 |
|
| |
FESTİVALLERDEN / DEĞERLENDİRME
SİNEMA-TARİH BULUŞMASI'NDA TARİHE ve BUGÜNE TANIKLIK ETMEK
TÜRSAK'ın düzenlediği Sinema-Tarih Buluşması, tematik özelliği nedeniyle diğer film festivallerinden ayrılan çok özel ve önemli bir etkinlik. Hem sinema ve tarih ilişkisini ele alan filmleriyle, hem de özel bölümleriyle tarihe ve aynı zamanda günümüze tanıklık ediyor. Bu yılın konusu olarak 'Dinlerarası Diyalog'un seçilmesi de çok anlamlıydı. Bu festival her şeyden önce, 11 Eylül sonrası yaratılan gerginlik ortamında farklı kültürler arasında birbirini anlamaya yönelik bir çabayı gerçekleştirdi ve sinemanın etkileyici diliyle dinlerarası diyalog üzerine düşünmemizi sağladı. Festivaldeki filmler bu açıdan titizlikle seçilmişti ve konuya yeni boyutlar kazandıran önemli filmlerdi.
Festivalin açılış gecesinde Beyhan Murphy'nin koreografisini yaptığı İsrail'den Emanuel Gat, İngiltere'den Michael Popper ve Ankara'dan Ejder Keskin'in Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık dünyalarındaki diyalog arayışını canlandırdıkları dans gösterisi gerçekten çok anlamlı ve etkileyiciydi. Festivalin onur konukları Alain Corneau'nun ve Costa Gavras'ın konuşmaları diyalog arayışı, barış ve hoşgörü açısından çok önemliydi. Keşke sözlerinin hepsi Türkçe'ye çevrilebilseydi.
Festivalin açılış filmi olan Costa Gavras'ın Amin'i (Amen) festivalin temasına ve amacına uygun olan politik bir filmdi. Gavras'ın, Yahudi soykırımına tanık olan, bunu bütün dünyaya duyurmak için çaba sarf eden bir SS subayı ve ona yardım eden bir Cizvit papazı aracılığıyla soykırıma karşı duyarsız kalan ve politik dengeler adına susmayı seçen papalık kurumunu eleştirdiği film, bu tür soykırımlara ve bir azınlığın yok edilmesine karşı bir öfke ve bilinç uyandıran, bakış açısı ve söylemi doğru olan ama mesajını yeterince etkileyici söyleyemeyen bir film olarak kaldı belleğimde.
Şükran Yücel
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Şubat 2003 sayısının Sinema-Tarih Buluşması dosyası içinde yeralan değerlendirme yazısının bir bölümüdür.
|
|
|
|
|
| |
KÖŞELER/ GIOVANNI SCOGNAMILLO'NUN KORKU TÜNELİ
HAYALETLER OLMASAYDI
Hayaletler olmasaydı ne olurdu? Burada niyetim, yeri olmadığından, metafizik bir tartışmaya girmek değildir, kaldı ki spiritüalizm ile aram hiç hoş değildir, hayaletlere inanmam ve hiç hayalet görmedim, belki inanmadığım için. İnanmam, görmedim ama hayaletlerin ve her tür iyi sıhhatte olsunların sinemasal ve yazınsal işlevini ve hatta gerekliliğini hiç inkar etmiyorum. Hayaletler olmasaydı Gotik yazın çok şey kaybederdi, korku sineması - ve salt korku sineması değil - önemli bir kaynaktan mahrum olurdu.
Neden "salt korku sineması değil" diyorum? Çünkü, bildiğiniz gibi, hayaletlerin her türlüsü vardır, komik ve romantik olanlar dahil olmak üzere.
Hayaletler olmasaydı, üstelik, kimi şatolar da, özellikle İngiltere'dekiler (dilerseniz 'Britanya'dakiler), kişiliklerinden ve lanetli atmosferlerinden çok şey kaybetmiş olurlardı, çünkü, malum, şato denilince akla gelen ilk şey, soylu bakirelerden ve zırhlı kahramanlardan sonra, hayaletler oluyor.
...
Giovanni Scognamillo
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Şubat 2003 sayısının Köşeler/ Korku Tüneli böümünde yayımlanan yazısının bir bölümüdür.
|
|
|
|
|