Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti

Paylaş

maymunlar_cehennemi_safak_vaktiNeredeyse elli yıldır popüler muhayyileyi meşgul eden ‘Maymunlar Cehennemi’, ortaya koyduğu bilim-doktrin-güç üçgenindeki gerilimleri her yeni uyarlamayla güncellemeyi bildi fakat Viktorya Gotiğinin insanlık durumuna dair sorularını, fantezilerini ve kaygılarını bir potada toplayan temel bir spekülasyonun çevresinden hiç ayrılmadı: İnsanoğlunun ayırt edici addedilen özellikleri, türü sona ermekten kurtarabilir mi?

Fatma Cihan Akkartal

1968’de Apollo 8, ayın yörüngesinde ilk insanlı turu tamamlayıp dünyaya döndüğünde astronotlar yanlarında dünyanın uzaydan çekilmiş ilk renkli fotoğrafını da getirdiler. Uzaydan bakıldığında ülke sınırlarının görünmediğini artık herkes öğrenecekti. Aynı dönemde Arkansas eyaletinde evrimin okullarda ders konusu olmasının önündeki yasağın kaldırılması için açılan dava, davacının lehine sonuçlandı ve ABD çapında benzer davalara emsal gösterildi. Fransız yazar Pierre Boulle’ün aynı adlı romanından dönemin ruhuna uygun olacak şekilde uyarlanan Maymunlar Gezegeni de 1968’de gösterime girdi. Carl Sagan o sırada 34 yaşında genç bir astrofizik profesörüydü; homo sapiens’in 200 bin yıllık evrim tarihi boyunca geliştirdiği daha büyük, daha parlak, daha etkili ölüm makinelerine bakarak teknolojik yönden ilerlemiş medeniyetlerin kendilerini yok etmeye meyilli olduğu yönündeki savını ileri sürmüştü. İnsanlığın kaderi üzerinde, bilginin peşinden gidenler (yani yaşamı seçenler) ile altının peşinden giden ve bu uğurda muazzam medeniyetleri teknoloji yardımıyla yok edenler (yani ölümü seçenler) aynı ölçüde belirleyici olmuşlardı. Sagan, 80’li yılların sonunda Cosmos serisinin ‘Who Speaks for Earth?’ adlı son bölümüne yaptığı eklemede, Berlin Duvarı’nın yıkılışında bir umut olduğunu söylüyordu: “Belki, her şeye rağmen yaşamı seçtik. Ama bu seçimi sağlama almak için hâlâ ışık yılları boyunca gidecek yolumuz var.” İşte Maymunlar Gezegeni serisinin ilk filminde astronot George Taylor’ın yaptığı tam da ışık yılları boyunca yol alıp dünyanın geleceğine bakmak ve insan medeniyetinin yok olmuş olduğunu görmek oluyor.

Bu ilk filmde astronot George Taylor’ın uzay-zamanda yolculuğu, konuşan maymunların insanların Dünya’da kurduklarına benzeyen bir medeniyet kurdukları yabancı bir gezegene inmesiyle son bulur. Bu gezegende insanlar dilsizdir, bir kültür yaratmaya kadir görülmezler ve vahşi hayvanlar gibi kafeslere kapatılarak bilimsel deneylere tabi tutulurlar.

Maymunlar tarafından ele geçirilmesi sırasında aldığı bir yara konuşmasına bir süre mani olduğundan Taylor sessiz bir gözlemci olarak bu dehşet verici duruma anlam vermeye çalışır. Film, ABD’nin temsiliyet iddiasında bulunduğu yüksek ideallerin simgesi olan Özgürlük Anıtı’nın kalıntılarıyla Yasak Bölge’de apansız karşılaşan Taylor’ın ikonik nidasıyla (“Manyaklar! Her şeyi mahvettiniz! Hepinize lanet olsun!”) son bulur. Taylor üzerinde bulunduğu gezegenin Dünya olduğunu, insan medeniyetinin nükleer savaş neticesinde yok olduğunu; maymunların, hayatta kalan insanları öldürmemeyi ama yok edici bir tür oldukları için onları toplumlarından uzakta tutmayı tercih ettiklerini anlar.

1963’te ‘Maymunlar Gezegeni’ romanının yayımlanmasıyla başlayan serüvene en yeni katkı bu yaz gösterime giren Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti oldu. Neredeyse elli yıldır popüler muhayyileyi meşgul eden ‘Maymunlar Cehennemi’, ortaya koyduğu bilim-doktrin-güç üçgenindeki gerilimleri her yeni uyarlamayla güncellemeyi bildi fakat Viktorya Gotiğinin insanlık durumuna dair sorularını, fantezilerini ve kaygılarını bir potada toplayan temel bir spekülasyonun çevresinden hiç ayrılmadı: İnsanoğlunun ayırt edici addedilen özellikleri, türü sona ermekten kurtarabilir mi?

