Aydın Bulut ile ‘Benimle Oynar Mısın?’ Üzerine

Paylaş
carsi_ilustrasyon

İlüstrasyon: Mehmet Uluşahin

Başka Semtin Çocukları adlı filminden hatırladığımız Aydın Bulut ile, yıkılmakta olan İnönü Stadyumu’nda çekilen son film olma özelliğini taşıyan Benimle Oynar Mısın?’ı ve çArşı’nın politik kimliğini konuştuk. Benimle Oynar Mısın? 27 Eylül’de vizyonda.

Benimle Oynar Mısın?’ın yıkılmakta olan İnönü Stadyumu’nda çekilen son film olması sizin için ne ifade ediyor?
Bu filmi yapmaktaki bir amacımız da bugünkü Beşiktaş’ın kaydını tutmak ve bir tür hafıza oluşturmaktı çünkü çok hızlı yol alan bir yok oluşun içindeyiz. İstanbul’un şehrin insanlarına rağmen yapılandırılması yeni bir durum değil fakat kentsel dönüşüm projesi yıkım ve talan tarihinde özel bir yer alacak, o kesin. Özal ekonomisinin girişimci inşaatçılarını ve belediyecilerini iyi tanımıştık. İkinci Boğaz Köprüsü, Beykoz ormanları ve Boğaz sırtlarının yok edilişi, Gökkafes faciası ilk aklımıza gelenler. Pek çok yaşam alanına el atıldı, şehirdeki en küçük toprak parçası pazarlama konusu yapıldı. Bir dönem her yere otel kondurma sevdası yerini AVM ve cami inşa etmeye bıraktı. Bu eski şehir, güzelliğini oluşturan tarihinden, tabiat değerlerinden ve zengin yaşama kültüründen çok şey kaybetti, kaybediyor.

Şehri satanlar, yaşanacak değil zapt edilecek bir yer gözüyle bakıyorlar İstanbul’a. Beşiktaş semtinin de özellikle son on yılına baktığımızda tanınmayacak kadar değiştiğini görüyoruz. Peş peşe yapılan finans kuleleri, yüksek binalar Beşiktaş’ın görünümünü tamamen değiştirdi. Sahildeki ortak yaşam alanları tamamen bitirildi, inşaatı tartışmalı olan üniversitenin gittikçe yayılması, iskelenin yanındaki kayıkhanenin kaldırılması ve son olarak Başbakanlık ofisinin gelişiyle o bölgenin tamamen “insansızlaştırılması”… (Son günlerde TOMA ve polis araçları parkına döndü.) Akaretler’e de Beşiktaş’ın yapısına hiç uymayan bir “şekil” verilmeye çalışıldı, ressam Zonaro’nun atölyesinin müze olacağı yerde lüks bir otel var şimdi. Balık Pazarı sürekli yıkılıp yerine daha tuhaf bir şey konduruluyor. Kamburun Bahçesi’ni kaybettik; yazlık sinemanın yerine otopark yapılmıştı, olsun razıydık çünkü orada yine de çınarların altında oturabildiğimiz bir çay bahçesi vardı. Abbasağa Parkı’na semtin insanları sahip çıkmasaydı şimdi yerinde gösterişli bir AVM olacaktı muhtemelen.

Bütün bu kayıpların ve yıkımların içinde İnönü Stadı’nın özel bir yeri var tabii ki. Önce Çırağan’daki Şeref Stadı’nı sonra Fulya’daki sahasını kaybetmiş olan Beşiktaşlılar için İnönü’nün yıkılacak olması ciddi endişe yarattı çünkü yıkılanların yerine inşa edilenlerin büyük hayal kırıklığı yaşattığını biliyoruz. Halkın doğrudan yer almadığı hiçbir kentsel proje onaylanmamalı çünkü yönetenlerin vaat ettiklerini tam olarak uygulamaları ancak böyle mümkün olabilir. Stadın mimari olarak çevresiyle uyumlu ve gerçek ihtiyaçları karşılamaya dönük bir yapı olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz. Önemli bir yapı daha İstanbul tarihine karıştı, onun son zamanlarına tanık olmak ve çekim yapmak çok farklı duygular yaşattı bana. Hayatımdaki ilk futbol maçını yedi yaşımda orada izlemiştim. İnönü’nün kapanışı onun gün görmüşlüğüne yakışır şekilde, muhteşem bir tezahürat, taraftar gösterisi ve biber gazı eşliğinde oldu.

