Mr. Robot: Borçları Sıfırlayan Hacker

Paylaş

mr_robotOccupy Wall Street’in “Biz %99’uz” sloganından hareket eden anti-kapitalist bir hacker öyküsü ya da kendine dair gerçekliği internette arayan bir kuşağın ahval ve şeraiti… Ekrandan taşıp sokağa yayılan televizyon dizisi Mr. Robot’un ikinci sezonu başlamışken, 154. sayımızda yayımladığımız geniş inceleme yazısını hatırlayalım istedik.

Fırat Erdoğmuş

Not: Bu yazı dizinin kimi sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

“Merhaba arkadaş! Sana şimdi anlatacaklarım çok gizli… Hepimizi aşan bir gizli ittifak var. Dünyayı yöneten güçlü insanlardan oluşan gizli bir grup… yüzde 1’in de yüzde 1’i. Kimseden izin almaya gerek duymadan Tanrıcılık oynayanlar…”

“Silahı olan biri sizi soyabilir, ama bankası olan biri tüm dünyayı soyar.”

 

Yaptığı beklenmedik çıkışla geçtiğimiz yaza damgasını vuran Mr. Robot dizisinin ilk iki bölümü yukarıdaki sözlerle açılıyor. Bir tweet’le anlatacak olsak, “Dövüş Kulübü (Fight Club, 1999), Matrix (1999), Akıl Defteri (Memento, 2000), Amerikan Sapığı (American Psycho, 2000) ve V for Vendetta (2005) günümüzde geçen bi’ anti-kapitalist hacker öyküsünde buluşsun diyenler fav” şeklinde özetleyebileceğimiz bu dizi Elliot Alderson’ın hikâyesi etrafında gelişiyor. Kahramanımız Elliot, gündüzleri bir siber-güvenlik şirketinde yazılımcı olarak çalışan, geceleriyse hacker’lık yeteneklerini kullanarak çeşitli adaletsizliklerle mücadele eden New York’lu bir genç adam. Dizinin ilk bölümü, Elliot’ın bir çocuk pornosu tacirini nasıl hack’lediğini ve hakladığını gördüğümüz bir sekansla başlıyor. Kendilerine ‘fsociety’ diyen bir yeraltı örgütünün lideri olduğunu daha sonra anlayacağımız Mr. Robot’la tanışınca, Elliot’ın adalet dağıtma girişimlerinin ölçeği bir hayli büyüyor ve bu ikilinin arasında Matrix’teki Neo ile Morpheus arasındakine oldukça benzeyen bir usta-çırak ilişkisi gelişiyor. Ve Elliot babasının ölümüne de sebep olmuş olan Şer*ket’i [E(vil) Corp] yıkarak küresel kapitalizmi çökertme davasının baş aktörü hâline geliyor.

Sonradan kendisinin röntgencilik, morfin bağımlılığı ve bölünmüş kişilik bozukluğu gibi türlü maraza sahip olduğunu da anlayacağımız, sevdiği-sevmediği, korumaya ya da alt etmeye çalıştığı herkesi “kaynak kodlarındaki en kötü şeyleri görmek için” hack’leyen bu patlak gözlü, apaçi saçlı, boş bakışlı genç adam özdeşleşilecek bir karakter olmaktan ne kadar uzak görünse de, günahıyla-sevabıyla hikâyenin taşıyıcı unsuru, baş/anti kahramanı olarak ilgiyle izleniyor. Dahası, Elliot hikâyenin anlatıcısı olarak biz izleyicilerle doğrudan ilişki de kuruyor; “Merhaba arkadaş!” diye sesleniyor bize, bazen kameraya, yani gözlerimizin içine bakıp “Bunu başından beri biliyordun, değil mi” diyerek bizi olayların bir tanığına ya da suç ortağına dönüştürüyor, hatta “Bunu sen mi tezgâhladın!” diyerek bizi suçluyor ve olayların içine dahil ediyor. Üstelik bunu yaparken bir yandan da sık sık aslında var olmadığımızı (!), sadece onun kafasında var olduğumuzu söyleyip bizim de dengemizi bozmaktan geri durmuyor. Bu karmaşık durum, Elliot’ın kendisiyle ilgili (seyirci için “bağıra bağıra gelen”) bir gerçeği kavramasıyla iyice karmaşık hâle geliyor: Tıpkı Dövüş Kulübü’ndeki Tyler Durden’ın hikâyesinde olduğu gibi, Mr. Robot’un aslında kendisinin alter-egosundan başka bir şey olmadığı gerçeğini…