21. Yüzyıl Gotiği
Silahsızlanmayı, türü yaşatırken gezegeni de yaşatmayı, 1960’ların “nükleer savaş oldu olacak” tehdidi altındaki izleyicisi için şoke edici imgelerle savunan ilk filmin ardından gelen dört film de, evrim meselesini bir kibir kaynağına dönüştürmenin zararlarına ve teknolojik gelişmenin duygusal ve ahlaki gelişmeyle eşzamanlı olmamasının sakıncalarına dikkat çeker. 21. yüzyıla gelindiğinde1 Maymunlar Cehennemi: Başlangıç ve Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti, 1968 filminin arka planına (insan medeniyetinin nasıl yok olup maymunlar medeniyetinin nasıl ortaya çıktığına) dair, nükleer savaşı işe karıştırmayan bir öykü ortaya atıyor. Başlangıç’ta, babasının yakalandığı Alzheimer hastalığını iyileştirecek bir tedavi yöntemi arayan bilim adamı Will Rodman’ın geliştirdiği virüs, maymunların zihinsel kapasitelerini geliştirirken insanlarda ölümcül bir etki gösterir. Virüsün prototipinin denendiği yavru maymun Caesar virüsten etkilenmiş, insan yavrularında görülenden çok daha hızlı biçimde bilişsel kabiliyetler geliştirmiştir. Neticede kapatıldığı hayvan barınağındaki, hayvanat bahçesindeki ve doğduğu laboratuvardaki tüm hayvanlara da virüsü bulaştırarak serbest bırakır ve bu zeki maymunlar, insanların kendilerini durdurma çabalarını boşa çıkararak şehrin hemen kenarındaki bir ormana yerleşirler. Şafak Vakti’ndeyse bu biçimde ‘zorla evrim’ (progressive evolution) geçiren maymunlar –ki artık bir medeniyet kurmaya muktedir olduklarının tüm işaretleri mevcuttur– virüs salgınından genetik bağışıklıkları sayesinde kurtulmuş olan bir grup insana karşı kendi yaşam haklarını savunma mücadelesi verirler.

Bu biçimde özetlendiğinde öyküdeki gotik dehşetin tıpkı ‘Doktor Moreau’nun Adası’ndaki gibi yükseltilmiş (uplifted) hayvanların insan tahakkümünü kırmasından ve insanı dize getirmesinden kaynaklandığı anlaşılıyor; insan eliyle, insana özgü özellikler kazandırılmış hayvanlar insana karşı avantajlı bir konumdalar, “doğada” var olabilmek için teknolojiye bağımlı değiller, bu da onları “korkunç” kılıyor. Başka bir gotik izlek olan ‘bulaşma korkusu’, ‘insan işi’ ALZ 113 virüsünün Maymun Virüsü olarak anılmasında, yine maymunların şeytanlaştırılmasında ifadesini buluyor. Klasik gotik tecrübe, biyolojinin, genetik biliminin ve şirketlerin barındırdığı anlaşılan yeni potansiyellerin karanlık tarafından beslenerek 21. yüzyıla taşınıyor. Maymunlar Gezegeni serisinin de bu konuları tartışmaya açacak şekilde güncellenmiş olduğunu görüyoruz.

Konuşmamaya Çalış!
Başlangıç maymun özgürleşmesini hazırlayan şartları ortaya koyarken, Şafak Vakti maymun toplumunun örgütlenmesinin şartlarını ortaya koyar. Film Caesar’ın önderliğinde planlı bir geyik avı sahnesiyle açılır. Burada, maymunların alet kullandığını, hayvan evcilleştirdiğini, kendi aralarında işaret diliyle anlaştıklarını, baba-oğul ilişkisinin tesis edilmiş olduğunu öğreniriz. Daha sonra maymun yerleşkesinde, özel mülkiyetin, tek eşliliğin ve yavruların okuma-yazma öğreneceği okulların ortaya çıktığını görürüz. Caesar’ın karısı Cornelia’nın ‘çilekeş anne’ fetişini yücelten doğum sahnesiyle maymun toplumunun temel özelliklerinin tespiti tamamlanmış, Hollywood’un normatif değerlerine uygun, (daha sonra maymunların dile de hakim olmasıyla) ödipal nevrozların beşiği olmaya müsait bir toplumla karşı karşıya olduğumuz anlaşılmış olur: On yıllık bir geçmişi olan yükseltilmiş maymun toplumu, modern insanın ilk topluluklarının popüler tahayyüldeki imajı üzerine modellenmiştir.