Beşiktaş sevdasına değinen bir film yapmak istemenizde çArşı’nın politik kimliği ne kadar etkili oldu?
çArşı’ya ‘politik kimlik’ tanımlamak çok kolay değil, çArşı gerçekte en genel tanımıyla bir ruh hali aslında. Mahallenin eski ve eskimeyen solcu abi, ablalarından gelen, Neyzen’den, Can Yücel’den, Yüzbaşı Şerafettin’den, Şeref Bey’den, Optik’ten beslenen biraz huzursuz, biraz yaramaz, hınzır bir oyuncu; ağzı bozuk, küfürbaz, hiçbir otoriteyi tanımaz, takmaz bir ruh hali. Şeref Stadı’nın tozu, Balık Pazarı’nın tuzu, Köyiçi’nin kokusu, Şairler Parkı’nın neşesi var içinde. Bu daha çok var olana karşı bir direnme biçimi, bir duruş… Çok erkeksi gibi görünse de aslında çok incelikli, hassas, romantik yönleri var, o yüzden “âşık eder herkesi!”, cinsiyetsiz aslında. Haksızlığa tahammülsüzdür, bir de vefa bilmezliğe. Kendini koruma refleksi serttir, yok olmamak için belki de. O yüzden de hırçındır bazen. Ben Beşiktaş’ta doğdum büyüdüm, işte filmde semtin bu özel karakterini anlatmak istedim.

Filmdeki kişiler, ‘Benimle Oynar mısın?’ sorusunu birbirlerine farklı şekillerde soruyorlar. Kimi zaman yüksek sesli bir çağrı halinde, kimi zaman hayal ederek. Fakat her biri bu oyunun içinde izleyici değil oyunun ta kendisi olmak isteyen karakterler. İşte çArşı budur bence, o sadece izlemez o anda oyun olur; hesapsızdır, bazen de ayarsız. Akaretler’de polisin atacak, sıkacak gazı tamamen bitip tükendiğinde tamam bu kadar yeter diyerek geri çekilendir çArşı. çArşı oyun oynamayı sever, çArşı oyunbozanlara karşı!

Erkeklik gururu ve azınlık kimlikleri gibi meseleler bağlamında Başka Semtin Çocukları’yla bu film arasında ortaklıklar var mı?
Beşiktaş’la ilgili daha önce iki farklı senaryo yazdım. O hikâyeler daha erkek dünyası ağırlıklıydı fakat bu kez öykü ve senaryoyu Eyşan Özhim’le birlikte yazdık; onun katkılarıyla kadın ve kız çocuğu merkezli, daha zengin bir yapı çıktı ortaya. Evet yine bir erkek dünyası var fakat biz oraya anneyle kızı arasındaki serüveni takip ederek ulaşıyoruz, onlarla birlikte tanışıyoruz semtteki yaşam kültürüyle. Beşiktaş’ı güzel kılan en önemli özelliklerinden biri de ‘şenlikli’ olma halini hep korumuş olması. ‘Şenlik’ özgürlüktür, farklılıklarla bir arada olmaktır, coşkudur; her türden etnik-cinsiyetçi sınırları kaldırır, iktidardan çalınan zaman olur şenlik, direniş olur, yeni yaşam alanları yaratır.

Erkeklik gururu meselesine gelince, biz erkekler hepimiz biraz “rencide ruhlar”ız bu ülkede. Gururunu korumak çabası budalalıkla şövalye olmak arasında gidip geliyor. Kadınlara bu kadar düşman olmamız istenirken erkeklik hallerimizle iyi yüzleşmek gerekiyor. Ben Ana Tanrıça kültünü yok etmiş erkek egemen bakıştan nefret ediyorum, o nedenle bu filmde kahraman olan Sybıl’larımız var.

Paylaş