Filming Revolution: Çoksesli Bir Devrim Anlatısı

Paylaş

meydanAlisa Lebow’un Filming Revolution adlı internet projesi, Mısır Devrimi esnasında ve onu takip eden süreçte çekilmiş filmlerden oluşuyor. ‘Devrimin filmini çeken’ sanatçıları ve projelerini bir araya toplayan site, bir tür meta-belgesel niteliği taşıyor.

Söyleşi: Senem Aytaç

alisa_lebow

Fotoğraf: Merve Kayan

Altyazı’nın sıkı takipçileri Alisa Lebow’u yaklaşık altmış sayı boyunca devam eden Docİstanbul köşemizdeki ‘Londra Postası’ndan hatırlayacaklardır. Lebow, Türkiye’de geçirdiği yıllardan sonra burayla bağını koparmamış ve özellikle belgesel alanında aktif olmaya devam etmişti. 2012’de Arap coğrafyasındaki toplumsal hareketlerin görsel alandaki karşılığını tartışmaya açmak üzere İstanbul Film Festivali’nde ‘Devrimin Filmini Çekmek’ adlı bir bölümün küratörlüğünü yapmış; Suriyeli, Tunuslu, Mısırlı, Ukraynalı yönetmenler eşliğinde aynı başlıkta bir de panel gerçekleştirmişti. Uzun süredir Londra’da yaşayan ve şu an Sussex Üniversitesi’nde ‘Film ve Devrim’ ve ‘Birinci Şahıs Filmler’ gibi konularda ders veren Lebow’un son işi bir meta-belgesel. Büyük çoğunluğu Kahire’de yaşayan yönetmen, aktivist ve sanatçılara odaklanan, onların ürettiği projeleri bir araya getiren, Mısır’daki bağımsız film üretiminin dökümünü yapan bir internet sitesi filmingrevolution.org. Devrim zamanı sanat üretimi üzerine yönetmen, aktivist, sanatçı ve arşivcilerle yapılmış röportajların kişi, tema ve projelere göre sınıflandırılmış klipleri, filmlerden parçalar, Lebow’un röportajlar üzerine notları, sitede yer alan kişi ve projelerle ilgili başka kaynakların da yer aldığı çok parçalı bir yapı var karşımızda. Projeyi bir arşivden ayıran temel özelliği ise hem Lebow’un kişisel dokunuşları hem de sitenin içeriği kadar estetiği üzerine de emek verilmiş olması. Alisa Lebow ile Filming Revolution’ı, interaktif belgeselin ya da meta-belgeselin ne olduğunu, bu projenin nasıl gerçekleştirildiğini ve nerelere gidebileceğini konuştuk.

Filming Revolution işinin tanımından başlayalım. Meta-belgesel, interaktif belgesel, veritabanı belgeseli… Hangisini tercih ediyorsun?
Meta-belgesel tanımını tercih ediyorum. Yaptığım şey bir belgesel film değil, bir interaktif belgesel de değil. Filming Revolution tek bir hikâye anlatmakla değil, başka insanların ürettikleri belgesellerle, projelerle ilgileniyor. Bu anlamda bir havuz, bir kütüphane ya da bir arşiv gibi. Ama aynı zamanda bu projenin estetik bir vizyonu ve konsepti de olduğu için ve veri toplayıp bir arşiv yaratmanın ötesinde estetik olarak ne yapılabileceği üzerine düşündüğüm için, bu projenin bir tür yaratıcı belgesel tarafı da var. Dolayısıyla bu tanımlamaların hiçbiri tam olarak yeterli değil. Elbette bunun sebebi de henüz çok yeni bir alan olması; ‘interaktif’ tanımı interaktivite içeren her bir projeyle şekilleniyor.