Bu durumda izleyiciler olarak biz de kendimizi tuhaf bir vaziyette buluyoruz: Etrafındaki dünyayı sağlıklı bir şekilde kavrayamayan, halüsinasyonlar gören, ruh sağlığı bozuk bir karakterin kafasında var ettiği işbirlikçi bir “hayali arkadaş” konumunda izliyoruz Mr. Robot’u. Yine de, bu dizinin günümüz toplumunu betimleyen, yer yer gerçekçi dahi denebilecek bir dizi olduğuna gönül rahatlığıyla inanabiliyoruz. Anlatılan hikâyeyi, dış dünyadaki gerçeklikle ne kadar örtüştüğüne çok da takılmadan, gerçekmiş gibi izleme eğiliminin (kuşkunun askıya alınması) sinema izleme deneyiminin doğasında olduğu malum. Ancak Mr. Robot bağlamında izleyiciyle dizinin dünyası arasındaki ilişki, bu örtük anlaşmadan daha yoğun ve kapsayıcı bir ilişki sanki…

mr_robot_f_societyDördüncü Duvarın Berisindesin Arkadaş

Bilindiği üzere, sinemadaki ‘dördüncü duvar’ kavramı, bir filmin anlatı evreniyle, izleyicilerinin içinde yaşadığı dünyanın birbirinden ayrıldığı önkabulünü inşa eden temel etmendir. Ve aslında izleyicinin filmin içine gömülme arzusuyla kendi gerçekliğini gönüllü bir şekilde askıya almasıyla mümkün olur. Dördüncü duvarın yıkılması da izleyiciye seyrettiği hikâyenin aslında bir kurmaca, bir temsil olduğunu hatırlatan sinemasal trüklerin yarattığı etkilere verilen addır.1 Bu etkinin psikolojik düzlemde şöyle cereyan ettiği söylenir: Seyrettiği öyküye fazlaca gömülmüş olan izleyici, dördüncü duvarın yıkılmasıyla, kendini öyküye teslim etme hâlinden âdeta “uyanacak” ve filmin dünyasına dışarıdan bakacaktır.

Fakat Mr. Robot’ta tekrar tekrar şahit olduğumuz dördüncü duvara yönelik salvolar, izleyiciyi öykü dünyasının dışına itecek bir etkiden ziyade, onu anlatının içine iyice çeken bir etki yaratıyor. Bir bilgisayar oyununun içindeymişiz gibi belki. Açılırken “merhaba arkadaş” diye seslenen dizinin ilerleyen noktalarında da, Elliot pek çok kez kameranın/gözümüzün içine içine konuşuyor. Dizideki referanslar, birkaç ufak tefek değişiklik haricinde, tamamıyla içinde yaşadığımız dünyaya işaret ediyor. Karakterlerin izlediği televizyonlarda gördüğümüz devlet adamlarından, okunan bir dergide fsociety’ye katılmak istediğini duyuran Jessica Alba’ya varıncaya kadar…2 Dizide, dijital mecralar vesilesiyle mümkün olan ya da toplumsallık kazanmış olan Occupy Wall Street, Anonymous, Edward Snowden, Wikileaks, Sony Hack gibi pek çok kişi ve hadise birebir geçiyor. Zaten dizinin anlatısı da bu gerçek hikâyeler üzerine inşa edilmiş. Bazı noktalarda, mesela fsociety’nin manifesto videolarındaki açık Anonymous göndermeleriyle veya isyan sahnelerindeki gerçek eylem görüntüleriyle, bu referanslar o denli barizleşiyor ki, temsil ile gerçekliği ayıran hat esneyip bulanıyor ve izleyicinin zihninde bu ikisi birbirinin içine geçiyor. Dizinin yaratıcısı Sam Esmail de verdiği röportajlarda temsil ile gerçeklik arasındaki bu ilişkiyi güçlendirecek sözlere sıkça yer veriyor. Üstelik röportaj üstüne röportaj vererek dizinin hâlihazırda zengin olan referans âlemine yeni çağrışımlar eklemekte herhangi bir beis de görmüyor.3 Dizinin dış dünyadaki gerçekliğe temas etme çabası, çekim mekânlarına da yansımış. Dizinin yaratıcısı Esmail, maliyetleri arttırmak ve üretim sürecini zorlaştırmak pahasına da olsa, çekimlerin New York’taki gerçek mekânlarda yapılmasını bilhassa önemsemiş. Ayrıca bilgisayar korsanlığı zanaatının teknik detaylarını mümkün olan en gerçekçi şekilde resmetme hususunda da benzer bir hassasiyet gösterilmiş.

