Karda Bir Beyaz Kuş

Paylaş

karda-bir-beyaz-kus-arakiAmerikan gençliğini tasvir etmekte usta olan Gregg Araki’nin yönettiği Karda Bir Beyaz Kuş 19 Aralık’tan itibaren vizyonda. Araki’nin bu 80’ler esintili filmini Filmekimi dosyamızda mercek altına almıştık.

Berke Göl

Kuir sinemanın kült yönetmenlerinden Gregg Araki, gençlik filmi ve romantik komedi türlerinin kalıplarıyla oynayan, zaman zaman polisiye, aksiyon ve hatta bilimkurgu esintileri taşıyan tuhaf filmleriyle, 90’ların Amerikan gençliğini belki de en iyi anlayan ve anlatan isimlerden biriydi. 2000’lerde Tenin Gizemi dışında ses getiren işlere imza atamayan yönetmenin Laura Kasischke’nin romanından uyarladığı yeni filmi Karda Bir Beyaz Kuş, Araki’nin oyunbaz anlatımı ve mizahı biraz geri çektiği, nispeten ‘ciddi’ filmlerinden biri. Popüler kültür, toplumsal normlar ve cinsellik üzerine keskin gözlemlerini absürd bir dünya içinde aktarmayı seven yönetmen, alışılageldik temalarını bu kez gizemli bir gerilim öyküsünün içine yerleştiriyor.

Karda Bir Beyaz Kuş’un hemen başında, anlatıcılığı üstlenen genç Katrina (Shailene Woodley) “annem ortadan kaybolduğunda on yedi yaşındaydım” diyor. Banliyödeki havuzlu evi ve tam teşekküllü orta sınıf yaşamıyla kusursuz Amerikan ailesi portresi çizen Connor’ların karanlık yönü, bu kayıp olayının ardından adım adım ortaya çıkmaya başlıyor. Kocası Brock’u hiçbir zaman sevmediğini söyleyen, kızını gençliği ve güzelliği yüzünden kıskandığını gizlemeyen, tekdüze hayatından bunalıp zamanla alkol bağımlılığına sürüklenen anne Eve’in (Eva Green) günün birinde hiçbir iz bırakmadan yok oluşu, donuk ve edilgen kocasının (yakın zamanda izlediğimiz Günah Şehri: Uğruna Öldürülecek Kadın’da da Eva Green’in cazibesine kapılan bir karakteri canlandıran Christopher Meloni) yıkılmasına yol açıyor. Buna karşılık Katrina, başlangıçta tuhaf bir tepkisizlik içinde, olaydan o kadar da etkilenmemiş görünüyor. Aynı dönemde sevgilisi Phil’in (Shiloh Fernandez) ona mesafeli davranmasına anlam veremese de, gündelik hayatını bir süre sorunsuz sürdürmeyi başarıyor. Ancak zamanla annesinin ona seslendiği rüyalar ve ansızın çıkagelen hatıralar onu etkisi altına alıyor ve Kat, hayatına devam edebilmek için annesinin başına ne geldiğini öğrenmesi gerektiğine karar veriyor.

Şimdiki zamanla Katrina’nın karbeyaz, puslu düşleri ve geçmişten gelen rengârenk (ama tekinsiz) hatıralar arasında gidip gelen anlatımıyla Karda Bir Beyaz Kuş, düşsel bir atmosfer kuruyor. Bunda yönetmenin bilinçli bir abartı taşıyan görsel tercihlerinin yanı sıra, başta Cocteau Twins olmak üzere 80’lerin popüler şarkılarının açtığı zaman tünelinin de payı var kuşkusuz. Polisiye anlatıyı esas derdini anlatmanın bir bahanesi olarak kullanan Araki, Eve’in kayboluşunun önündeki sis perdesini yavaş yavaş aralarken, esasen her akşam aynı saatte aynı masada yenilen yemeklerin, herkes alıyor diye alınan mutfak robotlarının, bitmek bilmez temizliklerin ve ev işlerinin boğuculuğunu ortaya koyuyor, tüm bu orta sınıf hayallerinin hangi duyguların ve arzuların bastırılması uğruna gerçekleştirildiğini hatırlatmaya soyunuyor. Bu tanıdık ‘banliyö sıkıntısı’nın yanı sıra sürüp gidense, Katrina’nın erginlenme hikâyesi: Kaybolan anneden geriye kalan boşluk gitgide görünür oluyor, Katrina kendi cinsel cazibesini keşfediyor, liseyi bitirip üniversite için evden ayrılıyor ve nihayetinde büyüyor.

Karda Bir Beyaz Kuş, 80’leri konu alan bir filmden ziyade, 80’lerde çekilmiş hissi veren bir film. Anlatısının tanıdıklığına bakarak banal ya da demode bulup geçmek mümkün ama tam da bu duygusal etkisinden dolayı nostaljik bir tat taşıdığı da yadsınamaz.

Paylaş