Acı Reçete: Eski Usûl Modern Gerilim

Paylaş

aci_recete_side_effects

Henüz elli yaşında olan Steven Soderbergh, Acı Reçete’nin (Side Effects) sinemalarda gösterilecek son filmi olduğunu pek çok kez açıklamıştı. Acı Reçete ilk bakışta böylesine önemli bir yönetmenin kariyerini sonlandırmak için fazla ‘klasik’ ve iddiasız görünebilir. Fakat filmin Hitchcock (ya da Clouzot) esintili anlatımı, güncel temaları ve atmosferi son derece ilgi çekici öğeler barındırıyor.

EREN ODABAŞI

Brian De Palma’nın hayli eski moda bir öyküyü son derece güncel temalara el atmak için kullandığı son filmi Öldüren Tutku sinemalardaki yolculuğuna devam ederken Amerikan sinemasının bir diğer ustası Steven Soderbergh de Acı Reçete’yle benzer şekilde “demode” bir gerilime imza atıyor. İki filmin de dahil oldukları türün kalıpları yönetmenlerin ustalıkla kullandıkları oyuncaklara dönüşüyor, öykünün ilk bakışta yarattığı tanıdıklık hissi şaşırtıcı gelişmeleri gizliyor, günümüz dünyasına ait pek çok öğe öykünün akışına sızıyor.1 Acı Reçete’nin Öldüren Tutku’dan yalnızca birkaç hafta sonra vizyona girmesi Soderbergh’in filmini bu yakın akrabalık üzerinden değerlendirmek için güzel bir fırsat oluşturuyor.

Hitchcock Mirası
Acı Reçete, Öldüren Tutku ölçüsünde ısrarcı ve oyunbaz bir film değil. Soderbergh’in niyeti sağlam bir tür filmine imza atmak ve bu açıdan bakıldığında Acı Reçete tıkır tıkır işleyen, çok iyi kurulmuş bir gerilim filmi olarak tanımlanabilir. Büyük bir finans şirketinde çalışırken yolsuzluklara karışan kocası hapse girince depresyonla baş etmek için çeşitli ilaçlar kullanmaya başlayan, bu ilaçların yan etkileri sebebiyle giderek hayatının kontrolünü yitiren Emily’nin öyküsü, özenle yazılmış bir polisiye romanın ya da 40’ların kara film klasiklerinin tadına sahip. Zaten Soderbergh’in Underneath ve Aşk ve Para gibi kara filmle flört eden eserlerle dolu filmografisinin böyle bir noktaya ulaşması pek de şaşırtıcı değil. Acı Reçete’nin bol sürprizli öyküsü, ait olduğu türe uygun şekilde, beklenmedik bir cinayet ve dikkatle kurulmuş karmaşık bir plan üzerinden ilerliyor. Emily’nin ve ona depresyon tedavisinde yardımcı olan doktoru Jonathan Banks’in adım adım kapıldıkları paranoya da öykünün bir sonraki adımını tahmin etmeyi zorlaştırıyor. Acı Reçete ilk izleyişte izleyiciye büyük zevk veren ve hemen yeniden izleme isteği uyandıran filmlerden. Çünkü film sona erdiğinde bütün süre boyunca giderek tırmanan merak duygusu yerini sürprizleri önceden hazırlayan küçük detayları keşfetme isteğine bırakıyor. Üstelik ikinci izleyişte bütün sürprizlerin ipuçlarıyla ne kadar iyi desteklendiğini gözlemlemek mümkün. Yani sürpriz faktörünün devre dışı kalması filmin etkisini ya da izleyiciye verdiği keyfi azaltmıyor. Her bir detayın daha sonraki bir dönüm noktasının haberciliğini yaptığı matematiğiyle Acı Reçete, De Palma’nın da başlıca esin kaynağı olan Hitchcock’un altın yıllarında çektiği filmleri andırıyor.

Aynı zamanda usta bir zanaatkâr olan Soderbergh sinematografi, kurgu ve müzik aracılığıyla da öyküsünü güçlendiriyor. Bu noktada Acı Reçete’nin Öldüren Tutku’nun aksine kara filme uzaktan bakan bir film olmadığını, türü bir pastiş ya da parodi malzemesi haline getirmeyi seçmediğini belirtmek gerek. Ritmik, şık ve akıcı bir tür filmi ortaya çıkarmak hiç de kolay bir iş değil. Filmlerinin kurgusunu ve görüntü yönetmenliğini kendisi üstlenen Soderbergh, bu açıdan son derece başarılı.2 Filmin karanlık ve hınzır atmosferini çok iyi bütünleyen müzikler, ipuçlarını gizleyen netlik oyunları, metropol hissiyatını güçlendiren görüntüler ve sürekli seyirciyi ters köşeye yatıran kurgu anlayışıyla Acı Reçete amacına rahatlıkla ulaşıyor. Sinemanın teknik olanaklarını böylesine özgüvenle kullanmak ve her bir görsel-işitsel öğeyi öykünün akışına kusursuzca hizmet eder hale getirmek büyük bir ustalık gerektiriyor. Acı Reçete, İyi Alman ya da Çapraz Ateş gibi stilin her şeyin önünde olduğu son dönem Soderbergh filmlerinden farklı fakat filmin teknik kusursuzluğu yönetmenin ne kadar usta bir öykü anlatıcısı olduğunu kanıtlar nitelikte.

