ALTYAZI'NIN ÖNERİSİ / KASET

OTEL ODASINDA İKTİDAR OYUNLARI


Üç karakter, bir otel odası ve bu üç karakterin ortak geçmişlerine ait ufak bir kesidin, iyi bir senaryo, iyi oyunculuklar ve Richard Linklater gibi 'yaşayan' karakterler yaratmakta usta bir yönetmenin elinde nasıl ufak bir başyapıta dönüşebileceğini gösteren bir film Kaset.

Bu üç karakterden biri olan Vince, hayatını uyuşturucu satıcılığı yaparak geçirmekte ve boş vakitlerinde gönüllü itfaiyecilik yapmaktadır. Kız arkadaşı onu terk etmiştir ve Vince, yönetmen olan arkadaşı John'un katılacağı film festivali bahanesiyle geçici bir süreliğine Lansing - Michigan'daki ufak otel odasına yerleşmiştir. Liseden arkadaş olan bu iki birbirinden alabildiğine farklı insanın görünürdeki tek ortak noktası, Vince'in lisede aşık olduğu ve kendisinden ayrılır ayrılmaz John'la beraber olan Amy'dir. Vince'in beş, John'un on yıldır görmediği Amy de Lansing'de yaşamaktadır. Vince'in insanlar üzerinde onlara uyuşturucu satarak ve onları kendine bağımlı kılarak kurduğu otoriteyi John, yaptığı filmlerde onlara kendilerini anlatarak sağlar. Savcılık yapan Amy ise aynı güce onların kaderlerini elinde tutuyor olmasıyla sahiptir.

John'un Vince'in otel odasına yaptığı ziyarette güç dengeleri, kimin ne bildiğinden ve neler yapabileceğinden çok, kimin karşısındakinin ne bildiğini bildiğine ve neler yapabileceğini düşündüğüne bağlıdır. Sıcak bira içen ve çeşitli uyuşturucularla 'uçan' Vince, ilk anda John için herhangi bir tehdit oluşturmaktan çok uzak bir izlenim vermektedir. O anda, hayatını 'toplumun gidişatının ne olduğunu hissettiren' filmler yaparak kazanmakta olan John, Vince'in sevilmemesinin ve hayatta başarısız olmasının nedenlerini kendisinden çok daha iyi tespit edecek üstünlükte görünür. Ancak bir süre sonra, John'u Amy'yle olan ilişkisi hakkında konuşmaya zorlayan Vince'in göründüğü kadar amaçsız ve plansız olmadığı ortaya çıkar. Vince'in elinde bir kaset ve Amy'nin telefon numarası vardır. İki genç adam rolleri değişir.

Filmin dramatik yapısında önemli yeri olan ufak sürprizleri ve dönüm noktalarını ele vermemek için bu noktada filmin hikâyesinden söz etmeyi kesmek gerekir. Bir buçuk saatten biraz az süresi boyunca film, Amy'nin de katılmasıyla daha karmaşık bir hâl alan ilişkiler yumağındaki güç dengelerini hassaslıkla işlerken, insan hafızasının 'gerçek / olmuş olan' ve 'geçmiş' üzerindeki egemenliğini de inceliyor bir yandan. Kolaylıkla içi boş klişelere sırtını dayayabilecek ya da işin içinden çıkılmaz hale gelebilecek bu konuları ele alırken ise olabildiğince 'gerçekçi' davranıyor, cevaplar getirmiyor ve çözümler üretmiyor. Yönetmen Richard Linklater, Kaset'te felsefe yapmak ya da büyük bir şeyler anlatmak derdinde değil. Söylemek istediklerini doğrudan kamerasıyla değil, kamerasını yaşayan karakterler ve yaşayan bir öykü yaratmak için kullanarak söylüyor.

Dijital formatta çekilmiş filmlerin sık sık karşımıza çıkmaya başladığı bu dönemde Kaset, aynı formatı paylaştığı diğer filmlerden farklı olarak dijitali teknolojinin vardığı en son nokta olarak değil de bir öykü anlatım aracı olarak ele alıyor. Stilini öne çıkarmaktansa anlatmak istediklerinin hizmetine sunuyor ve dijitalin getirdiği farklılığı gerçeklik duygusunu artırmak için kullanıyor. Senaryo yazarı Stephen Belber'in kendi tiyatro oyunundan bizzat uyarladığı filmin 'kasede çekilmiş bir tiyatro oyunu' havası vermemesinin başlıca nedeni de bu olsa gerek: ustaca yaratılmış gerçeklik. Ancak filmin 'gerçekçi' olması kameranın kendini unutturduğu ve sadece gözlemci konumuna geçtiği anlamına gelmiyor; aksine, kamera gerektiğinde kendini (hem de fazlasıyla) belli ederek, doğru zamanda doğru yerde olarak, doğru yüz ifadesini yakalayarak ve sadece gerektiğinde görünmez olarak bunu başarıyor.

Zamanında ülkemizde vizyon şansı bulmuş, 1996 yapımı filmi Gün Doğmadan'da (Before Sunrise) da olduğu gibi, Richard Linklater, Kaset ile bir kez daha iyi bir film yapmanın sırrının ustaca işlenmiş karakterler ve onları bir araya getirme işlevi görmekten fazlasına sahip olması gerekmeyen bir öyküde olduğunu gösteriyor bizlere. Kaset, tümüyle birkaç metrekareyle sınırlı bir alanda geçse de, karakterleri arasındaki ilişkileri ve söz düellolarıyla yarattığı gerilim sayesinde, tüm dünyayı, hatta evreni mekân edinen birçok filmden çok daha dinamik ve heyecan verici olmayı başaran, yılın en hoş sürprizlerinden biri....

(S.T.)


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Şubat 2003 sayısının Ayın Filmleri bölümünden alınmıştır.

 

Son dönemde en çok beğendiğiniz Türk filmi hangisi oldu?

 9 (Dokuz)
 Hiçbiryerde
 İtiraf
 Sır Çocukları
 Uzak
 Yazgı
 Diğer