AYIN FİLMLERİ

   5 Temmuz
   Ad1m Ad2m C3nayet
   Corelli'nin Mandolini

   12 Temmuz
   Benim Adım Sam
   Orada Olmayan Adam
   Sonsuz Aşk
   Aşka Özlem

   19 Temmuz
   Ateşli ve Tatlı
   Gençlik Hayalleri

   26 Temmuz
   All About Benjamins
   Red Dragon
   Siyah Giyen Adamlar II

   2 Ağustos
   Öldüren Oyun
   Snow Dogs

   9 Ağustos
   Rüzgârla Konuşanlar
   Scooby Doo
   Thunderpants

   16 Ağustos
   En Büyük Korku
   Stuart Little 2

   23 Ağustos
   Blade 2
   Joy Ride
   Özgür Ruh
   Zaman Tüneli

   30 Ağustos
   Gizli Ortak
   Slash
   Sekiz Bacaklı Canavarlar


 
ALTYAZI'NIN ÖNERİSİ

ORADA OLMAYAN ADAM

2001 sonbaharında !F İstanbul Film Festivali'nde izlediğimiz Coen kardeşlerin son filmi Orada Olmayan Adam'ı ikinci kez izleyeceğimiz günün gelmesini sabırsızlıkla bekliyorduk. Coen filmlerinin 'kara-film' motifleri taşımasına alışığız; ama Coenler Orada Olmayan Adam'ı bu motiflerle bezemenin ötesinde, açık bir biçimde 40'lı ve 50'li yılların 'kara-film'lerine bir atıf olması için yapmışlar. Filmde, kayınbiraderiyle birlikte berberlik yapan Ed Crane'in, karısı Doris'in patronu Dave Nirdlinger'la ilişkisi olduğundan kuşkulanması ve ona şantaj yapmasıyla başlayan olaylar zinciri karmaşık bir hal alıyor. Coen'ler yaşamın anlamı/anlamsızlığı üzerine sinema tarihinin en 'anlamlı' filmlerinden birini yapmayı başarmışlar. Kaçırmayın. (N.Ö.)

Altyazı Aylık Sinema Dergisi Temmuz-Ağustos 2002 Vizyon/Ayın Filmleri bölümünden alınmıştır.

 

 
ELEŞTİRİ

ESKİ BİR DOST: ÖRÜMCEK ADAM


Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; Sam Raimi'nin Örümcek Adam'ı en güzel rüyalarımda bile hayal edemeyeceğim kadar güzel bir uyarlama. Filmden önce her Örümcek Adam fanı gibi benim de bazı endişelerim vardı. Şimdi filmin başından itibaren fanların ortak kaygılarını ve Sam Raimi'nin bunların altından nasıl kalktığına bakalım. Raimi'nin aldığı isabetli kararlar daha jenerikte başlıyor, Marvel Comics'in sayfaları göz kırptıktan sonra ağlarla örülü jenerik yazıları Danny Elfman'in Spider-Man teması ile akıyor. Hollywood'un son zamanlarda Se7en ile beraber kotardığı en güzel ve filmin kendisine en iyi hazırlayan jeneriklerden biri olduğunu iddia edebiliriz.

