Kayıp Umutlar: Kasabama Dokunma, Git Başka Ülkeleri Kaz!

Paylaş

kayip_umutlar_matt_damonÖzveri ve sevecenlikle dolu insanlar yaşar Kayıp Umutlar‘ın (Promised Land) geçtiği bu küçük Pensilvanya kasabasında. Bu iyi insanların yaşamlarının ve değerlerinin gaz şirketinin ağır cihazlarıyla yok edilmemesi gerekir. Kasabalı bir çiftçinin söylediği üzere, enerji problemi diye bir şey yoktur, zaten dış kaynaklar yeterince ABD kontrolündedir. Dolayısıyla kazılması gereken topraklar başka yerde kazılmaktadır zaten.

MURAT TIRPAN

9 milyar dolarlık’ büyük bir doğal gaz şirketi küçük bir Amerikan kasabasına gelip arsalarını satın almak isterse ne olur? Buradan Erin Brockovich benzeri çevreci bir Gus Van Sant filmi çıkar diye bekliyorsanız biraz yanılıyorsunuz çünkü film büyük sermaye ve çevre kirliliği meselelerinden çok kahramanını odağa alıyor ve onun içsel dönüşümüyle uğraşıyor. Bunun ne zararı var diyebilirsiniz. Olmayabilirdi elbette, eğer bu dönüşüm son derece inandırıcılıktan uzak, Amerikan değerlerine övgü derdinde olan, naif ve kolayca tahmin edilebilen bir sonla bitmeseydi. Bu dönüşümün bize hiçbir gerçek vaadi yok.

Elbette ön planda çevresel sorunlar var. Filmin senaryosuna da katkıda bulunmuş Matt Damon’ın canlandırdığı Global şirketi temsilcisi Steve Butler küçük bir kasabaya gelip, dünyada yeni ortaya çıkan ama uzmanların kirli bir teknoloji olarak bahsettikleri kaya gazının hidrolik kırma yöntemiyle çıkarılması için halkı ikna etmeye, onların arsalarını satın almaya çalışıyor. İşin ilginç yanı bu yöntemin tehlikeleriyle ilgili, filmin çok da söz almaya kalkmaması. Bu ilgisizlik filmin bu yöntemin ekolojik olarak doğru ya da yanlışlığıyla, bu meselenin çevresel yanıyla çok da ilgilenmediğini, tüm derdinin Amerikan (kasaba) hayatının korunması olduğunu gösteriyor.1 Buradaki hidrolik kırmanın (fracking) paramparça edeceğinden korkulan şeyler Amerikan aile hayatına dair öğeler. Kasabanın adı verilmeyip özellikle belirsiz bırakıldığından (Pensilvanya’da bir yer) buranın metonomik olarak tüm Amerika’yı temsil ettiğini rahatlıkla düşünebiliriz. Kuşkusuz şirket kasaba halkıyla basketbol salonunda ilk toplantısını yaptığında onlara bu işin tehlikelerinden bilimsel bir dille bahseden lise öğretmeni Frank Yates gibi bir karakter de mevcut. Ama sonradan bir lise öğretmeninden çok daha fazlası olduğu ortaya çıkacak bu karakter de MIT diplomasına, Boeing gibi bir şirkette çalışmış bir uzman olmasına rağmen sadece burada yaşamayı sevdiği için bu kasabada öğretmenlik yapmaktadır. Film Yates’i de aslında çevreci muhalefetinden çok yaşam tarzı tercihini vurgulamak için dramanın içine alır. Filmde gerçek bir çevreci yoktur. Sonradan kasabaya gelen ve Athena adlı bir çevreci örgütün üyesi olduğunu belirterek yerli halkın aklına gaz meselesiyle ilgili kuşku tohumları eken Dustin Noble karakteri de aynı şirket tarafından özellikle gönderilmiş bir çevreci simülasyonudur. Bu kumpastan haberdar olmayan Butler onun delil diye gösterdiği fotoğrafın kurmaca olduğunu ortaya çıkaracak ve halkın gözünde küçük düşen Noble (artık ‘noble’, yani asil değildir) kasabayı terk ederken bu sayede şirket kazanacaktır.

