Emek Sineması Mücadelesi Bitmedi!

Paylaş

emek_sinemasi_emek_bizimEmek Sineması’nın yıkımıyla ilgili tartışmanın başlangıcı 1990’lara dayanıyor. O dönem sunulan proje, kamuoyu ve basının tepkisi eşliğinde 2001 yılında Danıştay kararıyla iptal edildi. 2005 yılında yürürlüğe giren 5366 sayılı ‘Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun’un imkân verdiği Serkildoryan yapı kompleksini de içeren adanın “yenilenme” projesi, 2010’dan beri Emek Sineması’nı yeniden sadece sinema ve kültür dünyasının değil, İstanbul’un, Türkiye’nin gündemine taşıdı. Bu süreçte gelinen noktada, Emek Sineması 20 Mayıs 2013 tarihinde yıkıldı. Ama Emek Sineması’nın yıkımına karşı 3 buçuk yıldır verilen mücadelenin burada bittiğini söylemek, bugüne kadar bu konuda oluşan bilinç ve iradeyi yok saymak anlamına gelecektir. Çünkü bu mücadele, Emek Sineması’nın tüm kıymetine ve biricikliğine rağmen, sadece Emek’le ilgili değil. Yıkım sürecinde egemen olan sermaye-siyasi iktidar ilişkisi ve tüketim-rant ideolojisi sadece Emek Sineması’nı değil, tüm İstanbul’u ve Türkiye’yi hedef almakta. İktidarın kendine yaren seçtiği sermayedarlarla tasarladıkları projeleri, konunun gerçek muhataplarına sormadan, tartışmadan, var olan hukuku da istedikleri gibi bükerek hayata geçirmeleri, günümüz Türkiye’sinin hayat bilgisi: Taksim Meydanı projeleri, 3. Köprü, nükleer santraller, HES’ler, altın madenleri, taş ocakları, her gün bir yenisiyle karşılaştığımız kentsel yağma projeleri… Bu yüzdendir ki Emek Sineması mücadelesi, en başından beri, hayatlarımız üzerine söz sahibi olabilmek üzerineydi. Neyin, nerede, nasıl tüketileceğine dair bir ‘hayat tarzı’ tartışmasına indirgenemeyecek bir siyasetti: Mesele seçim yapabilme özgürlüğüne dair değil; hangi değerler üstüne kurulmuş bir hayatı yaşayacağımıza, paylaşacağımıza, geçmişten neleri devralacağımıza, yılların biriktirdiği duyarlılıkları nasıl koruyacağımıza ve bunlarla nasıl bir gelecek kuracağımıza dairdi. Bu yüzden de, Emek Sineması yıkılmış olsa bile, Emek Sineması mücadelesinin devam etmemesi için hiçbir sebep yok. Mücadeleyi ayakta tutan fikir, arzu ve duyarlılıklar hâlâ geçerli.

Bu yıkım projesi, Kültür ve Turizm Bakanları (Ertuğrul Günay ve Ömer Çelik), Beyoğlu Belediye Başkanı (Ahmet Misbah Demircan) ve mülk sahibi Sosyal Güvenlik Kurumu’nu bürokratik süreçteki onaylarıyla hayata geçirildi. Oysa şunu söylemek gerek, kentlilerin yaşadıkları kent üzerinde bir söz hakları varsa, defalarca Emek Sineması’na yürüyen, yıllardır Emek Sineması’nın önünde nöbet tutan, günü geldiğinde polis şiddetine maruz kalan binlerce kentli Emek’in yıkımını öngören projeyi çoktan gayri meşru ilan etmiş durumda.

Yıkımda siyasi sorumluluğu olan söz konusu merciler bu iradeye kulak vermek yerine, bir yandan projeyi medya önünde meşru ilan etmeye, bir yandan da “proje hukuki sürece uygun” diyerek siyasi sorumluluğu üzerlerinden atmaya çalıştılar. Ama asıl acıklısı, konuyu takip eden medya mensuplarının bu açıklamaları neredeyse hiçbir zaman sorgulamamalarıydı. Ne zaman bir eylem oldu, Kültür ve Turizm Bakanı “yıkılmıyor, taşınıyor” dedi, bu bir hakikatmiş gibi servis edildi ve haberleştirildi.

