Kapak 32

Ortak bir dil mümkün mü?

Bu yıl 12. kez gerçekleştirilen Londra Türk Film Festivali'nin konuğuydum. Festival kapsamında düzenlenen 'New Turkish Cinema in Europe ' isimli panelde son dönem Türk popüler sineması hakkında bir konuşma yapmam istenmişti. Geçen sayımızda Enis Köstepen'in yazmış olduğu 'Uzayda da çeksek, Uzak da çeksek Topyekûn arayıştayız' adlı yazıdan esinlenerek hazırladığım sunum, Türkiye'deki sinema ortamında popüler üretim ile bağımsız üretim arasında yapım koşulları açısından çok da büyük bir fark olmadığı üzerineydi. Panelde sinema yazarlarının yanı sıra yapımcılar, akademisyenler, dağıtımcılar ve yönetmenler de konuştular. Derviş Zaim, Ezel Akay, Ümit Ünal ve Ömer Vargı gibi önemli yönetmenlerimizin kendi deneyimleri hakkındaki konuşmaları bir yandan yönetmenlerin birbirlerinden ne kadar farklı yollar izlediklerini gözler önüne seriyor, bir yandan da ortak bir yol arayışının ne kadar da kendi gündemimizden uzak olduğunu gösteriyordu.

 

GÖZE ÇARPANLAR / KAHRAMAN
Epey gecikmeli bir şekilde olsa da sonunda sinemalarda izleme şansına kavuştuğumuz Kahraman, büyüleyici bir seyir deneyimi sunuyor. Kaplan ve Ejderha'dan (Wo hu cang long, 2000) sonra Ang Lee'nin sihirli formülünün
dünya sinemasını 70'lerde çepeçevre saran Hong Kong dövüş sanatları filmlerinin ardından benzer bir furyayı patlatıp patlatmayacağı sorulan sorular arasındaydı. Kahraman ise artık uzakdoğu dövüş sanatları filmlerinin yeni bir furya yaratmaya başladığını gösteriyor.

SÖYLEŞİ / OLİVER STONE

Pinema Film'in davetlisi olarak bir günlüğüne Türkiye'ye gelen ve Geceyarısı Ekspresi kompleksimizi yeniden hortlatan Oliver Stone'la, geçtiğimiz sayında kapağa taşıdığımız epik filmi Büyük İskender üzerine odaklanan bir söyleşi gerçekleştirdik. Oliver Stone'la söyleşi yapmak için Ritz Carlton Oteli'ne gittiğimizde, bir süredir devam eden röportaj trafiğinin yarattığı bir gerilim olduğunu fark etmemek mümkün değildi. Stone, Türkiye'ye ayak basar basmaz, Pinema Film'in sahibi Pamir Demirtaş aracılığıyla yaptığı basın açıklamasında, "Türkiye'de pek çok kalbin kırılmış olmasından dolayı üzüntü ve pişmanlık duymaktayım" diyordu...

 


SÖYLEŞİ / FRANÇOIS OZON
Son birkaç filminden ve özellikle Beş Kere İki'den sonra, artık ona 'Fransız sinemasının yaramaz çocuğu' diyemiyoruz. Beş Kere İki'yi niye geriye doğru kurguladığını sorduğumuzda bize şu yanıt veriyor: "Çünkü bir aşk hikâyesinde önemli olan bitiş değil başlangıçtır." François Ozon'u anlatmak için farklı sıfatlara ihtiyacımız var artık.