Bu anlamda Filming Revolution aynı zamanda disiplinlerarası bir proje. Oluşum aşamasındaki işbirliklerinden, parçaların nasıl bir araya geldiğinden bahseder misin?
Daha önce hiç interaktif bir iş yapmamıştım. Film çektim, üzerinden uzun zaman geçmiş olsa da o konuda kendimi yetkin hissediyorum. Fakat kod yazma ya da programlama konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Sadece program yazabilen değil, aynı zamanda sanatçılarla çalışmış, yaratıcı projelerde yer almış ve tasarımın bu türden bir işteki önemini kavrayabilecek birini aradım ilk başta. Ve şu an hâlâ beraber çalıştığım şahane programcım Hüseyin Kuşçu’yu (Kakare Interactive) buldum. Daha önce çalıştığı Becoming İstanbul projesini görünce Hüseyin’in aradığım kişi olabileceğini düşündüm. Hüseyin’le çok yoğun bir çalışma temposuna girdik, projenin ortaya çıkması toplam iki sene sürdü. Bütçem kısıtlı olduğundan geniş bir ekiple çalışmam mümkün değildi. Hüseyin, ben, bir de tasarımcı vardı. Fakat tasarımcı işin oldukça az bir bölümünde yer aldı, çoğunlukla Hüseyin ve bendik. Ben Londra’da, Hüseyin İstanbul’da, iki sene boyunca her hafta bir Skype toplantısı.

Sitenin ana eksenini röportajlar oluşturuyor. Ne kadar sürede ve nasıl gerçekleşti çekimler? Çok sayıda röportaj var, başından beri hepsini tek başına yapmayı mı planlamıştın yoksa işbirliği yapmayı düşündün mü?
İki kez Mısır’a gittim röportajları gerçekleştirmek için. Bu tek başına yapılmış bir iş ama ben bunu başından beri bir tür prototip gibi düşündüm. Bu yüzden de tüm adımları tek tek benim atmam, her adımı öğrenmem gerekiyordu. İşin kapsamının ne kadar büyük olduğunu, ortaya ne kadar çok malzeme çıkacağını tam kavrayamamışım baştan. İngiltere’deki Leverhulme Trust’dan fon almıştım proje için. Bu fon sayesinde bir kez Mısır’a bir kez de Tunus’a gitmeyi planlıyordum. Mısır’dan çok sayıda insanla bağlantı kurmayı başardım, Tunus’tan ise çok insana ulaşamadım. Mısır’dakiler daha çabuk harekete geçti. Bilemiyorum, belki de sadece bir dil engeli vardı aramızda; ben Arapça da bilmiyorum Fransızca da, Tunus’takilerin aksine Mısır’da iletişime geçtiğim herkes İngilizce biliyordu.
İlk kez Aralık 2013’te Mısır’a gittim. Sert bir dönemdi. Mursi görevden alınmıştı. Bu kez askerî bir darbeydi söz konusu olan. Dört aylık bir sokağa çıkma yasağının ardından insanlar yeni yeni dışarıya çıkıyorlardı. Mısır’da bir iki kişiyle görüşürüm, o sırada Tunus’ta irtibata geçecek yeni insanlar bulurum diye düşünüyordum. Mısır’da çok yetenekli biriyle çalışıyordum; hem yönetmenlik eğitimi almış hem oyuncu olarak çalışıyor, aynı zamanda da devrimde çok aktif rol almış biriydi. Kahire’de çok ilgi çekici projeler üzerinde çalışan birçok insan tanıyordu. İlk gidişimde Mısır’da üç hafta kaldım ve yaklaşık yirmi kişiyle röportaj yaptım. Aynı zamanda insanlar bana işlerinin kaba kurgularını izletiyor ya da parçalar gösteriyorlardı. Beni çok heyecanlandırdı bütün bunlar; bakılacak, yapılacak çok şey vardı. O an sadece Mısır’a odaklanmaya, Kahire’deki bağımsız film üretimini merkeze almaya karar verdim. Süreç içinde Tunus’la ilgili bir şey yapmanın yolunu bulursam da şahane olur tabii diye düşündüm. Ama Mısır’da o kadar canlı bir belgesel ve bağımsız film ortamı vardı ki onun ötesine geçmeye çalışmak fazla iddialı olacaktı.