Bugün hiçbir toplumsal hareket, muhalefet ederken bilgi ve iktidar arasındaki ilişkiyi göz ardı edemez. Emek Sineması’nın yıkımına kadar gelen süreç boyunca da, mesleğini sermayenin hizmetine sunan uzmanlar sayesinde, uzmanlık alanlarının ne işe yaradığını ve iktidar ilişkilerinin üretiminde nasıl etkin olduklarını bir kez daha gördük.1 Ayrıca bu süreçte eksik, yanlı, yanlış bilgilere dayanarak kanaat oluşturmaya çalışan köşe yazarlarının iktidar için kontrol altında tutulacak ‘uzmanlar’ kadar gerekli olduğunu da daha iyi anladık. Her konuda ahkam kesmeyi kendine görev edinen kişilerin hadlerini bilmeden konuşma şevki ve bu kişilerin tavırlarını sorgulamayan editörler, genel yayın yönetmenleri de Emek Sineması’nın yıkımına iştirak etmiş oldular. Bu köşe yazarları, İstanbul’un her köşesinde yeni bir avm, yeni bir otel, yeni bir rezidans yapılmıyormuş gibi; kâr amaçlı bir kompleks için başka yer kalmamış gibi, bitişikte Demirören avm yokmuş gibi, Emek Sineması’nın yıkılıp yerine Kamer İnşaat’ın 60 dükkânlı binasının dikilmesini savunabildiler. Projeye baktıklarını ve ikna olduklarını söyleyen bu insanlar, söz konusu projede, orijinal Emek’in yerine yapılacak çakma Emek Sineması’nın Demirören avm’nin hakkında yıkım kararı alınmış kaçak katlarından bile daha yükseğe konuşlandırıldığını, yani yasadışı olduğunu her nasılsa dikkatlerinden kaçırdılar. Yapılan projede can güvenliğinin sağlanmamış olduğunu, yangın merdivenlerinin yeterli olmadığını, İstiklal Caddesi gibi dar sokaklara açılan bir yerde yan yana iki avm dikilmesinin dünyanın hiçbir yerinde olmayan son derece tehlikeli bir icraat olduğunu da.

Emek Sineması’nın yıkımı, yukarda saydığımız tüm aktörlerin suç ortaklığıyla gerçekleştirildi. Bununla birlikte, Mimarlar Odası tarafından projeye açılan dava Danıştay’da: Şu an hâlâ Kamer İnşaat’ın projesini durdurmanın hukuki zemini mevcut. Ama bu hukuki zeminden önemlisi, bugüne kadar devam eden mücadelenin ruhunun korunması, başka mücadelelerle ilişkilenmesi ve itirazımızı dillendirmeye devam etmek. Projeyi durduramazsak değil, mücadelenin ruhunu kaybedersek, Emek Sineması’nı o zaman kaybetmiş oluruz. Emek’in yerine yükselmesi istenen şey yükselirse, onu rahat bırakmamak da boynumuzun borcu.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Emek Sineması’na gitseydiniz yıkılmazdı, o zaman neredeydiniz?
Emek Sineması’nın yıkım kararıyla, sinemanın işletme sorunları arasında bir bağ yok. Emek’in seyircisizlikten dolayı yıkıldığını iddia etmek kocaman bir mantık hatası içeriyor. Emek Sineması ile aynı sürecin parçası olarak yerinden edilen, İnci Pastanesi iş yapmadığı için mi tahliye edildi? Hayır!

Meseleyi bağımsız salonların sıkıntıları meselesi haline getirmek, iktidarın kamusal alanları, bağımsız kültür hayatının ve alt sınıfların yaşam alanları sermayeye sunduğu kentsel dönüşüm çarkını görmemek anlamına geliyor.

Öncelikle, dağıtım ve gösterim sisteminde birkaç büyük şirket dışındakilere nefes alacak yer kalmaması, Emek Sineması gibi müstakil salonları hareket edemez, program yapamaz hale getirdi: Türkiye’de dağıtım alanında Warner Bros., UIP ve Tiglon’un (20th Century Fox’un Türkiye dağıtımcısı) 2012 yılında toplam hasılattaki payı %83.88’di. Salonlarda yer alan filmlerin yaklaşık %75’i de bu 3 dağıtım şirketi tarafından dağıtılıyor.2 Gösterim alanında da İş Bankası sponsorluğundaki Cinemaximum markasını elinde bulunduran Mars Entertainment Group gittikçe tekelleşen bir aktör haline gelmekte. Türkiye’de 22 şehirde 491 sinema salonuna, yani Türkiye’deki sinema salonlarının yaklaşık %25’ini elinde tutan Mars Entertainment Group, avm’lerde yer alan salonların önemli çoğunluğuna, Türkiye’deki yıllık bilet hasılatının da %40-45’ine sahip. Mars Entertainment Group’un gösterim dışında yapım, film ithalatı ve sinema salonlarına reklam pazarlama, festival sponsorluğu gibi alanlara girmesi sektördeki tekelleşme korkularını bir süredir arttırmış durumda.

