Füsun Demirel ve Bir İhtimal Olarak Barış

Paylaş

fusun_demirel

Geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajdaki sözlerinden dolayı milliyetçi öfkenin hedefi hâline gelen Füsun Demirel aslında birbirimizi anlayarak barışmamız hâlâ mümkün diyordu, barışa savaş açanlara inat umudun dilinden konuşuyordu.

Ayça Çiftçi

Handan İpekçi’nin 2001 yapımı Büyük Adam Küçük Aşk filminde, emekli savcı Rıfat Bey’in karşı komşusu olan avukatın evini polis basar ve o sırada çatışmanın yaşandığı dairede olan küçük bir kız çocuğu gizlice Rıfat Bey’in evine kaçarak saklanır. Film Rıfat Bey’le Türkçe bilmeyen bu küçük kız çocuğu arasındaki ilişkinin hikâyesini anlatır. Rıfat Bey’in, yaşıyla, düşünce yapısıyla ve otoriter kişiliğiyle devleti, Hejar’ınsa Kürtleri temsil ettiği bu öyküde emekli savcı, küçük kıza karşı duyduğu sevgi büyüdükçe Kürt meselesine dair o güne kadar inkâr ettiği pek çok gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Bu filmde yıllardır Rıfat Bey’in evine temizliğe giden gündelikçi Sakine rolünü Füsun Demirel oynar. Yalnız yaşamasının da etkisiyle Rıfat Bey’in Sakine’yle arasında akrabalığa benzer bir yakınlık oluşmuştur belli ki. Ama Hejar’ın hayatlarına girmesiyle birlikte ortaya çıkar ki Rıfat Bey Sakine’yi aslında hiç gerçekten tanımamıştır. Hejar’ın varlığı, ikisi arasındaki ilişkiyi de daha hakiki bir bağa dönüştürür. Rıfat Bey ancak Hejar hayatlarına girdikten sonra öğrenir Sakine’nin Kürt olduğunu, Kürtçe bildiğini. Hatta, neredeyse her gün gördüğü bu kadının adını bile aslında bilmediğini öğrenir; filmin sonlarında Sakine zorlanarak “Benim adım Rojbin Rıfat Amca” dediğinde… Bir tarafta resmî inkâr politikasının anlatılarına inanmışların yanı başındakini bile göremeyen hâli, diğer yanda haklı olarak korkanların kendini anlatamayan, gerçek kimliğini gösteremeyen hâli… Fiziksel olarak yakınlaşmanın hakiki bir yakınlaşmaya, muhabbete, temasa dönüşemediği buluşmalar üzerine düşündürür Rıfat Bey’le Sakine’nin ilişkisi.

Büyük Adam Küçük Aşk’taki rolüyle Füsun Demirel 2001’de Antalya Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazanmıştı. Ama film Kültür Bakanlığı tarafından yasaklanmış ve yönetmen Handan İpekçi hakkında da dava açılmıştı. Füsun Demirel ‘Film Arası’ dergisine verdiği bir röportajda, o yıl İstanbul Film Festivali’nin Büyük Adam Küçük Aşk’ı göstermekten korktuğunu, filmin sansürlenmesiyle ilgili yapılan basın toplantısına filmin oyuncuları olarak polis kortejiyle gittiklerini anlattıktan sonra şöyle diyordu: “Biz bir film yapmıştık. Ülke barışı için. Bu ülkede kim olursan ol ama birbirinin sorununu, acısını tanı, öğren, anla diyorduk. Kim olursan ol birbirine dokun diyorduk. Bize terörist muamelesi yapıldı. Gurur duyuyorum Büyük Adam Küçük Aşk filmiyle.” 2013 yılında Asu Maro, Milliyet gazetesi için Demirel’le yaptığı röportajda ona ‘barış süreci’ni nasıl değerlendirdiğini sorduğunda da bu filmi hatırlatıyordu Demirel ve “En yakınındaki insan ‘senden’ olmayabilir ama ona dokun, onu hisset, onu anlamaya çalış” diyen bir film olduğunu söylüyordu Büyük Adam Küçük Aşk’ın. “Biz bu toplumda farklı ırklardan, farklı dinlerden insanlar olarak aslında devlete rağmen dokunmayı başarabilmişiz. Ama devlet böyle bir inatlaşmaya gittikçe keskinleştirmiş durumu. Onun için bu barış sürecinin zaten aciliyeti vardı ve umut ediyorum ki artık geri dönüşü olmasın” diyordu. Ama oldu. Hem de bu geri dönüşün bedeli çok ağır oldu. 7 Haziran seçimlerinden bu yana yaşadığımız korkunç dönemde, savaşa paralel olarak yükselen, yükseltilen milliyetçi ve ırkçı nefret yeniden devrin kendi devri olmasının güveni ve coşkusuyla saldıracak yer aramaya başladı. Ve, umut ettiği barışın giderek uzaklaşmasının ucu Füsun Demirel’e de dokundu.

