kanlı düğün

"Quentin Tarantino'nun dördüncü filmi" yazısıyla başlıyor Kill Bill: Bölüm 1. Bu ironik cümle, izleyicinin filmden ne beklemesi gerektiği konusunda çok önemli bir ipucu veriyor aslında; çünkü film 'bir Quentin Tarantino filmi'nden beklenebilecek her şeyin bir beden büyüğünü sunuyor. Filmin toplam uzunluğu ve içerdiği şiddetin dozu da buna dahil olduğu için yapım şirketi Miramax'ın ve Tarantino'nun ortak kararıyla iki bölüm halinde vizyona giriyor Kill Bill.

Tarantino, bu seferki çıkış noktasını Uzakdoğu dövüş filmleri olarak belirleyip, katıksız ve vahşi bir intikam öyküsü anlatıyor bize. Hikâye oldukça basit aslında: eskiden Deadly Viper Assassination Squad adlı suikast çetesinin bir üyesi olan ve ismi seyirciden özenle saklanan Gelin (The Bride), geçmisini terk edip evlenmeye ve aile kurmaya karar verince, Texas'ın küçük bir kasabasındaki düğünü eski çete arkadaşları tarafından kan gölüne çevrilir. O sırada hamile olan Gelin, çetenin başı olan Bill tarafindan kafasından vurulmasına rağmen ölmez ve komaya girer. Dört yıl sonra komadan çıktığı zaman ise intikam almak üzere bir 'ölum listesi' oluşturur ve çetenin elemanları olan O-Ren Ishii, Vernita Green, Elle Driver, Budd ve Bill'in peşine düşer.

Kill Bill'in ilk bölümü itibariyle Gelin'in hikâyesinin bize açıklanan kısmı ol-dukça sınırlı ve bu açıklamaların çoğu filmin ilerleyen bölümlerinde yapılıyor. Tarantino, önceki filmleri olan Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs, 1992), Ucuz Roman (Pulp Fiction, 1994) ve Jackie Brown'da (1997) olduğu gibi bu filmde de zaman kurgusunu alt üst ediyor. Kill Bill: Bölüm 1, her biri ayrı bir başlığa sahip olan beş ayrı bölümden oluşuyor. Bu beş bölüm, Tarantino'dan beklenebileceği üzere, kronolojik bir sıra takip etmekten çok uzak. Hatta her bir bölüme kendi içinde başı, ortası ve sonu olan beş ayrı kısa film olarak da yaklaşmak mümkün. Ancak filmin beş ayrı hikâyenin tek bir karakter çevresinde toplandığı episodik bir yapı taşıdığını iddia etmek de yanlış olur; çünkü aynen Ucuz Roman'da olduğu gibi, tüm bu episodlar hikâyenin bütünü içinde yerli yerine oturuyor ve sonuçta beş ayrı hikâye değil, tek bir film izliyoruz. Bu bütünlüğü sağlamada en büyük rolü ise kuşkusuz Gelin karakterinin hikâyeyi geriye dönük olarak anlatan dış sesi oynuyor.

Kill Bill, konvansiyonel denebilecek bir hikâyeyi neden-sonuç ilişkilerini kırarak, hikâyesini tersyüz ederek anlatıyor. Film, hikâyenin ortalarından bir yerden, Gelin'in ikinci intikamıyla başlıyor. Absürd komediden tek farkı içerdiği abartılı şiddet olan bu ilk bölümde, iki kadının arasındaki sorunun ne olduğunu tam olarak bilmeden, Gelin ve Vernita Green arasındaki vahşi hesaplaşmayı izliyoruz. Ancak filmin ikinci bölümüne geçtiğimizde Gelin'in intikam hırsıyla yanıp tutuşmasının nedenlerini anlamak mümkün oluyor.

