Melisa Önel’le ‘Kumun Tadı’ Üzerine

Paylaş
kumun-tadi

Kumun Tadı’ndan bir kare

 

Melisa Önel ile, açılışını Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde yapan, İstanbul Film Festivali ve Altın Portakal’da ulusal yarışma seçkisinde yer alan Kumun Tadı‘nı konuştuk. Film 21 Kasım’dan itibaren sinemalarda.

melisa-onel

Melisa Önel

Kumun Tadı ilk uzun metrajlı filminiz. Öncesinde fotoğraf, kısa film ve belgesel çalışmalarınız var, sinema yolculuğunuzu ve bu ilk uzun metraj projenizin nasıl ortaya çıktığını kısaca anlatır mısınız?
Kumun Tadı’yla ilgili düşünceler Ben ve Nuri Bala’yı (2009) yeni bitirdiğim, hâlâ aidiyet üzerine düşündüğüm bir dönemde oluşmaya başladı. İlk düşüncem, denizde geçen bir film yapmak istediğimdi. Denizde yön duygusundan yoksun gidilecek yerlerin anlatıldığı bir film… Daha sonra karakterler, hikâye, temalar gelişti ve film şekillenmeye başladı.

İlk işim Omega Tilki (2007) kurmaca, ikincisi Ben ve Nuri Bala ise belgeseldi. Bu ikisinden sonra hem hikâye hem de biçime odaklanarak tekrar kurmaca çekmek istiyordum. Kumun Tadı ilk uzun metrajım olduğu için bilinmezlikle dolu bir süreçti. Zordu ve güzeldi… Fotoğrafa olan ilgim ise hâlâ baki ve hep öyle kalacak herhalde.

Senaryo aşamasında Feride Çiçekoğlu gibi tecrübeli bir isimle çalıştınız. Filmin yazım süreci nasıl gelişti?
Filmin ilk fikirlerini kaleme almış, bakanlıktan senaryo desteği almıştım. Fakat bu düşüncelerin hiçbiri uzun metraj bir senaryo formatına bürünmüyordu. Bu sırada Feride’yle bir araya geldiğimizde, filmin ana temaları onu da heyecanlandırdı. Çekim mekânları genel hatlarıyla belliydi ve birkaç mekân gezisi sonrasında senaryo onun yarattığı ivmeyle hızla şekillenmeye başladı. Benim, hikâyeden kopuk görsel bir düşünce tarzım vardı, Feride’nin ise daha hikâye ve karakter odaklı bir yaklaşımı. Bu iki sesi bir araya getirmeye çalıştık.

Film farklı çatışmalar yaşayan karakterlerinin hepsine belirli bir mesafede durmaya özen gösteriyor. Öyküdeki insan kaçakçılığı meselesi ise ana karakterlerin yaşadıklarının arka planında süregidiyor. Karakterlerin kişisel çıkmazlarıyla insan kaçaklığı arasındaki bağın dengesini kurarken nelere dikkat ettiniz?
Filmdeki karakterlerin ortak paydası bir yere ait hissetmeyen, bulundukları yerde kalıcı olmayan ve hayatlarında geldikleri nokta itibarıyla eşikte duran insanlar olmaları. Bu eşik mülteciler için deniz, Denise için yaşı, Hamit ve Mehmet için farklı bir gelecek hayali gibi düşünülebilir. Tüm karakterleri bu eşik duygusu bir araya getiriyor diye düşünerek hareket ettik.

Denise’in botanikçi olması ya da Hamit’in kömür şirketinde çalışması karakterleri doğadaki nesnelerle de ilişkilendiriyor. Karakterlerin ruh halini tanımlamak için de kamera birçok kez doğaya dönüyor. Filmin ve karakterlerin doğayla kurduğu ilişki üzerine neler söylemek istersiniz?
Dediğim gibi hikâye henüz oluşmamışken mekânlar belliydi. Bu mekânların en belirleyicisi de kanımca hep deniz oldu. Filmde doğanın insanlardan büyük, onları kapsayan, yutan ve hiçbir şey hissetmeyerek devinimine devam eden bir kuvvet olarak belirmesi önemliydi bizim için. Bu sebeple her bir karakter doğayla ilişkili ve filmin başında olduğu gibi sonunda da denize geri dönüyoruz.

Denise’in botanikçi olması, doğayı anlamaya ve kimi noktalarda kontrol altına almaya çalışması, Hamit ve Mehmet karakterlerinin torlukta kömürle, yitip gitmekte, dönüşmekte olanla harmanlanmış olması, mültecilerin ise denizi aşmaları gerekmesi, karakterlerin içinde bulundukları durumları tanımlayabilmemiz için bir yoldu.

Etkileyici görüntülerin yanında ses tasarımı da filmin atmosferini zenginleştiriyor. Filmin işitsel dünyasını tasarlarken nelere dikkat ettiniz?
Filmde işitsel dünyanın görsel dünyaya eşlik etmesi, onu tamamlaması ve daha da önemlisi ona yeni anlamlar yüklemesi önemliydi. Dolayısıyla ses tasarımında Umut Şenyol, müzikte ise Erdem Helvacıoğlu ile birlikte çalışırken ses tasarımı ve müziği birbirine geçişli, gerçekçi seslerden yer yer bağımsızlaşan ve kendi içinde bir dünya oluşturabilecek biçimde kullanmaya çalıştık.

Kumun Tadı son olarak Altın Portakal’da yarıştı. Festivaldeki sansür tartışmalarıyla ilgili ne söylemek istersiniz?
Antalya Altın Portakal Film Festivali kendini yenileyeceği bir zamanda sansürle yola çıktı maalesef. Sinemacıların bu sansür sürecinde farklı tepkileri oldu. İstifalar ve geri çekilmeler protestonun bir yoluydu. Biz, Ulusal Yarışma bölümündeki kimi filmler olarak ortak karar aldık ve festivale katılmaya, alanımızı korumaya ve bu alanı sansüre karşı verilebilecek bir mücadelenin ilk adımı olarak değerlendirmeye karar verdik. Dokuz filmin yönetmenleri olarak bu süreçteki tavrımızı ve düşüncemizi açıklayan bir bildiri imzaladık. Bildiride de yer aldığı gibi, ödüllerden ayrılarak oluşturulacak bir fonla sansüre karşı durmayı, sansür üzerine araştırma ve üretimleri desteklemeyi amaçlıyoruz.

Ben birlikte atılan bu adımı çok önemsiyorum ve bu ivmenin önümüzdeki dönemlerde yeni sinema yasa taslağının yasalaşması dahil sinemaya olumlu katkıları olacağına inanıyorum. Benim için 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yaşanan tüm tartışmalardan sonra geriye kalan en somut ve umut verici şey bu birliktelik ve dayanışma oldu.

Paylaş