AYIN FİLMLERİ
31 OCAK 2003
Afacanlar İşbaşında
Buzul Çağı
Sıkıysa Yakala
7 ŞUBAT 2003
Rus Gelin
Gülüm
Tehlikeli Aklın İtirafları
Kaset
14 ŞUBAT 2003
8 Mil
Baskı
21 ŞUBAT 2003
Solaris
Tersyüz
Pinokyo
|
| |
DENEME / UZAK
GERÇEKLEŞMEYENLER ÜZERİNE...
Söylenemeyenler; insanın zihnini sürekli meşgul eden, üzerine bir saniye içerisinde binlerce düşünce türettiğiniz, kafanızın içinde değişik gerçekleşme ihtimalleri üzerine senaryolar yazdığınız, bir saniye içerisinde bir romanın sayfalarını dolduracak kadar çok düşünce cümlesi kurduğunuz fakat bir türlü ağzınızdan dışarı çıkmak bilmeyen, dilinizin ucuna kadar gelen fakat tam da orada mütereddit durup bekleyen, bir türlü doğru kelimeleri bulamadığınız için sonsuza dek orada kalmaya niyetli olan... Konuşmak Borroughs'un dediği gibi yalan söylemektir belki de, ağzınızdan hiçbir zaman asıl düşüncenizin birebir yansıması çıkmaz, hep bir şeyler eksiktir, eksik kalır. Uzak'ı bu eksiklik hissi üzerine bir film olarak gördüm ben. Bir şeylerin hep eksik kaldığını düşünmek, aklınızdaki fotoğraf kurgusunu bir türlü oluşturamamak, parçaları bir türlü tamamlayamamak üzerine bir film. Bir insan düşünün ki, yaptığı her şeyin eksik kaldığını, aklında kurguladığı ile hiçbir zaman örtüşmediğini düşünsün. Bu insan o eksikliği her zaman içinde hissedecek ve yaşama olan bağlılığı giderek azalacaktır. Bir süre sonra bu insan için bir şeyin gerçekleşmesi ile gerçekleşmemesi arasında herhangi bir fark kalmayacaktır. Gerçekleşen her şey zaten yarım kalacak demektir. Ve tamamlanmayan bir şeyin gerçekleşmesi ile gerçekleşmemesi arasında bir fark yoktur. O şeyin gerçeklik değeri, aklınızda o saniye içinde düşündüğünüz şeylerden ibarettir, daha fazlası değil. Ve gerçekleşen şey, hiçbir zaman sizin aklınızdaki ile örtüşmeyecektir. Benjamin'in deyimiyle "Bizde imrenme duygusu uyandıracak mutluluk, sadece solumuş olduğumuz havada vardır; bazı insanlarla konuşabilirdik, bazı kadınlar kendilerini bize verebilirdi, orada..." Bazı fotoğraflar çekebilirdik (arabayı durdurabilirdik, tam da orada... tam da o gün batışında...), bazı kadınlara onları sevdiğimizi söyleyebilirdik (orada... tuvaletin yankılı akustiğinde), varlığından rahatsız olduğumuz kişinin salondan çıkması için televizyonda kanaldan kanala hızla zap yapacağımıza ona kısaca "lütfen çıkar mısın, yalnız başıma erotik film izlemek istiyorum" diyebilirdik (orada... sigara içilmeyen salonda), annemizi arayabilir, ona şefkat gösterebilir, sıhhatini sorabilirdik (telefonu çevirmiştik de, bir an sonra niye vazgeçtik?) pakette tek başına kalmış sigarayı deniz kenarında bir banka oturup bi güzel içebilirdik (orada... deniz kenarında, bankta...). Fakat ya o fotoğrafın çekilmiş olması ile çekilmemiş olması bizim için herhangi bir fark ifade etmiyorsa? Ya o çekmek istediğimiz, o tek bir saniyelik anda aklımızda beliren fotoğrafın hiçbir zaman gerçekliğe erişmeyeceğini, aklımızdakine kıyasla hep eksik kalacağını düşünüyorsak? Ve bu allahın belası eksiklik duygusu, bizi hiç yalnız bırakmıyorsa? Mutluluk imgemiz hep düşündüklerimizde saklı kalıyorsa? Sonsuza dek dilimizin ucunda hapsolmuşsa?
...