Raimi'nin ilk adımındaki en büyük yardımcıları jenerik yapımcıları iken ikinci adımda senarist David Koepp olaya el koyuyor. İkinci adım Tobey Maguire'ın Peter Parker olduğuna seyirciyi inandırmak. Bu o kadar kolay değil, zira Peter Parker dünyanın en çok özdeşleştirilen çizgi roman karakteri. Ve filmin ilk konuşması başlıyor: "Ben kim miyim? Gerçekten bilmek ister misiniz? Anlatacağım hikâye kalbi zayıf olanlara göre değil. Eğer biri size bunun küçük, mutlu bir masal olduğunu söylediyse... eğer biri benim dünyadan haberi olmayan sıradan biri olduğumu söylediyse yalan söyledi demektir... Bu hikâye de her anlatılmaya değer hikâye gibi bir kız hakkında: Mary Jane Watson. Bir gün kızlara ilgi duyacağımı bilmeden önce bile ondan hoşlanmıştım..." Daha güzel bir başlangıç düşünebilen biri varsa bence doğrudan Hollywood'a gidip senarist olmak için başvursun! Filmin daha başından tek bir monologla Tobey Maguire'ın Peter Parker olduğuna ikna oluyoruz, bundan sonrası kolay. Ardından Mary Jane ile tanışıyoruz. Peter Parker insanların kendilerini en çok özdeşleştirdiği karakter ise, Mary Jane de en çok aşık olunan çizgi kadındır sonucunu pekala çıkarabiliriz. Raimi Mary Jane karakterini bize tanıştırırken yine doğru bir hareket yapıyor ve Kirsten Dunst'ı "abartılı" "vücut hatları"yla göstererek diğer çizgi roman uyarlamalarının tersine çizgi roman raconundaki "göğüs" ayrıntısına sadık kalıyor.


Altyazı Aylık Sinema Dergisi Temmuz-Ağustos 2002 Eleştiriler bölümünden kısalaştırılarak alınmıştır.

 
 
 
PORTRE

SANDRA BULLOCK (Ad1m Ad2m C3nayet)


Üst üste pek çok filmde canlandırdığı "sıradışı durumlarda kalmış sıradan insan" karakterleriyle Amerika ve dünyada kendine geniş bir hayran kitlesi kazanan Sandra Bullock, kariyerine New York'da tiyatro oyunculuğuyla başlar. 90'ların ortasına kadar televizyon filmleri için oynadığı küçük roller ve birkaç düşük bütçeli film dışında sinema ile fazla içli dışlı olmayan Sandra Bullock'un Hollywood yıldızlığına giden yolu 93 yılında Sylvester Stallone ile oynadığı Demolition Man filmiyle açılacaktır. Aktris Lory Petty'nin yerine son anda filme alına Bullock, bu filmde Hollywood aksiyon filmlerinin ünlü yönetmen ve yapımcısı Jan de Bont'un dikkatini çeker. De Bont'un bir sonraki filmi Hız'da (Speed) onu, yapım şirketinin tüm itirazlarına rağmen başrolde oynatması Bullock'a kendisini bile çok şaşırtan bir hızla Hollywood yıldızlığı statüsünü getirir. Speed'i takip eden yıllarda hemen her sene iki veya daha fazla filmle karşımıza çıkan yıldızın film portfolyosunu ona yıldızlık konumunu kazandıran aksiyon filmlerinden çok romantik komediler oluşturacaktır. Vasatın fazla üstüne çıkmayan bu filmler ile hayranlarını çoğu kez hayal kırıklığına uğratan Bullock'un bu dönemde göze çarpan filmleri arasında Sen Uyurken (While You Were Sleeping, 1995) ve Nicole Kidman'la beraber başrolerini paylaştığı Practical Magic (1998) sayılabilir. Sandra Bullock'u Temmuz ayında 55. Cannes Film Festivali'nde yarışan bir film olan Adım Adım Cinayet'te (Murder by Numbers) izleyeceğiz. (E.R.)

Altyazı Aylık Sinema Dergisi Temmuz-Ağustos 2002 Vizyon/Kısa Portreler bölümünden alınmıştır.

 


 
GÖZE ÇARPANLAR

RÜZGÂRLA SAVAŞANLAR:
BİR SAVAŞ FİLMİ DAHA ALIR MIYDINIZ ?


