| |
|
| |
Amerika'da tüm zamanların en çok hasılat yapan 8. filmi olan Pixar animasyonu Nemo: Kayıp Balık hem bir
gerçek dünya simülasyonu hem de fantazinin sınırsız dünyasına eğlenceli bir yolculuk.
Sinemada biçimsel anlamda ve/veya içerik anlamında, anlatımın aracı ve/veya amacı olarak, 'gerçek' ve 'gerçeklik' konularının
sık sık tartışıldığı bir dönemdeyiz. Dogville mi daha çok gerçeklerden bahsediyor, yoksa Afili Delikanlı (Sweet Sixteen, 2002) mı? Hangisinin
sinemasal anlatım tarzı 'gerçeğe' daha yakın, 'gerçekliği' daha iyi yakalıyor? 'Gerçeğe' yaklaşmak sadece onu taklit etmeye çalışmakla
mı mümkündür, yoksa olabildiğince gerçeklikten uzak bir anlatım tarzı -Dogville'deki tebeşirle çizilmiş kapı ve yollar örneğin- 'gerçeği', 'gerçek
benzerlerinden' daha mı iyi temsil eder? Bu sorular kafaları dönem dönem daha sık, bazen de arada bir kurcalayadursun, Pixar diye bir şirketin
ortaya çıkması işleri iyice birbirine karıştırıyor. İnsan olmayan varlıkların -canavarlar, balıklar, oyuncaklar, böcekler- dünyalarında kurgulanan
animasyonlar, hem birer 'gerçek dünya' simülasyonu olma, hem de aynı anda hayal gücünün sınırlarını olabildiğince itekleme işlevine sahip.
İnsan karakterlerin, balıklardan, oyuncaklardan, böceklerden veya canavarlardan daha 'çizgi', 'sahte', 'karikatürize' bir formatta sunulduğu
bu animasyonlar, algı biçimlerimizi öyle bir şekillendiriyor ki, filmi izlemeye başlamadan önce 'fantazi dünyası' olarak kabul ettiğimiz dünyayı,
filmi izlemeye başladıktan bir süre sonra 'gerçek dünya', izlediğimiz filmin içinde ucundan kıyısından gözüken 'gerçekten uzak' insan karakterlerin
yaşamlarını da, gerçek dışı, karikatürize algılamaya başlıyoruz. Bu koşullanma bizi, fantazinin gerçek olduğunu kabul etmenin daha makul
olduğu bir noktaya yaklaştırıyor. Sonuç olarak bu animasyonlar, izleyiciyi yaşadığı dünyaya benzeyen, ya da onun içinde insan olmayan bir simülasyonunun
yaşandığı, koskocaman bir alanda, keşfedilmeyi bekleyen 'yeni gerçeklerle' baş başa bırakıyor. Kendilerini hem alabildiğince bilinmeyen
dünyalara ve yepyeni keşiflere olanak tanıyan bir yapıda, hem de ucundan yakalayabileceğimiz kadar gerçek dünyaya yakın bir noktada
konumlandıran bu animasyonlar, yakaladıkları bu dengenin kusursuzluğu ölçüsünde başarı kazanıyorlar. Disney'in, Dreamworks'le kapışsın diye, palazlanmasına
el verdiği Pixar, CGI teknolojisinin en etkili şekilde kullanıldığı; insana "olur olur da, bu kadar da olur mu?" dedirten birçok animasyona
imza atmış. Alanında en başarılı teknik adamları ve en iyi yazarları bünyesinde barındıran Pixar'ın muhteşem animasyonlarından Oyuncak
Hikayesi (Toy Story, 1995), Oyuncak Hikayesi 2 (1999), Bir Böceğin Yaşamı (A Bug's Life, 1998), ve Sevimli Canavarlar'ı (Monsters Inc., 2001) daha
önce vizyonda misafir etmiştik.
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ocak 2004 sayısından alınmıştır.
|
|
|
|
|