Bunların yine de alışıldık numaralar olduğu söylenebilir. O zaman, çok da alışık olmadıklarımıza geçelim. Mesela, önceki bölümlerde belki biraz da tesadüfen ekilen tohumların, senaryoyu modifiye etme yönündeki kıvrak refleksler sayesinde verimli bir mimesis hasadına dönüşmesini sağlayan Ashley Madison meselesi… Hatırlanacağı üzere Ashley Madison adlı çöpçatanlık sitesinin kullanıcı kayıtları bu yazın ortasında anonim bir hacker grubunca sızdırılmış ve bunun neticesinde pek çok kişinin başı eşlerini aldattıklarının anlaşılmasıyla belaya girmişti. Ve Mr. Robot, Ashley Madison skandalından sadece birkaç hafta sonra yayınlanan final bölümünde, bu olayda yakayı ele vermiş bir karakterle karşımıza çıkmıştı. Ayrıca, tam da borsaların çökeceğinin “müjdelendiği” Mr. Robot bölümlerinin yayınlanmasının beklendiği tarihlerde, Çin’deki borsaların sert bir şekilde düşüş yaşaması ve bu durumun etkilerinin dünya borsalarında da hissedilmesi, enteresan bir tesadüf olarak kayda geçmişti. Ve bir de, gerçekten hayret verici, “anti-mimetik” diyebileceğimiz bir hadise var: Şer*ket’in bir yöneticisinin kameralar önünde kendini vurarak büyük bir şok yarattığı final bölümünün yayınlanacağı 26 Ağustos günü, Virginia’da canlı yayında iki kişinin kurşunlanması. Mr. Robot’ta geçen olayla, gerçekte yaşanan trajedinin tamamen tesadüfi paralelliği öylesine çarpıcı bulunmuştu ki, dizinin final bölümünün yayını bir hafta ertelenmişti.

Dizinin dördüncü duvarı nasıl esnettiğine ve kimi zaman içinde yaşadığımız ‘gerçek’ dünyayı da kapsayacak kadar genişlettiğine dair en çarpıcı detaylar bunlar değil üstelik. Dördüncü duvarı esneten şeyin büyük ölçüde, dizinin kendisindeki malzemeden ziyade dijital mecralarda yürütülen ve bakış açımıza göre “propaganda” ya da “pazarlama” diye adlandırabileceğimiz faaliyetler olduğunu düşünüyorum. Dijitalleşmenin damga vurduğu günümüz dünyasında kurmaca anlatıların sınırlarını zorlamanın olanaklarına dair de hayli ilginç tartışmalara kapı açabilecek olan bu etkileşimlerden en ilginç bulduklarımı, kronolojik bir sırayla aktarmak istiyorum.

mr_robot_hacksİçinde Yaşadığın Senin Hikâyendir Arkadaş!

– 20 Mart tarihinde, daha dizinin yayına girmesine aylar varken, Twitter’da kurulmuş olan @WhoisMrRobot hesabından bir video yayınlandı. Bu video, bir bilgisayar ekranında yazılı, Matrix’in açılışındakine benzer bir isyan çağrısıyla açılıyordu. Sonra Mr. Robot yazılı kıyafetler giyen birtakım insanlar Austin sokaklarından geçenlere Mr. Robot denen birine dair haberler içeren bir gazete dağıtıyor, üzerinde “Who is Mr. Robot?” (Mr. Robot Kim?) yazan kartvizitler dağıtıyordu. Sokakla olan bu bağ, dizi yayına girdikten sonra da devam etti; mesela, New York’un çeşitli sokaklarına Mr. Robot graffitileri yapıldı.4

– Bahsi geçen videonun ardından bu Twitter hesabı, toplumdaki eşitsizlik, insanların nasıl uyutulduğu, ödemekle bitmeyen borçlar gibi konularda ‘halkı isyana teşvik ve tahrik eden’ tweet’ler göndermeyi sürdürdü. Sonrasında bu hesaba Instagram, Facebook gibi mecralar da katıldı.

