Altyazı’dan !f İstanbul Önerileri

Paylaş
tabu-web

14-24 Şubat arası İstanbul’da, 28 Şubat-3 Mart arasında ise Ankara ve İzmir’de sinemaseverlerle buluşacak olan !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, bu sene oldukça iddialı bir programla karşımıza çıktı. Festivalde hangi filmleri takip edeceği konusunda kararsız kalanlara Altyazı’dan öneriler…

Jîn: Şarkı Söyleyen Kadınlar’la birlikte Reha Erdem’in merakla beklenen iki filminden biri olan Jîn, !f istanbul’un Galalar bölümünün sürprizlerinden. Yaptığı her filmle sinemaya olan tutkumuzu yeniden körükleyen Erdem, genç bir Kürt kızının memleketinden İzmir’e yaptığı yolculuğu anlatırken bir Türkiye panoraması çıkarıyor (Filmle ilgili kapsamlı bir yazıyı Altyazı’nın Mart sayısında okuyabilirsiniz).

Kutsal Motorlar (Holy Motors): Leos Carax’ın on yılı aşkın bir aranın ardından sinemaya, sinemanın kendisini anlatarak geri döndüğü filmi etkileyici bir deneyim. Seyirciyi kendi rüyasının içine usulca sokan Carax şimdiden klasikler arasına gireceğini tahmin ettiğimiz bir filme imza atıyor.

Tabu: Portekizli yönetmen Miguel Gomes’in geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde FIPRESCI ödülü kazanan filmi, çoğu eleştirmenin 2012’nin en iyi filmleri listesinde kendine yer buldu. Sinefillerin kaçırmaması gereken Tabu, deneysellikle şiirselliği birleştirebilen, özellikle de Afrika’da geçen siyah-beyaz bölümüyle sinemasal belleğe kazınan bir film.

Güneşsiz (Sans Soleil): !f istanbul’un artık gelenekselleşen etkinliklerinden ‘Altyazı Tartışıyor’da bu sene Chris Marker’ın tarih, zaman, bellek gibi kavramlar üzerine düşünürken antropolojik bir çalışma gibi de işleyen, sinema tarihinin en özgün işlerinden biri olan filmi Güneşsiz’i konuşuyoruz. Chris Marker hakkındaki sohbete katılmak isteyen herkesi 16 Şubat Cumartesi günü saat 15.30’da SALT Beyoğlu’ndaki etkinliğe bekliyoruz.

Laurence Anyways: 19 yaşında çektiği ilk filmi Annemi Öldürdüm (J’ai tué ma mère, 2009) ile gencecik yaşında kendi izleyici kitlesini yakalayan Xavier Dolan, üçüncü uzun metrajında daha olgunlaşmış bir sinema diliyle karşımızda. Laurence Anyways, erkek bedeninde hapis bir kadın olan Laurence ile sevgilisi Fred’in ilişkilerini konu alıyor. Dolan’a özgü klipvari sahneler ve oyunbaz renkler, keskin dramatik yükselişlerle iç içe…

Frances Ha: Mürekkep Balığı ve Balina’yla (The Squid and the Whale, 2005) aklımıza kazınan Noah Baumbach’ın New York Film Festivali’ndeki ilk gösteriminin ardından heyecan yaratan yeni filmi Frances Ha, geçtiğimiz senenin en önemli Amerikan bağımsız yapımlarından biri. Zekice diyaloglar ve siyah-beyaz New York sokakları…

Komşu Sesler (O som ao redor): İlk ya da ikinci filmini çekmiş yönetmenlerin yarıştığı Keş!f bölümünde yarışan film, Brezilya’da orta sınıf bir mahallenin anatomisini çıkarırken, paranoyayla örülü yaşamların ve Brezilya’nın kanlı tarihinin peşinden gidiyor. Komşu Sesler, Geçtiğimiz Rotterdam Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünü kazanmıştı.

Öldürme Eylemi (The Act of Killing): Keş!f bölümünde en çok dikkat çeken filmlerden biri de Werner Herzog ve Errol Morris gibi ustaların yapımcıları arasında yer aldığı sıradışı belgesel Öldürme Eylemi. Endonezyalı bir ölüm mangasının daha önce gerçekleştirdikleri katliamları yeniden canlandırdığı film, iktidarın dehşet verici yüzünün açığa çıktığı cehennem gibi bir dünyayı hiç beklenmedik bir üslûpla, John Waters tarzı kitsch bir estetikle perdeye taşıyor. Festival programının gizli hazinelerinden.

Zerre: Erdem Tepegöz’e geçtiğimiz Antalya Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazandıran Zerre, Keş!f bölümüne Türkiye’den katılan tek film. Tarlabaşı’da hasta kızı ve annesiyle yaşayan işçi bir kadının dramını etkileyici bir görsellikle anlatan Zerre, sinemamızda daha çok görmek istediğimiz etkileyici bir kadın hikâyesi.

Benim Çocuğum: Can Candan’ın yönettiği belgesel, LGBT bireylerin ailelerine odaklanıyor. Ailelerin çocuklarının cinsel kimlikleriyle yüzleşmelerini ve onların mücadelelerine katılmalarını anlatan Benim Çocuğum’u Türkiyeli herkes izlemeli.