Filmin beş bölümünü birbirlerinden ayıran en önemli özellik ve filmin episodik bir yapı taşımasının nedeni ise, her bir bölümün filmin beslendiği ana kaynak olan intikam temalı kült Uzakdoğu filmlerinin ayrı bir öğesini vurgulaması, hatta tamamıyla o öğe üzerine kurulmuş olması. Bu bölümlerden biri, Gelin'in ölüm listesinde ilk sırada olan O-Ren'in nasıl acımasız bir suikastçi haline geldiğini coçukluğundan başlayarak anlatan bir anime. Diğer bir bölüm ise baştan sona Gelin'in ilk intikamını almak için kullanacağı kılıcı elde etmesinin öyküsü.

Quentin Tarantino, Kill Bill ile başlıca ilham kaynağı olan kült filmlerden etki-lenme ve bu filmlere göndermeler yapma işini bir adım daha ilerletiyor, çünkü bu sefer etkilendiği ve gönderme yaptığı filmler arasında kendi filmleri de var. Örneğin, Gelin'in birden uyandığı ve dört yıllık komadan çıktığı sahne, Ucuz Roman'da yine Uma Thurman'ın canlandırdığı Mia karakterinin kalbine sapla-nan adrenalin iğnesiyle hayata dönüşünün neredeyse bire bir tekrarı. Yani Kill Bill her anlamda, Quentin Tarantino'nun sinema geçmişine ve sinema dağar-cığına yapılan büyük bir gönderme niteliği taşıyor.

Filmdeki her bir karakter, Tarantino'nun video dükkanlarında çalışırken obse-sif bir şekilde izlediği B-filmlerindeki karakterlerin birer prototipi. Ancak bu se-fer karakterler, Ucuz Roman'da olduğu gibi kalıplarından taşmıyorlar. Ana ka-rakter olan Gelin dahil her bir karakter son derece sembolik olarak, kalın çizgilerle, kalıplarına uygun olarak çizilmiş durumda. Karakterlerin seyirciye ilk tanıtımları da tamamen sembolik öğelerden oluşuyor: Gelin'in ilk olarak gözlerini ve gözlerindeki intikam hırsını görürken, 'kötü' karakterlerin yüzlerinden önce ellerindeki gücün sembollerini, eldivenlerini, sivri topuklu ayakkabılarını ve si-lahlarını görüyoruz.

Filmi iki bölüm halinde izleyecek olmakla ilgili kaygıları olanların içleri rahat edebilir; çünkü Kill Bill: Bölüm 1'in (ikinci bölümde olacaklarla ilgili epey bir merak uyandırmasına rağmen) kendi içinde başı ve sonu olan bir bütünlüğü var. Film bittiğinde sinemada 10 dakika ara verilmiş hissi oluşmuyor kesinlikle. Çünkü Kill Bill: Bölüm 1, kronolojik sırasından epey bir saptırılmış beş ayrı bölüm sunmasına rağmen, 'görünürde' herhangi bir boşluk bırakmadan hikâyesini belli bir noktaya getiriyor. 'Görünürde' demek gerekiyor, çünkü Tarantino'nun filmin ikinci bölümü olan Kill Bill: Bölüm 2'de ne gibi sürprizlerle karşımıza çıkacağını, hikâyede şu anda görünmeyen ne gibi boşluklar yaratıp onları nasıl dolduracağın şimdiden tahmin etmek mümkün değil. Kill Bill: Bölüm 1 gibi sinemanın tüm olanaklarını sonuna kadar ustaca kullanan bir film söz konusuyken, ikinci bölüm için yapılabilecek tek doğru tahmin de hiçbir şeyin beklediğimiz gibi olmayacağı zaten. (S.T.)


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ocak 2004 sayısından alınmıştır.

 
 
Son dönemdeki Türk filmlerinden en çok ilginizi çeken film?
 Hababam Sınıfı
 Okul
 Vizontele Tuuba
 Karşılaşma
 Küçük Özgürlük


   
Sinema rehberiniz