Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları

Paylaş

hobbit-2Peter Jackson’ın görkemli fantastik dünyalar kurma konusundaki yeteneği ve azmi bu kez neden işe yaramıyor? Hobbit serisinin ikinci filmini, Yüzüklerin Efendisi serisi ve Jackson’ın diğer filmleriyle birlikte ele aldık.

Ali Deniz Şensöz

Görkemi Ararken Hikâyeyi Unutmak
Peter Jackson verdiği bir röportajda “büyük” sahnelerin peşinden koşan bir yönetmen olduğunu  söylüyor. Sinemada onu heyecanlandıran şeyin görkem olduğunun altını özellikle çiziyor. Yönetmenin fantastik dünyalar kurma konusundaki yeteneğine ve azmine, çıkış yaptığı Cennet Yaratıkları’ndan beri her filminde şahit olduk. Stüdyoların henüz büyük bütçelerle çalışmamış bir yönetmen olmasına rağmen Peter Jackson’a Yüzüklerin Efendisi gibi bir projeyi emanet etme riskini almalarının nedeni tam olarak burada yatıyor: Jackson’ın ilk filmlerinde düşük bütçeyle büyük işler yapabildiğini görmelerinde. Fakat yönetmenin Hobbit filmlerinde beklentiyi karşılayamamasının sebeplerinden biri, o ‘az’la çok büyük işler yapabilen yönetmenden, ‘çok’la abartılı büyüklükte işler yapmaya kalkışan bir yönetmene dönüşmesinde. Jackson ve ekibinin büyük bir özenle, yıllarını harcayarak ortaya çıkardığı Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden sonra yaptığı işlerin pek de dişe dokunur olmaması bu durumun en büyük göstergelerinden biri (Her öğesiyle aşırıya kaçan üç saatlik King Kong ile birkaç yaratıcı görsel numara dışında hiçbir hikâyesel olgunluk gösteremeyen Cennetimden Bakarken’i hatırlayalım). Hobbit’in ilk iki filminde de fantastik dünya kurma konusundaki özeni hikâye anlatma noktasında görmek maalesef pek mümkün değil.

İzlediğimiz iki Hobbit filminin de tam olarak içimize sinmemesinin en önemli nedenlerinden biri bu “büyük sinema” arayışı içinde, ilk üçlemedekinin aksine dramatik yapının kurulmasında yeterli özenin gösterilmemesinde yatıyor. Sorun, Yüzüklerin Efendisi serisinin bir kitabından daha kısa olan bir romanı ticari kaygılarla üç filme yaymakta başlıyor aslında –her ne kadar üç film yapılmasının nedeni olarak çekilen malzemenin çokluğu gösterilse de. Şu âna kadar izlediğimiz Hobbit filmleri, ‘Yüzüklerin Efendisi’ romanlarının beyazperdede işlemesini sağlayan senaryo numaralarına sahip değil maalesef. Örneğin ‘Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği’nde dört Hobbit’e ilk silahlarını verme işi romanın belki de en sevilen, sürekli şarkı söyleyen karakteri Tom Bombadil’deyken, filmde bu görev Aragorn’a geçiyordu. Böylece macerada karakterlerin uğradığı duraklardan biri atlanarak dramatik olarak çok da kilit rol oynamayan bir karakter devre dışı bırakılmış oluyordu. Seride senaryo aşamasında yapılan en iddialı değişikliklerden biri de üçüncü kitabın sonunda işgal altındaki Hobbitköy’ün Saruman’ın elinden alınmasının anlatıldığı Shire Temizliği bölümüdür. Senaryo mantığı açısından bakıldığında, zaten yüzüğün yok edilmesiyle doruk noktasına ulaşan hikâyenin tekrardan yükselmesi oldukça sorunlu olacaktı. Bir diğer önemli senaryo dokunuşu ise bir Nazgûl’un hançerini yiyen Frodo’yu tedavi olması için Elrond’a götüren kişinin Glorfindel değil, aslında sadece romanın eklerinde yer alan Arwen olması. Böylece Aragorn ve Arwen arasında üç filme yayılacak olan aşkın öyküsel çizgisi de yaratılıyordu.

