Mike Nichols’tan ‘The Graduate’

Paylaş

the-graduate83 yaşında yaşamını yitiren Mike Nichols’ı ona En İyi Yönetmen Oscar’ı kazandıran filmi Aşk Mevsimi (The Graduate, 1967) ile anıyoruz. Dustin Hoffman’ın unutulmaz bir karaktere hayat verdiği, popüler kültür tarihine kazınmış bu filmi Enis Köstepen Temmuz-Ağustos 2010 sayımızdaki ‘Yeni Hollywood’ dosyasında kaleme almıştı.

Enis Köstepen

Türkçeye Aşk Mevsimi olarak kazandırılan The Graduate, daha sadık bir çeviriyle, üniversite mezununu kast etmek şartıyla Mezun olarak çevrilebilirdi. Filmin Türkçede bir pembe dizi başlığını andıran ismi ise The Graduate’ın neden döneminin en popüler düzen hicivlerinden biri olduğunun ipucunu veriyor. İçerdiği tüm eleştirel tutuma rağmen, Aşk Mevsimi imkânsız bir aşkı mümkün kılan kahramanın yolculuğunu anlatan, 60’lar gençliğinin huzursuz ve isyankâr ruhuna uygun bir ‘az melodram az romantik-komedi.’

Filmin eleştirelliğini kazandığı damar ise Türkçeye çevrilmemiş olan, “Mezun”da saklı. Üniversiteden yeni mezun Ben Braddock, babasının malikanesinde büyük bir eş dost partisiyle karşılanır. Kadrajda mezun kelimesinin barındırdığı bir süreci tamamlamış, hayatında yeni bir aşamaya geçmiş bir yetişkin yoktur. Tam tersine, mekânı klostrofobikleştiren yakın planlarla takip ettiğimiz, aile dostlarıyla çok vakit geçirmemek için sürekli karşısına çıkanlara çalım atan bunalmış Ben vardır. Ben, başarısızlığa mahkûm bir yetişkinliğe geçiş töreninin tam ortasındadır. Herkes ona yetişkinler dünyasına hoşgeldin, “Sen de bizdensin demek” istese de o gülücük dağıtan yüzlerin arasında kaybolmaktadır. Geleceğini o gülücük dağıtan yüzlerde görememekte, ama kaygısıyla ne yapacağını da bilememektedir. Babasının hediye ettiği sualtı ekipmanıyla 21. doğumgünü partisinde anne babasının arkadaşlarının önüne çıktığı sahne bu başarısızlığın zirvesidir. Ben’in sualtı maskesinin sınırlarını çizdiği kadraja, tüpe bağlı regülatörden çıkan solunum sesi eşlik eder. Etrafını ne doğru düzgün görebilen, ne de onların soluduğu havayı soluyabilen Ben, filmin başında bir metafor olarak gördüğümüz akvaryumdaki balığa dönüşmüştür. Uyumsuzluk ya da ait olamama, mizansende saklı bir dekor olmaktan çıkıp, baş karakterin vücudunu ve algısını kaplayan bir kostüme dönüşür.

Mrs. Robinson’ın Ben’i baştan çıkarmasıyla, filmin ilk bölümünü oluşturan hoşnutsuzluk ve huzursuzluk tasviri sona erer. Mrs. Robinson’la birlikte Ben’in bir türlü gerçekleşmeyen yetişkinliğe geçişi de başlamış olur. Ben girdiği yasak ilişkinin lojistik organizasyonu için çabalarken bir yandan da hayattaki acemiliğini atmaya başlar.

Kaygılı ifadesini örtmek üzere, yüzünü Mrs. Robinson’ın bedenine gömer. Ailesinin Ben’i Mrs. Robinson’ın kızı Elaine ile buluşmaya zorlaması, sadece Ben ile Mrs. Robinson arasındaki anlaşmayı bozmaz. Filmi kaygı ve arzudan sonraki üçüncü bölümüne taşır. Mrs. Robinson kızının bahsi ne zaman geçse konuyu kapatmakta, Elaine’i Ben’den uzak tutmak için elinden geleni yapmaktadır. Elaine’le Ben’in ilk buluşmasında, Ben başta Mrs. Robinson’a verdiği sözü tutmaya çalışır. Fakat Ben’in tüm aksi çabalarına rağmen buluşma bir aşkın başlangıcına dönüşünce Mezun biter, Aşk Mevsimi başlar. Artık az melodram, az romantik-komedi bir kulvar açılmıştır. Ben bir yandan Mrs. Robinson’la mücadele edecek, bir yandan da Elaine’i elde etmek için elinden geleni yapacaktır. Akvaryumdaki balık, otelde sevgilisi ve kendisi için bir oda ayırmaktan aciz acemi Ben, aşkından taviz vermeyecek, her şeyi aşkına söyleyecek kadar mert bir jöne dönüşecektir. Daha da ileri gidip bir isyankâra, asiye dönüşecektir. Elaine’in kilisedeki düğününü basacak ve onunla baş başa bir yolculuğa çıkacaktır.

Yeni Hollywood dosyamızın (Altyazı’nın 97. sayısında bulabilirsiniz) girişindeki ‘Geleceksiz Asiler’ yazısında Fırat Yücel, filmin sonunda Elaine ve Ben’in suratındaki zafer ve aşk sarhoşluğunun çok sürmediğini ve birkaç kare sonra ifadelerinin yeniden kaygı ve kaybolmuşluğa döndüğünü belirtiyor. Bu ifade Yücel’e göre Yeni Hollywood’da hep sorulan ama hiç cevaplanmayan “peki ya şimdi ne yapacağız?” sorusundan başka bir şey değil. Mike Nichols ise bir söyleşisinde Ben ve Elaine’in kendi anne-babalarına dönüşebileceğini iddia ediyor. Fakat Aşk Mevsimi’nin finalini ve Yeni Hollywood’un sorusunun etkisini düşünmenin başka bir yolu daha olabilir. Belki Ben ve Elaine kimi halleriyle anne ve babalarına benzeyecekler ama “peki şimdi ne yapacağız?” sorusu onlar için bir büyüme sancısı olmaktan çıkıp hayatlarının vazgeçilmez cümlesi olacak. Bu anlamda Aşk Mevsimi bir yanıyla döngüsel bir yapıya sahip. Kaygılı bir yüzü tasvir ederek anlatmaya başladığı Ben’in hikâyesini, önce arzunun sonra aşkın içinden geçirdikten sonra yine kaygılı bir yüzle bitiriyor. Ama bu sefer yalnız bir şekilde değil. Kaygısına eşlik edecek başka bir hoşnutsuz, huzursuz, kaygılı ruh ile. Biri  “peki şimdi ne yapacağız?” diye sormayı unutursa diğeri hatırlatsın diye…

Paylaş