– 27 Mayıs tarihinde, TV yayınının başlamasına daha bir ay varken, dizinin pilot bölümü, Youtube’da ve pek çok Video on Demand sisteminde ücretsiz yayınlanmak üzere, yapımcıları tarafından internete sızdırıldı. Resmi adı ‘eps1.0_hellofriend.mov’ olan bu bölüm, tıpkı takip eden bölümler gibi, Torrent platformları üzerinden video izleyen gençliğe selam çakarak, dosya uzantısını da kapsayacak bir şekilde isimlendirilmişti. Demografik olarak bu grup, dizinin yaratıcısı Esmail’in kendisinin ilham kaynaklarından olduğunu ifade ettiği, Y Kuşağı diye de adlandırılan, dijital teknolojilerde maharetli, kimi zaman narsisizme de kayan bir özgüvene sahip, günümüz koşullarında çoğunun başı borçlarla –bilhassa geri ödenemeyen öğrenim kredisi borçlarıyla– belada olan ve Occupy gibi toplumsal hadiselere –ve tabii Gezi’ye de– beklenmeyen yoğunluktaki katılımlarıyla kendilerinden şaşkınlık ve hayranlıkla sıkça bahsettirmiş genç bir kitleye karşılık geliyordu.

– 25 Haziran tarihinde, Twitter’da #deletemydebt şeklinde (#borcumusildir şeklinde Türkçeleştirilebilecek) bir etiket açıldı ve Twitch.tv adı verilen oyun konsolu üzerinden diziyi izleyenler arasından tweet atan kişilerin toplamda 100 bin dolarlık borcu programın yapımcıları tarafından promosyon olarak kapatıldı. O tarihte twitter’da #deletemydebt etiketi, tahmin edilebileceği üzere coştu. Twitter’daki oyunlar, yarışmalar ve etkileşime teşvik eden içerikler, o tarihten beri (birinci sezonun tamamının yayınlanıp bittiği şu günler de dahil olmak üzere) kesilmeden devam etti.

Mr. Robot’un resmi web sitesinde, diziyi destekleyecek yan anlatı unsurları ve trivia’ların yanı sıra, fsociety maskelerinden tutun da, ‘final bölümünü izlerken içmek için bir kokteyl tavsiyesi’ne kadar bir sürü materyal paylaşıldı. Şu anda da, ‘ikinci sezonda neler görmek istersiniz’ minvalli soruyla izleyici ilgisi canlı tutulmaya devam ediyor.

– Benim şahsi favorim ise, whoismrrobot.com web sitesi. Bu noktada, bahsettiğim web sitesini hâlâ ziyaret etmemiş okurlara ikinci bir sürprizbozan uyarısı yapmayı bir borç biliyorum. Bunu dert etmeyenlerle ya da web sitesini daha önce görmüş olanlarla devam edelim: Bu siteyi ziyaret ettiğinizde, siz de fsociety’ye katılabiliyorsunuz. Kâh Facebook profilinizle zenginleşen arttırılmış gerçeklik numaralarıyla, kâh hacker olma kursu/sınavı tadındaki çeşitli oyunlarıyla dizinin dünyasının içinde olduğunuzu rahatlıkla hissedebilirsiniz. 