Hobbit’in ikinci filminde de tıpkı ilk üçlemede olduğu gibi bir aşk filizlendirilmeye çalışılıyor. Özgün metinde yer almayan güçlü savaşçı, dişi elf Tauriel ile hikâyedeki kadın karakter eksikliği kısmen kapatılmaya çalışılırken, Legolas’ın da öyküye dâhil edilmesiyle iki karakter arasında cinsel bir gerilim oluşturulmaya çalışılmış. Bir de bunun üzerine yurtlarını geri almak için yolculuğa çıkan cücelerden Kili’yle Tauriel arasında da bir yakınlaşma yaratılarak bu üç karakter arasında bir aşk üçgeni kurulmuş. Senaristlerin bir elf ve bir cüce arasında bir aşk doğurmaya çalışmasının nedeni kâğıt üstünde anlaşılabilir: Cücelerin ülkeleri yok edilirken yardıma gelmeyen “bencil” elflerle cüceler arasındaki husumete tezat olacak şekilde neredeyse ‘bir imkânsız aşk öyküsü’ yaratılıyor. Fakat birkaç ucuz “şairane” diyalogla, filmin uzun anlatısı içinde sadece birkaç dakika tutan bir sahneyle, bir cüceyle bir elf arasındaki etkileşime ne kadar ikna oluyoruz, orası büyük bir soru işareti.

Hobbit Yeniden Yazılıyor
Bu aşk üçgeninin yanında, ‘Hobbit’ romanında pek fazla ortalıkta görünmeyen Gandalf, Tolkien’in ölümünün ardından yayımlanan The Quest of Erebor metni temel alınarak hikâyeye dâhil ediliyor. Filmin Thorin’le Gandalf’ın Zıplayan Midilli Hanı’nda buluştuğu açılış sahnesi, orijinal metinde değil, daha sonradan yazılan bu ek bölümde yer alıyor. Prologlar ilk üçlemedeki her bir filmin tonunu belirlerken, Smaug’un Çorak Toprakları’nın proloğu basit bir hatırlatıcı öğe olmanın ötesine geçemiyor. Thorin’in çıkacağı yolculuğun ilk fikrinin ortaya atıldığı bu buluşmanın geçtiği sahne, cücelerin Bilbo gibi bir ‘hırsız’ bulmaları gerektiğini vurgulamak için eklenmiş. Oysa Yüzük Kardeşliği’nin Orta Dünya tarihini özet geçen proloğu bizi daha ilk saniyesinden yepyeni bir dünyanın içine sokmayı başarıyordu. Ya da Kralın Dönüşü’nün sonundaki büyük savaşı aynalayacak şekilde çekilen, Smeagol ve kardeşi arasında geçen ilk ‘yüzük savaşı’nın anlatıldığı proloğun ikinci Hobbit filmindekiyle kıyaslanamayacak işlevleri var. Filmin açılış sahnesinin anlatısal olarak ilk Hobbit filmiyle basit bir bağ kurmasının yanında, sahnenin Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki bir ânı da hatırlattığını belirtelim. Peter Jackson’ın sadece ‘Hobbit’ romanının uyarlamasını yapma fikriyle değil, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin öncüllerini çekme fikriyle de yola çıktığı, filmin birçok yerinde olduğu gibi bu sahnede de anlaşılıyor. İlk üçlemedeki Aragorn karakterine karşılık olarak ‘tahtına geri dönecek kral’ rolünde Thorin’in Gandalf’la buluştuğu sahne, Yüzük Kardeşliği’nin aynı mekânda geçen sahnesiyle neredeyse birebir aynı çekilmiş. Böylece Jackson aynı mekânda iki farklı zamanda geçen iki sahneyi benzer şekilde çekerek aslında iki üçlemedeki ana kahramanları simetrik hale getirme çabasında. Yönetmenin bu noktada ‘Hobbit’ romanını sinemalaştırmaya çalışırken hem Tolkien’in roman dışında yazdığı anlatıları bu gibi eklemelerle hikâyeye yedirme çabası hem de filmleri Yüzüklerin Efendisi’nin öncülü olacak şekilde yaratma telaşı, ilk iki Hobbit filmini oldukça dağınık bir hale getiriyor. Diğer yandan Tolkien’in ‘Hobbit’i bir çocuk romanı olarak yazdığını ve kitabın ‘Yüzüklerin Efendisi’ne göre daha hafif ve masalsı bir tonu olduğunu da belirtmek gerek. Fakat bu tonu perdeye de yansıtmaya çalışan Jackson’ın filmlere yaptığı eklemeler hikâyenin seyri içinde iniş ve çıkışlar da yaratıyor. Örneğin ikinci filme Tolkien’in tasvir etmediği şekilde Sauron’un yerleştirilmesi, bir aşk hikâyesi eklenmesi gibi daha ağır dramatik çatışmalar özellikle Smaug’un Çorak Toprakları’nı gelgitli bir hale getiriyor.