Metropolde Cinayet
Acı Reçete biçimsel özellikleri ve öyküsünün kuruluşu itibarıyla klasik gerilim filmlerine yakın dursa ve De Palma’nın Öldüren Tutku’sundan bir nebze ayrışsa da, iki film arasında bazı önemli ortak noktalar da mevcut. De Palma uluslararası bir finans ve pazarlama merkezi haline gelen Berlin’i filmine mekân olarak seçiyor ve teknolojinin gözetle(n)me tema’sına kazandırdığı güncel boyutu inceliyordu. Acı Reçete de benzer şekilde kalabalık bir metropolde, gelir düzeyi yüksek karakterler arasında geçiyor ve öykünün belkemiğini günümüz dünyasına ait faktörler oluşturuyor. Emily’nin eşinin bir finans şirketinde çalışması, bütün entrikanın piyasaya yeni sürülen bir ilacın yan etkileri etrafında dönmesi ve kamera kayıtlarının ya da fotoğrafların öykünün akışını derinden etkilemesi, filme güçlü bir güncellik vurgusu kazandırıyor. Zaten Soderbergh’in yaklaşımını şaşırtıcı ve ilgi çekici kılan temel nokta da bu: Yalnızca bugüne ait olabilecek son derece modern bir öyküyü, eski usûl tür kalıplarını ustalıkla kullanarak ‘modası geçmiş’ bir stille anlatmayı seçmesi.

Aslında filmin öyküsü oldukça cesur biçimde pek çok eleştiri okunu bünyesinde barındırıyor. Kendi maddi çıkarları için hastalarını tehlikeye atan doktorların ve onları birer pazarlama aracı olarak kullanan büyük ilaç şirketlerinin sağlık sistemine dair sezdirdikleri pek iç açıcı değil. Hem hikâyenin başında Emily’nin kocası Martin’in hapse girmesinde hem de cinayete kadar uzanan çok aşamalı bir planın temelinde yolsuzlukların yadsınamaz rolü var. Fakat yine de Acı Reçete’nin mesaj kaygısı güden didaktik bir film olmadığını vurgulamak gerek. Benzer sularda yüzen ve milyar dolarlık şirketleri yerden yere vuran filmlerin aksine, Acı Reçete kendisine çok yakışan bilinçli bir ‘duyarsızlık’ sergiliyor. Filmin politik bir vurguyu ikinci plana itmesi, alttan alta sezilen bazı eleştirilerin fark edilmesinin önündeki bir engel olarak değil, Soderbergh’in öykü anlatımına ve ritme ağırlık veren rahat yaklaşımının bir uzantısı olarak görülmeli.

Acı Reçete gibi bir filmi sürprizlerini bozmadan değerlendirmek oldukça zor. Çünkü filmin izleyiciye verdiği haz bazı dönüm noktalarına dair kişisel yorumlardan, suçlu ve kurban arasındaki muğlaklıktan da besleniyor. Yine de Soderbergh’in entrika çözülüp cinayetin sorumluları ortaya çıktığı zaman dahi tek bir “suçlu” ortaya koymamaya özen gösterdiğini, en kötücül planları yapan karakterlere bile ikna edici motivasyonlar verdiğini belirteyim. Tek boyutlu bir nefret ya da öfke tasviri olarak değil, pek çok etmenin bir araya geldiği bir sürecin sonucu olarak sunulan cinayet, ‘adalet yerini bulup’ film sona erdikten sonra da izleyicinin zihnini meşgul etmeyi, çeşitli olasılıklarla zenginleşmeyi sürdürüyor.

Henüz elli yaşında olan Soderbergh, Acı Reçete’nin sinemalarda gösterilecek son filmi olduğunu pek çok kez açıklamıştı. Acı Reçete ilk bakışta böylesine önemli bir yönetmenin kariyerini sonlandırmak için fazla ‘klasik’ ve iddiasız görünebilir. Fakat filmin Hitchcock (ya da Clouzot) esintili anlatımı, güncel temaları ve atmosferi son derece ilgi çekici öğeler barındırıyor ve izleyiciyi pek çok kez şaşırtmayı başarıyor. Bu keyifli gerilim filmi, kariyeri boyunca neredeyse bütün türlere el atmış, kurgu ve sinematografi ustalığını her filminde belli etmiş bir yönetmen için oldukça hoş bir final niteliği taşıyor.

NOTLAR
1 Brian De Palma’nın Öldüren Tutku filmi hakkında yazdığım ve bu yazıda da sözü edilen noktaları daha detaylı biçimde inceleyen yazıyı Altyazı’nın Kasım 2012 sayısında bulabilirsiniz.
2 Soderbergh, filmlerinin kurgusunu Mary Ann Bernard, görüntü yönetmenliğini ise Peter Andrews takma ismiyle kendi üstleniyor. Yönetmenin annesi Mary Ann’in evlenmeden önce kullandığı soyadı Bernard, babasının ismi ise Peter Andrew Soderbergh.

ADI GEÇEN FİLMLER
Öldüren Tutku (Passion, 2012), Underneath (1995), Aşk ve Para (Out of Sight, 1998), İyi Alman (The Good German, 2006), Çapraz Ateş (Haywire, 2011)

Paylaş