Dışarıdan biri olarak gitmenin ve röportaj yapmanın avantaj ve dezavantajları nelerdi?
Dezavantajları saymakla bitmez tabii, ama ilki ve en önemlisi Arapça bilmiyor olmamdı. Sanırım dışarıdan biri olmanın tek avantajı, içeriden birilerinin bu soruları sormayacak olması. Ne soruları sormaya ne cevap vermeye ne de daha büyük bir resim içinde bunları anlamlandırmaya çalışacak birileri yoktu; en azından o zaman için diyelim. Benim en önemli avantajım ise, bir Batılı olarak başka ülkelerde de vakit geçirmiş olmam. Yani insanlar benimle konuşmaya başladıklarında sanırım karşılarında çok naif sorular soran, Ortadoğu hakkında en ufak bir bilgisi olmayan bir Batılı bulmadıkları için kendilerini rahat hissettiler.
Bir de içeriden ya dışarıdan biri olmanın ötesinde, zamanlama konusunda çok şanslıydım. Devrimin en hararetli zamanlarında bu röportajları yapmak mümkün olmazdı ve o zaman böyle bir proje yapmaya çalışmak zaten anlamsız olurdu. İnsanların böyle bir zamanı da olmayacaktı elbette. Diğer yandan, aradan geçen üç senede uluslararası basın da, araştırmacılar da orayı terk etmişti. İnsanların oturup yaşananlara biraz mesafe alma fırsatı olmuştu ama bu kez de soruları soracak kimse kalmamıştı ortada. Bu zamanlama sayesinde çok sayıda iyi röportaj elde ettim.

Röportajlar dışındaki video içeriklerinden bahsetmek ister misin?
Yönetmenlerin ne düşündükleri, ne gibi projeler üzerinde çalıştıkları bence yeterince ilgi çekiciydi. Ama madem interaktif bir iş yapıyoruz o zaman neden filmlerin fragmanlarını, kısa kliplerini ya da varsa tamamını koymayalım diye düşündüm. Bu projenin önemli bir amacı konuşmanın yanı sıra, konuşulan şeyi gösterebilmekti. Yani eğer Ahmed Nour, Waves adlı filminde animasyonun işlevi üzerine konuşuyorsa, filmde animasyonun nasıl kullanıldığını gösteren bir parça da izleyebilmeliyiz. Bütün projelerden parça toparlayamadım elbette, özellikle de bir sürü proje henüz yapım aşamasında olduğu için. Ama imkânım olduğunca parça yerleştirmeye çalıştım. Bu projeyi lineer bir filmden, bir metinden ayıran en önemli özellik bu sanırım. Film üzerine yaptığımız çalışmalarda hâlâ çok eski yöntemler kullanıyoruz. Hâlâ filmler üzerine kitap yazıyoruz mesela. Fakat filmleri aynı zamanda görebildiğimiz bir yöntem kullanabiliriz rahatlıkla. Filmler üzerine konuşurken o filmlerden parçalar izleyebiliriz, onlarla ilgili başka yazılara, başka röportajlara referans verebiliriz.

2012’de İstanbul Film Festivali’ndeki ‘Devrimin Filmini Çekmek’ panelinde, Arap coğrafyasında olanların festivaller için nasıl bir cazibe hâline geldiğini ve festivallerin neredeyse ne gelirse kabul ettiklerini, filmlerin estetik niteliğine hiç önem vermediklerini konuşuyorduk.
O programı yaptığımızda bu devrimlerin ilk yılındaydık, “iyi pişmemiş” çok film vardı; alelacele paketlenip postaya verilmiş ürünler gibi… Aralarında iyi filmler de vardı elbette ama hiçbirini tatmin edici bulmuyordum açıkçası. Şöyle bir örnek vereyim: Mosireen adlı bir kolektifin parçası olan Philip Rizk ve Jasmina Metwaly devrim zamanı birlikte kısa filmler yapıyorlar. Devrim sırasında zamanlarının çoğu, Khalid Abdalla’nın ‘çek-kes-yükle’ (shoot it-cut it-upload it) adını verdiği YouTube videolarıyla geçiyor. Medyanın yalanlarını ifşa etmek için ya da bir argüman ortaya koymak için çekilen şeyler. Tahrir’den başka yerlerde olanları da belgeliyorlar; işçilerin grevlerini, uzakta küçük bir meydanda toplanmış gençlerin polisle çatışmalarını… Philip ve Jasmina çok iyi işler çıkarmışlar devrim boyunca. Ama aktivist videoların sadece Mısır’da değil tüm dünyada bir sınıra gelip dayandığının da farkına varmışlar. İnsanlar aslında otuz-kırk yıldır aynı şekilde aktivizm videosu yapıyor; elbette YouTube kuşağıyla birlikte iyice arttı bu. Fakat acaba uzun vadede de işe yarayacak mı bu videolar? Bu sorudan yola çıkarak çok başka bir proje yapmak istediklerine karar vermişler sonunda. En son Out on the Street isimli filmlerinde, eski bir nişasta fabrikasında iş bırakmış işçiler oynuyor. Bir grup erkek işçi onlarla gönüllü olarak çalışmayı kabul etmiş, tiyatro atölyeleri yapmışlar. İşçiler işyerindeki dinamikleri yeniden canlandırıyorlar. Böylece Mısır’da olan bitenin sadece genel bir ayaklanma olmadığını, devrimin etrafında oluşan söylemin içermediği bir emek ayağının da olduğunu ve insanların somut taleplerini ortaya koymuş oldular. Filmin Peter Watkins ile Jean-Luc Godard’dan ilham aldığını söyleyebiliriz. Godard’ın söylediği gibi; politik bir film yapmadılar, filmi politik bir biçimde yaptılar, kolektif bir çabayla. Bu film devrimden sonra ortaya çıktı, devrim sırasında o tür bir itici güç yoktu. O kısa videolardan bol bol yapıp sonra da “tamam, şimdi daha uzun vadeli, geniş kapsamlı, üzerinde daha çok düşünülmüş ama politik olarak da aynı derecede angaje bir şey yapma zamanı geldi” diyerek yaptılar bu filmi.