Filmin sinemasal olarak en çok yükseldiği kısmın Smaug’un ortaya çıktığı son bölüm olduğu söylenebilir. Ele geçirdiği Erebor’daki hazinenin içinde yıllardır uyuyan bir ejderha olan Smaug, tıpkı Gollum gibi bilgisayarla yaratılmış fakat filmdeki birçok karakterden çok daha fazla ete kemiğe bürünmüş bir karakter. Erebor’u ve devasa hazineyi ele geçirmesiyle akıl almaz bir kibir abidesine dönüşmüş olan Smaug’u en iyi tarif eden belki de yine kendi sözleri. Filmin son kısmında Göl Şehri’ne saldırıya geçmek üzereyken “Ben ateşim, ben ölümüm” diye kendinden geçerek uçuyor Smaug. Kendi haşmetine ve kudretine olan hayranlığıyla Bilbo ve cüceleri küçümseyen Smaug, Orta Dünya’daki iktidar mücadelesi üzerine kurulu Tolkien anlatılarındaki en akılda kalıcı, güç düşkünü karakterlerden biri olarak zihinlere kazınıyor. Benzer bir güce düşkünlüğün ilk sinyalleri de Bilbo’da görülmeye başlanıyor Smaug’un Çorak Toprakları’nda. Güç yüzüğünü kaybettiğini zannettiği anda panikleyen Bilbo, yüzüğü tekrar bulup eline aldığında biraz korkutucu bir şekilde “O benim” diyor. Tolkien’in yarattığı dünyanın ve karakterlerin etkileyiciliği tam olarak Peter Jackson’ın o çok sevdiği “büyük” anların değil, Bilbo ve Smaug’un karanlık taraflarının irdelendiği bu sahnelerdeki o “küçük” anların içinde saklı biraz da. İlk iki Hobbit filminde belki de eksik olan, o anların filmin koşturmacası içinde etkisini yitirmesi. Diğer yandan bu uzun hikâyeye son noktayı koyacak Gittim ve Döndüm’ü (The Hobbit: There and Back Again) görmeden, sadece hikâyenin ikinci bölümüne bakarak Jackson’ın nasıl bir Hobbit anlatısı yaratmış olduğunu söylemek içinse henüz erken.

ADI GEÇEN FİLMLER
Cennet Yaratıkları (Heavenly Creatures, 1994)
King Kong (2005)
Cennetimden Bakarken (The Lovely Bones, 2009)
Hobbit: Beklenmedik Yolculuk (The Hobbit: An Unexpected Journey, 2012)
Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği (The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring, 2001)
Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü (The Lord of the Rings: The Return of the King, 2003)

Paylaş