Aynı yıl vizyona giren Er Ryan'ı Kurtarmak (Saving Private Ryan, 1998) ve İnce Kırmızı Hat (The Thin Red Line, 1998) filmleriyle ivme kazanan tartışmalar ile birlikte, sinema gündeminde baş köşeye oturmuş olan savaş filmlerinin arkası bir türlü kesilmedi. Pearl Harbor (2001), Kara Şahin Düştü (Black Hawk Down, 2001) Düşman Hattı (Behind Enemy Lines, 2001), Bir Zamanlar Askerdik (We Were Soldiers, 2002), Şeref ve Cesaret, (Hart's War, 2002) gibi son iki senenin savaş filmi mahsulleri de Türkiye'ye uğramayı ihmal etmedi. Bütün bu Hollywood savaş öyküleri arasında Kapıdaki Düşman (Enemy At the Gates, 2001), Fransız yönetmen Jean Jacques Annaud'un bakışı ve İngiliz oyuncuları ile biraz ayrı dururken, Saraybosna'dan gelen Tarafsız Bölge (No Man's Land, 2001) ise minimalist ve hatta biraz teyatral bir savaş öyküsü anlatarak vızır vızır geçen kurşunlar olmadan da savaşın anlatılabileceğini gösterdi. Çoğunluğunu Amerikalıların anlattığı bunca savaş öyküsünden sonra, yeni bir savaş filmi daha istiyor muyuz? Bu yeni film için ümitlenmeli miyiz? Savaş filmleri adına Amerika'nın halen söyleyebileceği yeni bir şeyler var mı?
Yeni filmimizde umutlanmamızı sağlayacak iki önemli unsur var. Bunlardan bir tanesi yönetmen koltuğunda oturan kişi, yani John Woo. Diğeri ise filme konu olan kahramanlar, yani Navajo yerlileri. Amerikalı olmayan bir yönetmenin, bildiğimiz Amerikalılardan olmayan Amerikalıların öyküsünü anlattığı bir savaş filmi ilk bakışta yeni kokuyor. Ama kuşkuyu elden bırakmamak lazım. Hollywood sistemi, her türlü farklı kimliği işine geldiğince yoğurmayı bilen bir mekanizma.
Hong Kong'tan Hollwood'a transferinin ardından Kırık Ok (Broken Arrow, 1996), Yüz Yüze (Face/Off, 1997) ve Görevimiz Tehlike 2 (Mission: Impossible 2, 2000) ile Türk izleyicisi tarafından da yakından tanınan John Woo deyince akla ilk gelenler yavaş çekim stilize dövüş sahneleri ve uçuşan beyaz güvercinler oluyor. Gerçek bir moralist ve romantik olan John Woo güzel, iyi ve masumun yok oluşunu nasıl bir dehşet ve mahşer duygusu ile anlatıyorsa, iyiliğin kötülükten intikamını da aynı şekilde yüceltilmiş ve estetize edilmiş bir biçimde anlatır. Tabii böylesine bir bakış bir savaş filmine uygulandığında, son dönemde kimi filmlerin yakalamaya çalıştığı siyasal doğrucu bakış güme gidebilir. Yani savaş, kazananı olmayan sadece kaybedeni olan bir mücadele olmaktan çıkıp bir iyiler-kötüler mücadelesine dönüşebilir.
....
John Woo, Nicolas Cage, II. Dünya Savaşı, Pasifik Adaları, Navajo yerlileri, bir Metro Goldwyn Mayers yapımında bir araya geldikleri zaman tüm umudumuz John Woo oluyor. Görevimiz Tehlike gibi bir efsaneyi tüm mitinden arındırıp bir John Woo filmine dönüştürmeyi başarmış olan bu yönetmen, hiç kuşkusuz Hollywood'un son on yılının en güçlü janrını da Woo'laştırmış olabilir. (E.K.)

Altyazı Aylık Sinema Dergisi Temmuz-Ağustos 2002 Vizyon/Göze Çarpanlar bölümünden kısalaştırılarak alınmıştır.

 



 


İzlediğiniz filmleri neye göre seçiyorsunuz?

   Yönetmenine
   Oyunculara
   Konusuna
   Türüne