Dağıtım ve gösterim ayağındaki bu süreç, Emek Sineması gibi görkemli bir tarihî mirası barındıran bağımsız salonların yaşam şansını ortadan kaldırıyor. Emek Sineması, herhangi bir avm salonundan çok daha fazla seyirci çekseydi bile bu koşullarda kapatılacaktı (tıpkı İnci Pastanesi örneğinde olduğu gibi). Bu durum, sadece Emek için değil Türkiye’nin birçok yerinde zor günler yaşayan bağımsız salonlar için de geçerli.

2. Emek’in yerine yapılacak AVM’de yer alacak 10 salonu kim işletecek?
Türkiye’deki avm sinema salon paylarına bakıldığında Cinemaximum, yani Mars Entertainment Group Emek’in yıkımdan oluşacak ranta ortak olabilecek isimlerin başında geliyor.

3. “Yıkmıyoruz, taşıyoruz” diyorlar. Emek Sineması birebir taşınacak, sadece asansörle dördüncü kata çıkacaksınız, nesinden şikayet ediyorsunuz?
Taşımıyorlar, yıktılar. Emek’in sadece süslemelerinin sökülüp taşınması, dünyadaki ‘moving-taşıma’ örnekleriyle uzaktan yakından alakası olmayan bir uygulama. Kaldı ki bu yöntem, Türkiye’nin de imzacısı olduğu, tarihî yapıların korunması ve restorasyonu hakkında uluslararası bir çerçeve belirleyen Venedik Tüzüğü’ne göre ortada bir kamu yararı yokken uygulanamaz. Hele taşınacak yer ‘kaçak’sa hiç uygulanamaz! Üstelik ‘koruma’ denilen şey bir mekânın kimi fiziksel unsurlarını korumaktan da ibaret değildir. Emek Sineması’nın biriktirdiği bir hafıza, sinema özelinde bir seyir kültürü var. Kolektif hafızada yer eden böylesi mekânların ‘ruhunu korumak’, bir tür entelektüel ya da duygusal argüman değil, artık evrensel koruma ilkelerinin kabul gören bir parçası.

4. Emek Sineması yıkık dökük bir haldeydi. Büyük müstakil salonlar artık iş yapmıyor. Bu proje Emek Sineması’nı sürdürülebilir kılmayacak mı?
Emek Sineması Hollywood stüdyolarının kontrolündeki büyük dağıtımcı şirketlerin sunduğu ya da dayattığı programlara dayanarak ayakta kalamayacağı bir gerçek ama bir sinemanın, hele Emek Sineması gibi anıtsal bir sinemanın, işletilmesini mümkün kılacak tek model, gişe hasılatına dayalı ticari model değil.3 Önemli olan bu salonların, sermayenin birikim ve ticaretin kâr-zarar mantığının tahakkümünden kurtarılması. Filmlerine salon bulamayan onca yapımcı, film ithalatçısı, festival varken, Kültür ve Turizm Bakanlığı Emek Sineması’nın gerçek sahiplerine, film kültürünün üreticilerine söz hakkı tanısaydı kamunun desteklediği bir işletme modeli bulunurdu. Kamudan toplanan vergiler kamu yararı için, eğitim, sağlık, kültür-sanat, adalet, sosyal güvence için toplanmıyor mu? Devletin varlığını meşru kılmak için dayandığı ‘kamu yararı’ fikrinin ne olduğunu kamuyu oluşturan bizler belirlemeyeceksek kimler belirleyecek?

Notlar
1 Bir örnek: Emek Sineması’nın yıkılıp bir alışveriş merkezinin çatı katında yenide inşasının koruma kuralları ve mevzuatına göre yapılabilirliği kiracı ve yüklenici şirket tarafından İstanbul Teknik Üniversitesi’ne hazırlatılan ve süreçte dayanak olarak kullanılan raporda imzası yer alan Kutgün Eyüpgiller, aynı zamanda, bu projenin koruma danışmanı.
2 2012 Yılı Resmî Vizyon Verileri. Box Office Antrakt.
3 Dünyadan farklı örnekler için bkz.: altyazi.net/donergec/emek-sokaga-acildiginda

 

Paylaş