Füsun Demirel, Cumhuriyet gazetesinden Ezgi Atabilen’in kendisiyle yaptığı röportajda gerilla annesi bir karakteri canlandırmak istediğini söyleyince anaakım medya tarafından hedef gösterildi. ATV önce Demirel’in rol aldığı Aile İşi’nin o haftaki bölümünü yayınlamadı, ardından da oyuncuyu dizinin kadrosundan çıkardı. Filmmor ve Oyuncular Sendikası Demirel’e destek vermek üzere birer açıklama yayınlasa da, Aile İşi dizisinin ekibi ve oyuncuları olaya tepki verip Füsun Demirel’e destek olmak yerine sessiz sedasız çekimlere devam ettiler. Bu olayla ilgili internette, sosyal medyada dolaşan yorumlara bakınca pek çok izleyici, Büyük Adam Küçük Aşk’taki Rıfat Bey’in yıllardır tanıdığı Sakine’yi aslında tanımadığını fark etmesine benzer bir şey yaşamış sanki. Tanıdıkları, sevdikleri, takdir ettikleri bir oyuncunun dünya görüşünü, siyasi duruşunu onu hedef gösteren yayınların ağzından öğrenince verdikleri tepkilerse, Handan İpekçi’nin on beş yıl önce barış adına hayal ettiği tepkinin çok uzağında. Oysa Füsun Demirel’in hayata nasıl baktığı, bu ülkenin toplumsal meselelerine nasıl yaklaştığı hiçbir zaman sır olmadı. Düşüncelerini dile getirmek için doğru rüzgârı bekleyenlerden de, devir değiştikçe tavır değiştirenlerden de olmadı çünkü hiçbir zaman. Zaten olay yaratan son röportajında söylediklerine benzer şeyleri bile daha önce fırsatını buldukça söylemişti hep.

Asiye Nasıl Kurtulur’dan (1986) Uçurtmayı Vurmasınlar’a (1989), Züğürt Ağa’dan (1989) Berdel’e (1990) sinema tarihimizdeki zihnimize kazınmış çok sayıda filmde rol alan Füsun Demirel, Şaşıfelek Çıkmazı, Sıdıka, Şehnaz Tango, Yalan Dünya gibi dizilerdeki rolleriyle televizyon izleyicilerinin de çok iyi tanıdığı ve sevdiği bir oyuncu oldu. Bir yandan da önemsediği, doğru bulduğu, Türkiye toplumunun yüzleşmeye ve tartışmaya zor yanaştığı birtakım meseleleri gündeme getiren işlerde yer almaya zaman ve enerji ayırdı hep. 1991 yılında, Ümit Elçi’nin yönetmenliğini yaptığı, Musa Anter’in hem senaryosuna yardımcı olup hem de anlatıcı olarak yer aldığı, ünlü Kürt destanının filmi Mem û Zîn’de rol aldı. Kısa filmlerde, düşük bütçeli yapımlarda, genç yönetmenlerin ilk filmlerinde oynamaktan hiç imtina etmedi. Trans bir bireyin yaşamına odaklanan  Pardon! Kim? Ben mi? (2013) adlı kısa filmde de, Sivas Katliamı’nı gündeme getiren Madımak: Carina’nın Günlüğü’nde (2015) de rol aldı.

Füsun Demirel, bir gerilla annesi rolünü oynamak istediğini söylerken, böyle bir karakterin sinema ya da televizyon aracılığıyla anlatılan hikâyelerin içinde artık yer alabilmesine dönük bir temenniyi de dile getirmiş oluyordu. İçinde yaşadığımız bu günlerin ördüğü karamsarlığa rağmen, filmler aracılığıyla düşman bildiğine dokunmanın, onu hissetmenin, anlamaya çalışmanın önemine ve gerekliliğine olan inancını ifade etmiş oluyordu. Ama barışın bir ihtimal olarak tartışılabildiği kısa süren o dönemin kapandığı bugünlerde, toplumdaki düşmanlık duygularını bilemenin yolu, bütün tanışmaları daha baştan engellemekten, tarafların birbirini anlama kanallarını yeniden kapatmaktan geçiyor. Ve böyle bir ortamda, Demirel’in aslında birbirimizi anlayarak barışmamız hâlâ mümkün demek için dile getirdiği bir gerilla annesini canlandırma arzusu da tam tersine çevrilip savaşı destekleyen, körükleyen bir sözmüş gibi sunulabiliyor.

Demirel’in yıllar boyunca canlandırdığı karakterlerin toplamını bünyesinde toplayan tek bir karakter imgesi hayal edince acılar çekmiş, ezilmiş, hüzünlü, ama aynı zamanda biraz deli, inadına neşeli bir kadın canlanıyor insanın gözünde. Hedef gösterilmesine neden olan röportajda olay yaratan sözlerinin hemen ardından şöyle demişti: “Kadınların özgürleşmesi adına çalışmak ve üretmek istiyorum. Bütün bir hayatımı buna adadım. Ölene kadar da devam edeceğim. Her şeye rağmen inadına kahkaha!” Barışa ses vermek isteyen herkese bedel ödeterek barışa savaş açanlara inat Füsun Demirel’in kahkahasına ses vermeliyiz.

Paylaş