Akerman’ın Son Filmi: No Home Movie

Paylaş

no_home_movieKasım sayımızda geniş bir dosyayla sinemasal mirasını irdelediğimiz Chantal Akerman’ın özgün ve kişisel üslubunu, !f İstanbul kapsamında izleyicilerle buluşan ve yönetmenin annesiyle olan ilişkisine odaklanan No Home Movie‘yle bir kez daha hatırlıyoruz.

Senem Aytaç

53. New York Film Festivali’ndeki basın gösteriminde No Home Movie’yi izlediğimde, Chantal Akerman henüz hayattaydı. Ne yalan söyleyeyim, etkilendiğim tarafları olmakla birlikte filme biraz burun kıvırmış, en iyi işlerinden biri değil diyerek geçiştirivermiştim. Akerman’ın ölüm haberiyle birlikte film baştan aşağı renk değiştirdi zihnimde. Nisan 2014’te kaybettiği annesi için çektiği filmin kendi ölümünü de imler hâle gelmesi, tüyler ürpertici bir gerçekliğe dönüştü.

No Home Movie, kurak bir coğrafyanın (neresi olduğu filmde belirtilmiyor olsa da farklı kaynaklar İsrail olduğunu söylüyor) ortasındaki bir ağacın görüntüsüyle açılıyor. Çok sert bir rüzgâr esiyor, ağaç rüzgâra tüm gücüyle direniyor (ya da rüzgâra zorla da olsa eşlik ediyor mu demeli?). Akerman, büyük bölümü annesinin Brüksel’deki evinde geçen belgeseline, bu çorak coğrafyayla başlıyor ve ara ara da bu coğrafyadaki yolculuk görüntüleriyle esler veriyor annesiyle sohbetlerine. Holokost’tan sağ kurtulmuş ve Chantal Akerman’a göre kendine evinden yeni bir hapishane yaratmış olan annesi Natalia Akerman’a, ilerleyen hastalığında eşlik ediyor kızı Chantal. Kimi zaman yanı başında, mutfak masasında sohbet ediyorlar; kimi zaman ise birbirlerinden uzakta, bilgisayarlarından görüntülü görüşmeler yapıyorlar.

Chantal Akerman’ın filmografisinde annesiyle olan ilişkisi ilk kez kendine yer bulmuyor, sık sık karşımıza çıkan bir motif bu. Fakat, annesinin ellerinden kayıp gidiyor olmasının filmi No Home Movie, en çok 1977 tarihli News From Home’u akla getiriyor. Brüksel’den New York’a taşınmış olan genç Akerman’ın annesinin evden yazdığı mektupları dinlediğimiz belgesel, yönetmenin New York’ta en çok vakit geçirdiği mekânları uzun planlarla karşımıza getiriyor. Kalabalık ve hızlı bir New York’tan ziyade durağan, tenha, bir yanıyla terk edilmiş gibi duran, biraz yalnız bir New York portresi Akerman’ınki. Annesinin kızıyla ilgili endişelerini dile getirdiği, az çok her annenin kızına yazacaklarından oluşan, gündelik haberleri sıralayan, hep daha sık yazmasını isteyen mektupları Chantal kendi seslendiriyor belgeselinde. Akerman’ın yaşadığı şehir ile annesinin mektupları arasındaki zamanmekân açıldıkça açılıyor. Öte yandan ses bandında şehrin gürültüsüyle mektupların sesi iç içe geçiyor, hatta giderek şehrin gürültüsüne yenik düşüyor Akerman’ın sesi/annesinin kelimeleri. Fakat annesinin mektuplarının sesi silindikçe, görüntü de New York’tan uzaklaşmaya başlıyor. Biri diğerine baskın çıkacağına, Akerman, evi hâline gelen New York’tan da, evin/annenin mektuplarla gelen sesinden de aynı anda uzaklaşıyor âdeta. Bir ev diğerine baskın çıkmıyor, ikisi birlikte kayboluyor.

News From Home’dan neredeyse kırk yıl sonra, Akerman’ı annesiyle birlikte annesinin evinde izliyoruz. Dahası bu kez ayrı şehirlerde olduklarında dahi bilgisayarlardan karşılıklı konuşuyorlar sürekli, kamera hep açık. Aralarındaki mesafenin nasıl da ortadan kalktığının altını çizer gibi, yaklaştıkça yaklaşıyor Chantal Akerman bilgisayar ekranına. Akerman annesiyle sohbet ettiği evin içine her zamanki durağanlığında yerleştiriyor kamerasını; bu kez sohbetler arasında uzayan o mekânın neye işaret ettiğini baştan biliyoruz aslında. Yine de en çok en sonda hissettiriyor o boşluk kendini, annesinin yokluğunu. Daha da acısı ise, filmin sonunda kurşun gibi ağırlaşan o boş kadrajın artık sonsuza kadar yönetmenin yokluğuna da işaret edecek olması.

Paylaş