Fırat Yücel
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Şubat 2003 Eleştiriler bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Şubat sayısında okuyabilirsiniz..
|
|
|
|
|
| |
PORTRE
GEORGE CLOONEY
Kentucky'nin geniş bir ailesinde, temiz hava soluyup, dağ bayır koşarak büyüyen bir insanın bu kadar sakin görünüşlü ve kayıtsız gözükmesi doğaldır belki de. People dergisinin dünyadaki en güzel 50 insandan birisi olarak belirlediği bu çekici adam için kadın dergilerinden birinde "yatak odası bakışlı adam" ifadesinin kullanıldığını da hatırlıyoruz. Clooney'nin olduğu noktadan bulunduğu noktaya gelmesi, azmin zaferi olarak nitelenebilir. Okyanus gözlü doktor olarak dikkatleri üzerine çekmesi, televizyonun popüler dizisi ER'de canlandırdığı Dr. Doug karakteri sayesinde gerçekleşti. Bu rolünden sonra, düşük maliyetli, bağımsız filmlerin yönetmeni olarak bilinen Robert Rodriguez'in keşfetmesiyle parıldamaya başlayan Clooney, rol arkadaşı Tarantino'yla beraber vampirlerden kaçtığı Gün Batımından Şafağa (From Dusk Till Dawn) ile hareketli bir giriş yaptı sinema arenasına. Bundan tam beş sene sonra, Rodriguez'in Spy Kids'inde de boy gösterecekti. Bu dönem, Clooney'in oyunculuk adına çok varlık gösteremediği, fakat yüzünü izleyiciye tanıdık kıldığı bir dönem olarak adlandırılabilir. Michelle Pfeiffer'la başrolü paylaştığı Güzel Bir Gün (One Fine Day), ortanın üstü bir romantik komedi olmayı aşamadı. Ölümsüz kahraman Batman'i vücuda getirmek ve hatta Barışçı'da (Peacemaker) Nicole Kidman'la kötü adamları kovalamak bile aktöre ihtişamlı övgüler kazandırmadı. Jeniffer Lopez'le karşılıklı oynadığı Soderbergh'in Aşk ve Para'sı (Out of Sight), filmin başarısı açısından tartışıldı fakat Clooney'in kariyerinde önemli bir gelişmeye kesinlikle vesile oldu. Clooney'le bu filmdeki tanışıklıklarından çok memnun kalan Soderbergh, bu filmden sonra çektiği Ocean's Eleven ve Solaris'te aktöre önemli roller verdi. Üç Kral (Three Kings) ve Kusursuz Fırtına'da (Perfect Storm) zorluklara göğüs geren dayanıklı erkek rollerinde, gerek kılıçlarla gerek okyanusun dev dalgalarıyla mücadele eden Clooney'in oyunculuk adına en büyük performansı, belki de Coen'lerin Nerdesin Be Birader'inde (Oh Bother Where Art Thou) canlandırdığı, Kentucky'li hınzır hapishane kaçkını karakterdir. Bu ay Solaris'te oyuncu olarak izleyeceğimiz Clooney, aynı zamanda ilk yönetmenlik denemesi olan Confessions of a Dangerous Mind'la da vizyonda olacak....
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Şubat 2003 Vizyon/Portre bölümünde yayımlanmıştır.
|
|
|
| |
SÖYLEŞİ
BÜLENT PELİT
"YEŞİLÇAM GELENEĞİNİN DEVAMI OLMAK İSTİYORUM!"
Yıllık üretim sayısı artmak bir yana düşme belirtileri gösteren Türk sinemasına yeni bir isim daha katıldı. Martılar Açken'in yönetmeni Bülent Pelit kendini Yeşilçam geleneği içinde görüyor.
Filmde gösterdiğin karakterlerin maddi ya da manevi bir takım açlıkları var. Bir türlü istedikleri hayatı yaşayamamışlar, istedikleri yere ulaşamamışlar, sonradan bir çıkış da bulamamışlar. Define bulunca kefeni yırtacaklar, hayatları istedikleri gibi olacak diye düşünüyorlar.
- Mecburiyetten. İnsanlar mecbur oldukları için bu hayatları yaşıyorlar. Çoğu da eğitimsiz. Zaten genel karakterler de en fazla ilkokul mezunu olan insanlar, polis var bir tek filmde akademisyen olan ama o da zaten tutucu bir geleneğe sahip bir adam. Benim altını çizmek istediğim şeylerden biri eğitim. Aileden başlayıp gelen, devletin de her zaman olduğu gibi en zayıf kaldığı şey eğitim. Okula gidemeyen insanlar, aile içi eğitimini alamayan insanlar bir bir analiz edilmesi gereken şeyler. Erken yaşta kız evlendirmeler, evden kaçmalar... Bunlar aslında derinlemesine araştırılması gereken şeyler. Genelevdeki kadınlara giden erkeklerin aslında normal olup olmadığını, onların altına yatan kadınların sırlarını bulmak lazım....
...
Söyleşi : İbrahim Türk
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Şubat 2003 Vizyon/Söyleşi bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Şubat sayısında okuyabilirsiniz..
|
|
|