Margaret: You Can Count on Me’den (2000) tanıdığımız Amerikalı senarist-yönetmen Kenneth Lonergan’ın yeni filmi Margaret, ergenlik buhranları üzerinden tüm bir Amerikan toplumuna yayılan gözlemlerde bulunan, sınıfsal vicdana da, 11 Eylül sonrası travmalara da, varoluşçu sorgulamalara da alan açan zengin bir metne, oldukça iyi yazılmış diyaloglara ve güçlü oyunculuklara sahip bir film.

Berberian Ses Stüdyosu (Berberian Sound Stüdyosu): Bir giallo filminin post-prodüksiyon aşamasını giallo türünün stilistik öğeleriyle anlatan Berberian Ses Stüdyosu, sık sık David Lynch’le beraber anılan kâbusumsu bir atmosfere de sahip. Hem iyi gerilimden hoşlananlara hem giallo sevenlere hem de filmlerin seslerinin nasıl yaratıldığını merak edenlere iyi gelecektir.

Gerçeklik (Reality): Daha önce Gomorra (2008)  ile ülkemize uğramış olan İtalyan yönetmen Matteo Garrone, yine Gomorra gibi Cannes’da Jüri Büyük Ödülü alan filmi Gerçeklik ile !f istanbul’da karşımıza çıkıyor. Garrone’nin tarzından hoşlananlar kaçırmasın.

Yolda (On the Road): Merkez İstasyonu (Central do Brasil, 1998) ve Motosiklet Günlükleri (The Motorcycle Diaries, 2004) gibi filmlerden tanıdığımız Brezilyalı yönetmen Walter Salles, bu sefer Beat kuşağının kutsal kitabı ‘Yolda’yı sinemaya uyarlıyor. Kerouac’ın ve Beat kuşağının sıkı takipçileri, uyarlamayı muhakkak merak edeceklerdir.

Hayat Avcısı (The Imposter): Teksaslı bir ailenin kayıp çocuğu olduğu iddiasıyla ortaya çıkan 16 yaşındaki bir Fransızın tuhaf öyküsü, yönetmen Bary Layton’ın elinde etkileyici bir belgesele dönüşüyor. Methi dilden dile dolaşan Hayat Avcısı’nı kaçırmayın.

Başka Bir Ülkede (In Another Country): Güney Koreli auteur yönetmen Hong Sang-soo’yu bilenler Başka Bir Ülkede’yi gidilecekler listelerine çoktan almışlardır bile. Hong Sang-soo’nun Isabelle Huppert’e başrolü verdiği film, ustanın sinemasının tipik bir örneği olmasa da ilgiyi hak ediyor. Geçtiğimiz sene Cannes’da Altın Palmiye için yarıştığını da hatırlatalım.

Versaille Kraliçesi (The Queen of Versailles): Versailles sarayından esinlenerek kendilerine bir malikâne yaptırmaya başlayan çiftin ekonomik krizin ardından yaşadıkları mali çöküşü belgeleyen Versailles Kraliçesi, geçtiğimiz yıl festivallerde en çok konuşulan belgesellerden biriydi.

Hergün (Everyday): Günümüz İngiliz sinemasının üretken ismi Michael Winterbottom, sıkı festival takipçilerinin listelerinde her zaman kendine yer bulur. Deneysel ve oldukça iddialı işlerinin yanı sıra mütevazı öykülere de imza attığını bildiğimiz Winterbottom, bu kez ikinci türden, küçük, gösterişsiz bir aile dramıyla karşımızda.

Bernie’nin Suçu Ne? (Bernie): Richard Linklater’ın Bağımsız Ruh Ödülleri’nde (Independent Spirit Awards) En İyi Film’e aday olan filmi, özellikle Jack Black’in performansıyla çok konuşuldu.

 

Bunlara da dikkat:

Savaş Cadısı (Rebelle) Yön.: Kim Nguyen

Pas ve Kemik (De Rouille et dos) Yön.: Jacques Audiard

Ben Kuçuyum (Call Me Kuchu): Katherine Fairfax Wright, Malika Zouhali-Worrall

Demir Gökyüzü (Iron Sky): Yön.: Timo Vuorensola

237 No’lu Oda (Room 237): Yön.: Rodney Ascher

Yedi Psikopat (Seven Psyschopaths) Yön.: Martin McDonagh

Spring Breakers Yön.: Harmony Korine

Bestiaire Yön.: Denis Côté

Woody Allen: Bir Belgesel (Woody Allen: A Documentary) Yön.: Robert B. Weide

Kapsül (The Capsule) Yön.: Athina Rachel Tsangari

Efterklang: Ghost of Piramida Yön.: Andreas Koefoed

Sus ve Hitleri Çal (Shut Up and Play the Hits) Yön.: Will Lovelace, Dylan Southern

Dönüş (Turning)  Yön.: Charles Atlas

Jason Becker: Henüz Ölmedi (Jason Becker: Not Dead Yet) Yön.: Jesse Vile

Paylaş