Maymunların dünyadaki insan nüfusunun silinip gittiğini düşündükleri bir sırada insanla karşılaşmaları, Sagan’ın deyişiyle insanoğlunun sürüngen beyninin, korku, saldırganlık ve saha savunmasını öğütleyen etkisinden tam anlamıyla kurtulamamış olduğuna işaret eder şekilde kanlı olur. İnsan grubundan biri maymunlardan birini ateşli bir silahla yaralar. Başlangıç’ta Caesar’ın insan zulmüne başkaldırdığı ilk andaki “Hayır!” çığlığını aynalayan bir “Git!” ile maymunlar şiddeti değil diplomasiyi tercih eder. Caesar’ın ve diğer maymunların kendilerini acilen ifade etmeleri gerekliliği onları dili daha incelikli biçimlerde kullanmaya itecektir. Evrimsel olarak bilgiyi daha geniş kitlelere ve hemen ulaştırma gereğinden doğduğu düşünülen konuşma yetisinin ortaya çıkışı; farklı maymunların farklı seviyelerde gelişen yetisi ve Caesar’ın düşünceleri ifade eden sözcüklerle komutlarını ifade eden sözcükleri söyleyişi arasındaki fark, filmde çok etkileyici biçimde tasvir edilmiş. Konuşmanın başlamasıyla artık “ben” demek mümkün olduğundan insan diğer türlerden ayrılır. Thomas Ligotti’nin2 “benlik” bilincinin oluşmasının doğanın bir hatası olduğu, insanı lanetlediği, onu sonsuza dek doğanın geri kalanından ayırdığı yolundaki fikriyle birlikte düşündüğümüzde, yükseltilmiş maymunların konuşma yetisi edinmesinin insan karşısındaki avantajlarının büyük bölümünü orta vadede ellerinden alacağını düşünmek mümkün. Bu açıdan insan grubundan eski bir hemşirenin yaralı Caesar’ı tedavi ederken “konuşmamaya çalış” deyişindeki ironi, esasen mümkün olan en şefkatli tavsiyeye tercüme oluyor.

Caesar, insanların hem iyi hem de kötü yönlerini tecrübe etmiş, kendini savunma dışında bir amaçla şiddete başvurmanın yanlış olduğuna karar vermiş, savaşın yıkım demek olduğunu ‘bilen’ bir alfa olarak ahlaki bir evrim de geçirmiştir. Topluma yaymak istediği düstur: “Maymun maymunu öldürmeyecek!” Maymunların insanlardan daha “iyi” olduğuna dair inancı, insandan yalnızca nefreti öğrenmiş olan Koba’nın intikamcı ve savaşı amaç edinmiş tutumunu görünce yok olur. İnsanlarda iyi ve kötü olan ne varsa maymunlarda da vardır. Caesar insanlara “işlerini yapıp kendilerini rahat bırakmaları” için izin verme kararını açıkladığında Koba, yüzündeki, bedenindeki yaraları gösterip “bunlar da insan işi” der. Maymun toplumunda da tıpkı insan toplumunda olduğu gibi “güvercinler” ve “şahinler” ortaya çıkar böylece. Caesar ve Malcolm savaşın önlenmesinin zaruriliğine ikna olmuş ve önlenebileceğine inançlı tarafı yani ‘yaşamı seçenleri’ temsil ederken, Koba ve insan kolonisinin lideri Dreyfus, hem kendi toplulukları içinde hem de “dışarıdaki unsurlar”a karşı ellerini silahla güçlendirmeyi ve kesin bir zafere yönelik savaşı, yani ‘ölümü seçen’ taraftadırlar. Sonunda bu iki taraf arasındaki gerilim kaçınılmaz olarak savaşa dönüşür. Caesar Koba’yı, Malcolm Dreyfus’u alt etmek durumundadır. Çoğunluğun menfaatinin nerede yattığına çoksesli (demokratik?) bir örgütlenmede fikir birliğiyle karar verilemeyeceği, barışçıl hareketlerin topluluk içindeki savaş çığırtkanlığını ancak silahlanarak ve şiddetle bastırabildiği karamsar bir tablo ortaya çıkar.

Filmin sonunda Malcolm, Caesar’a, “neredeyse başaracağımızı sandım” kabilinden bir serzenişte bulunuyor. Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti’ni izledikten sonra, maymun ve insan topluluklarının Caesar’ın ölümünden altı yüz yıl sonra bir arada barış içinde yaşayacaklarına kim inanır?

NOTLAR
1 Serinin bütünüyle aynı çerçevede bahis konusu edilmesinin konuya bir katkısı olmayacağını düşündüğüm Tim Burton’ın Maymunlar Cehennemi’ni hariç tutuyorum.

2 Thomas Ligotti, The Conspiracy Against the Human Race: Contrivance of Horror (New York: Hippocampus Press, 2012).

 

Paylaş