| |
Sokak lambaları, jaluziler, ruj lekeleri, sigaralar, izmaritler, takım elbiseler, topuklu ayakkabılar, şehrin karanlığı, karanlık bina önleri, arabalar, aynalar, detektifler, femme fatale'ler ve silahlar... Bütün bu öğeler, aslen 1940'ların Amerikan filmlerine ait bir tür olarak kabul edilen 'film noir' örneklerinin, Fransızca'dan Türkçe'ye çevirisiyle 'kara film'lerin atmosferini oluşturuyor (Biz 'kara film'i muğlak bir kavram olarak gördüğümüz için dosyamızda 'film noir' terimini kullanmayı tercih ettik.) Film noir'ın karanlık atmosferi, dünyanın İkinci Dünya Savaşı yıllarında içinde bulunduğu ruh halinin bir yansıması. Bu filmlerin, Alman dışavurumculuk akımının, Fransız şiirsel gerçekçiliğinin ve klasik gangster filmlerinin bir uzantısı olduğu düşünülürse, söz konusu ruh halinin geniş ölçeği daha da belirginleşiyor. Dönemin toplumsal çatışmaları, sokak lambalarının ışık havuzunu cinayet mekânlarına, ruj lekelerini femme fatale'lerin parmak izlerine dönüştürüyor...
1970'lere gelindiğinde film noir, bu kez neo-noir yakıştırmasıyla küllerinden yeniden doğuyor. Bu dönem yine sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan dünya için bir dönüm noktası. ABD'nin Vietnam sorunu, dünyanın her yerinde yükselen öğrenci hareketleri ve feminizm, global ekonomiye geçiş sancıları... Neo-noir'larda film noir dünyasının bütün öyküsel-anlatımsal özellikleri sorgulanıyor, femme fatale klişesiyle hesaplaşılıyor. Bir türün biraz biçim değiştirerek geri gelmesi, onun yalnızca kendine özgü anlatım tarzıyla değil, 'haletiruhiye'si ile anlaşılması gerektiğininin ipucu aslında. Yani film noir'lardaki karanlık, yalnızca film dünyasının içindeki karakterlerin ya da durumların karanlığı değil. Daha çok bu dünyanın, dünyayı kavrayışımızın, ve bu kavrayıştaki ruh halimizin karanlığı. Noir, kötülüklerle, hatta belki de Angel Heart'ta olduğu gibi kendimizle yüzleştiğimiz yer. Klasik film noir'ların sinik (topluma inancını yitirmiş) ve 'kötü kaderci' (fatalistic) anlayışları günümüzün neo-noir örneklerinde, belki de farklı bir şeye dönüşür: Kötülüklerin farkında olmak fakat kayıtsızlığa da kapılmamak... Seven'ın sonunda detektif Somerset'in Hemingway'in sözleri hakkındaki yorumu gibi: "Dünya güzel bir yerdir ve onun için savaşmaya değer... İkinci kısma katılıyorum."
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Temmuz-Ağustos 2004 sayısından alınmıştır.
|
|