Anti-kapitalist Tahayyül

Mr. Robot, ‘Demokrasimizi Hack’lediler’ mottosu etrafında atarlı bir dünya kuruyor. İnsanları tutsak eden borç bataklarına veryansın ediyor. Gösterişçi tüketim kültürüne kahrediyor. Hatta âdeta kutsallık mertebesinde itibar gören kimi figürlere ve mitlere dahi dil uzatıyor. Mesela Steve Jobs için “çocuk işçilerin sırtından zengin olan bir adam” diyerek… Ya da ‘Amerikan Rüyası’nı, “Cola ile Pepsi arasında bir seçim yapmaya denk bir özgürlük” diye betimleyerek. Topluma kâh nanik yapıyor, kâh s.ktir çekiyor (bkz. fsociety). Ve toplumun yüzde 99,99’unu, yani yüzde 1’in yüzde 1’inin dışında kalan herkesi, “kendini dünyanın efendisi sanarak kâr uğruna yoksullara, çevreye ve masum insanlara zulmeden şirket ve devletlere karşı” gözlerini açmaya davet ediyor.

Mesela, Vimeo’ya yüklenmiş bir çuvallama videosunun bir köşesinde aslında kim olduğunu arayan bir genç adamın öyküsünü anlatıyor. Bu videoyu yakınlaştırıp baktığında fark ettiği bir detayla da bu soruya dair en azından sağlam bir ipucu yakalayan bir adamın… Yani, kendine dair gerçekliği birilerinin internete tesadüfen yüklediği videolarda kovalayan ve yakalayan bir kahramanın öyküsü Mr. Robot’ta anlatılan. Her ‘yer’den çok ‘internet ortamları’nda takılan, muhabbeti, kavgayı, paylaşımı, mücadeleyi, suçu, cezayı ve belli ki devrimi de bu mecralarda kovalayan bir kuşağın da öyküsü bu aynı zamanda.

Bu kuşağın pop ikonlarına selam çakmaktan gocunmayan, aksine bu referansları birer madalya gibi taşıyan bu yapım5, kadrajın ters köşesinde bırakılmış bakış boşlukları, sıra dışı kamera açıları, karakterleri kadrajın köşesine sıkıştıran kompozisyonlar gibi estetik tercihleri6, hayli sürükleyici anlatısı ve sinema hissiyatıyla, selam çaktığı o kült filmlerle birlikte anılmaya şimdiden aday. Aynı anda bir psikolojik gerilim, bir aile dramı, romantik bir büyüme öyküsü, sevmek ve kaybetmek üzerine bir anlatı olmayı beceren ve yer yer ajitasyona varacak kadar keskin bir politik eleştiri içeren Mr. Robot, gelecek Haziran’ı iple çekmek için iyi bir sebep. Zira, anti-kapitalist tahayyülün izleyici rekorları kıran bir TV dizisinde kendine yer bulduğuna şahit olmak her halükârda güzel. fsociety’nin “ergen mi, yoksa aşkın mı olduğuna tam da karar verilemeyen idealizmi”7 de insanda sahiden en azından “takipte kalma” arzusu uyandırıyor.

Halk İçin Hack” diyenlere (de) saygılar sunarak…

Notlar
1 Mr. Robot dizisini bu kavrama dair karşılaştırmalı saptamalar yaparak ele alan ve bu yazıdaki kimi tespitlere de ilham veren bir incelemeye şuradan ulaşılabilir: <goo.gl/cU5JUH>.
2 Bu arada, dizinin son bölümünde, Ali Babacan’ın da kendisine ufak da olsa bir yer bulmuş olduğunu not etmeli.
3 Mesela, kendisi de Mısırlı olan Esmail’in, bu diziyi yazarken Arap Baharı’nda dünyayı daha güzel bir yer haline getirmek için mücadele veren Tahrir’deki kuzenlerinden de ilham aldığını ifade etmesi: <goo.gl/eDKfTh>.
4 Bu graffitilere dair minik bir derlemeye dizinin resmî sitesindeki şu bağlantıdan ulaşılabiliyor: <goo.gl/6Hs7yP>.
5 Bu durumun belki de en açık ama etkileyici örneği, dokuzuncu bölümün, Dövüş Kulübü’yle özdeşleşen ‘Where’s My Mind’ şarkısının akustik bir versiyonuyla kapanması belki de.
6 Barış Özcan’ın bu başlıkta yaptığı keyifli ve aydınlatıcı videolu anlatıma şuradan ulaşılabilir: <goo.gl/ZrLvPx>
7 Mevzubahis değerlendirmenin de yer aldığı Andy Greenwald yazısına şuradan ulaşılabilir: <goo.gl/zAmFGt>

 

 

Paylaş