiğimizi fark edeceksiniz. Yeni tasarımcımız Eser Yazıcı'nın yaratıcı, hayalgücü potansiyelini sonuna kadar kullanan, filmlerin ve yazıların içeriğiyle tasarımı ör-tüştürmeye çalışan anlayışı ile dergiye yepyeni bir görünüm kazandırdık. Amacımız, Altyazı'nın ruhunu ve içeriksel tavrını koruyarak, tasarımı mümkün olduğunca çekici kılmak. Umarız bu değişim hem sizin için hoş bir sürpriz ola-cak hem de bizi potansiyelimizi daha verimli kullanarak size elimizden gelenin en iyisini sunmaya teşvik edecek. Bu konuda sizin de görüşlerinizi bekliyoruz. Bu ay, çok yorulmamıza rağmen büyük bir keyif aldığımız tasarım süreci boyunca dinlediğimiz müzikleri sizlerle paylaşmak istedik.
Ekibimizden ayrılan eski tasarımcımız Gülistan Ertürk'e Altyazı'ya verdiği emekler için büyük teşekkür borçluyuz. Altyazı'nın en uzun soluklu köşelerinden biri olan Fuaye köşesine son vermeyi uygun gören İbrahim Türk'e de, Tür-kiye sinema yazınına böyle bir bölüm kazandırdığı için teşekkür ediyoruz. Kendisi Altyazı'da özellikle Türk sineması üzerine kapsamlı yazılara imza atmayı sürdürecek.
Fırat Yücel
Dergiyi Yaparken Ofiste Neler Dinlendik?
Quentin Tarantino Portresi:
Jeff Buckley (Grace), Travis (12 Memories albümü, özellikle Happy to Hang Around şarkısı),
Placebo (Çeşitli), Norah Jones (Come Away With Me albümü).
Kapak tasarımı, Okul, Nemo, Londra'dan Notlar tasarımları:
Kill Bill soundtrack ve özellikle Bang Bang şarkısı (Nancy Sinatra ve Sonny and Cher versiyonları),
Zamfir-The Lonely Shepherd, Bernard Herrmann-Twisted Nerve, Mulholland Drive soundtrack ve özellike
Linda Scott-I've Told Every Little Star, Ennio Morricone (Çeşitli film müzikleri), Simon and Garfunkel (Çeşitli),
Neil Diamond-You'll be a woman soon...
Japon Korku Sineması Dosyası:
Jay Jay Johanson (Poison), Kill Bill soundtrack'ten Meiko Kaji-Flower of Carnage, BOA (Çeşitli, özellikle DUVET şarkısı), geleneksel Japon müziğinin seçkin örnekleri, Lain soundtrack, Cocteau Twins (Çeşitli), Faye Wong (Cocteau Twins co-ver'ları), Koto Shakuhachi (Çeşitli), Kodo (Çeşitli), Manic Street Preachers (Çeşitli, özellikle Gold Against the Soul albümü, A Design for Life, Everlasting ve Motorcycle Emptiness şarkıları, Nirvana cover'ları)...
Ayın Filmleri:
Interpol (Turn on the Bright Lights albümü ve Percipitate şarkısı), Tea Party (Interzone Mantras), Emiliana Torrini (Love in the Time of Science), Björk (Çeşitli, özellikle Bachelorette şarkısı), Salvatore Adamo-Le filles du bord de mer, Faith No More (tabii ki Angel Dust albümü), Smiths (Çeşitli), Pixies (Çeşitli).
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ocak 2004 sayısından alınmıştır.
|
|
|
|
|