Meydan gibi genel dağıtıma giren filmlerle YouTube videolarını bir arada düşününce aklıma insanların Filming Revolution gibi interaktif işlere erişimi meselesi geldi. Koskoca bir internet okyanusunda insanlar nasıl ulaşacaklar Filming Revolution’a?
Bu tür projelerin başka bir dağıtım modeli olduğu kesin çünkü bu aslında biraz hızlı bir interneti ve bilgisayarı olan herkesin ulaşabileceği bir şey aslında. Satın alınması gereken bir DVD ya da sinema biletinden farklı. Bu yüzden de asıl olay işin duyurusu. İşin arkasında bir şirketin olması da bu yüzden önemli herhalde. Ben bir akademisyenim, elimde tanıtım için gerekli araçlar yok. Mümkün olduğunca çok yere sesimi duyurmaya çalışıyorum ve başkaları sitedeki parçaları kullanmaya başladıkça, onların da bu sözü başka yerlere ulaştıracaklarına inanıyorum. Eninde sonunda bir milyon tıka ihtiyacım yok, para kazanmam gerekmiyor bundan. Sadece değerli bir kaynak olabilmesini, insanların sitede vakit geçirmesini, üzerine düşünmesini, eğitim için kullanmasını, sitedeki yönetmenlerle iletişime geçmesini, onlarla beraber üretim yapmasını umuyorum.

Filmin Revolution’da çok fazla bilgi parçacığı var ama sanki insanın Mısır’da ne olup bittiğine dair az da olsa bir bilgisinin olması gerekiyor, yoksa korkutucu ve zor bir deneyim olabilir.
Evet, bu site daha ziyade bir mikrokozmos, içine atılıveriyorsun. Mısır hakkında hiçbir şey bilmiyorsan ve devrim seni ilgilendirmiyorsa elbette bu site sana göre değil, zaten bence böyle biri siteye girmez de. Bu site Mısır tarihini ya da devrimi anlatmayı amaçlamıyor. Onu yapan başka projeler var. Giriş seviyesinde değil ama çok ileri seviye bir metin de değil. Teorik olarak ağır değil bir kere. Bir cazibesi olsun, kullanıcıyı yakalasın istedim tasarlarken; nüfuz edilemez bir şey olmasını elbette istemedim. Siteyi kullanan ve deneyiminden memnun kalan birisi şöyle dedi: “Yüzeyde insanı oyalayacak çok fazla şey var ama aynı zamanda tavşan deliğinden aşağıya çok eğlenceli bir düşüş de yaşayabilirsiniz.” Çok güzel bir tanımlama bence bu, tavşan deliğinden içeri düşerseniz orada sizi bekleyen çok şey var.

Peki bu işin başka projelerle bir araya gelip daha büyük bir şeye dönüşme ihtimali var mı?
Yeterli fon bulabilirsem, başka ortaklarla daha geniş bir işe girişmeyi düşünürüm elbette. Farklı ülkelerde, farklı bağlamlarda, farklı versiyonları yapılırsa, o zaman Mısır örneklerden sadece biri olur ve başkaları da onun yanında yer alır. Öyle bir durumda bir yapımcı gibi çalışmak isterim.

Paylaş