Kendisi de böyle bir kasabada büyüyen kahraman, önce tam başarılı olmaktayken sonra sahte çevrecinin gelmesiyle hayal kırıklığına uğrar ama sonunda kendisine söylenen yalanları da gördüğünde yeniden ayağa kalkar ve kasabalı giysisini giyerek şirkete karşı halkın tarafına geçer. Zaten baştan beri özenle vurgulandığı gibi babadan kalma botlarını asla çıkarmamıştır. Bu naif dönüşüm, filmi bir Gus Van Sant filminden ziyade Capra’vari bir noktaya getirir. (Ama bunun nedeni kanımca projenin Matt Damon ve Noble’ı oynayan John Krasinski tarafından yazılıp, Damon’ın yönetmesi şeklinde planlanması, Van Sant’in işe sonradan dahil olmasıdır.) Film Frank Capra’nın 1930’lar ve 40’larda gündeme getirdiği ahlaki ve ideolojik meseleleri tartışır: küçük kasaba hayatı, geleneksel değerler, Amerikan kimliği ve rüyasının korunması. Butler da Capra kahramanları gibidir, tıpkı Mr. Smith Washington’a Gidiyor ya da Meet John Doe filmlerinin kahramanları gibi basittir, filmin sonunda kahramanlık yapar ve içsel sorunları da yoktur. Değerleri olan ama derinliği olmayan bir karakterdir. Hatta Butler’ın –pek sevdiğimiz Frances McDormand’ın oynadığı– partneri Sue bile daha derinliklidir. Ailesiyle, çocuğuyla problemleri vardır ve kafası sürekli olarak bu konularla meşguldür.

25 Sent Yeterli!
Öte yandan kasaba da Capra’vari bir mekândır ve yöre insanı da tamamıyla iyidir (başta Butler’dan küçük bir rüşvet isteyen belediye başkanı bile sevimli çizilmiştir). Özveri ve sevecenlikle dolu insanlar yaşar bu küçük Pensilvanya kasabasında. Bilgili ve sempatik öğretmenler, sarsak garsonlar, işinde gücünde erkekler, sevimli polisler ve dürüst dükkân sahipleriyle Amerikan rüyasının ta kendisi. Hele Butler’ın barda tanışıp ilgilendiği güzel öğretmen Alice’e ne demeli? Sanki ömrü boyunca Butler gibi hem büyük şehirli hem de kökleri bir kasabada olan birini beklemiş olan bu kadın yelkenleri suya indiriverir. En önemlisi de şu: Bütün bu iyi insanlar bankalardan bir sürü kredi çekmişlerdir, çok iyi durumda değillerdir ama onurlu ve mutludurlar.

Bu iyi insanların yaşamlarının ve değerlerinin gaz şirketinin ağır cihazlarıyla yok edilmemesi gerekir. Kasabalı bir çiftçinin Butler’a söylediği üzere, enerji problemi diye bir şey yoktur, zaten dış kaynaklar yeterince ABD kontrolündedir. Dolayısıyla kazılması gereken topraklar başka yerde kazılmaktadır zaten. Kayıp Umutlar’ın finansmanının büyük bir kısmını Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bir film şirketinin sağladığını not düşelim. Dolayısıyla filmin bu mesajı parayı verenler tarafından da teşvik edilmiştir. Para söz konusu olduğunda petrol ve gaz dünyanın en önemli cevherleridir. Oysa tam aksine tipik Amerikalılar için paradan daha değerli şeyler vardır. Bunu Butler’a filmdeki ders verici bir sahnede, toplantı salonunun dışına tezgâh açmış limonata satan küçük kız öğretecektir. Butler 25 sentlik muhteşem limonatayı aldıktan sonra kıza verdiği paranın üzerini bahşiş olarak bırakır. Kız ona dönerek parayı geri verir ve cevabı yapıştırır: “Tabelada 25 sent yazıyor, yani 25 sent yeterli!”

Bu şirin, dürüst kasaba mitiyle uğraşmak gerek. Yabancının gelişiyle kasabanın örtülü günahlarının ortaya çıktığı anlatılar bu işi başarıyla yaparken aksine Kayıp Umutlar yabancıyı kendine entegre etme, hatta zaten hep oralı olduğuna inandırma peşinde. Çevre meselesi bunun sadece albenili bir bahanesi. Bu anlamda Steve Butler, Frank Capra’nın Şahane Hayat filmindeki George Bailey gibidir. “Bu sefil küçük kasabanın tozunu ayaklarımdan silkip dünyayı dolaşmaya çıkacağım” der Bailey filmin başında ama yıllar geçse de Bedford Falls’dan ayrılamaz. Film “sefil küçük kasaba”yı kutsar, köklerinin onun için ne kadar önemli olduğunu vurgular. Bir zamanlar Capra Amerikan devletinin isteğiyle ‘Niçin Savaşıyoruz?’ başlıklı belgeseller çekmişti. Buna verdiği cevap da Kayıp Umutlar’ın başında ve sonunda helikopter kamerasından izlediğimiz şirin kasaba görüntülerinin kastettiği şeydi sanırım.

NOT
1 Bu konuyla ilgilenen iyi bir örnek olarak ABD’de doğalgaz sondaj ve üretiminde kullanılan tekniklerin yeraltı sularını, dolayısıyla da doğal hayatı nasıl yok ettiğini gözler önüne seren belgesel, Gasland’e (Jash Fox, 2010) bakınız.

ADI GEÇEN FİLMLER
Erin Brockovich (2000), Mr. Smith Washington’a Gidiyor (Mr. Smith Goes to Washington, 1939), Meet John Doe (1941), Şahane Hayat (It’s a Wonderful Life, 1946)

Paylaş