Öldürme Üzerine Kısa Bir Film

Paylaş

oldurme-uzerine-kisa-bir-filmYaz sayımızda geniş bir dosyayla ele aldığımız Kieslowski sinemasının en önemli parçalarından Öldürme Üzerine Kısa Bir Film idam cezasını sorgulayan, öldürme eyleminin birey yahut da devlet tarafından gerçekleştirildiğinde farklı ahlaki düzlemlerde ele alınıp alınamayacağı üzerine düşünen bir klasik.

Fırat Yücel 

Öldürme Üzerine Kısa Bir Film’de (Krótki Film o Zabijaniu, 1988) iki katil var: İlki taşradan Varşova’ya gelmiş yirmi bir yaşında bir genç olan Jacek, ikincisi ise adalet sisteminin kendisi. Jacek, bir taksiciyi öldürür. Adalet ise Jacek’i. Bu iki öldürme eylemi arasındaki fark Kieslowski’ye göre temsiliyet ilişkisinde yatar: “Bu ülkede birisi, bir başkasının boynuna ip geçirip ayağının altındaki tabureye tekme atarsa bunu benim adıma da yapıyor demektir.”

Jacek’in eylemi duygusal ve rastlantısaldır. Devletin eylemi ise ölüm cezasının “ıslah edici” olduğu argümanına, yani bir mantığa dayanır. Kieslowski, bu devlet tezine Marx’la cevap verir filmde. Avukat adayı Piotr, mülakatında, ölüm cezası karşıtı söylemini Marx’ın ‘Ölüm Cezası’ makalesinden bir alıntıyla destekleyecektir: “Kabil’den beri dünyada, cezanın caydırıcı ya da ıslah edici olduğunu gösteren bir kanıt yoktur.” Bu aynı zamanda iktidardaki Komünist Parti’ye kendi kutsalıyla verilen bir cevap gibidir.

Filmin mahkeme, cezaevi ve infaz odasında geçen bölümleri, ölüm cezasının cellatların yüceltilmesi olduğunu öne süren Marx’ın yazısında geçen “korkunç düzenlilik” ifadesini akla getirir: Celladın cezaevine gelişi, alet edevatını hazırlaması ve infazın gerçekleştirilmesi tüm ayrıntılarıyla perdeye yansır. Jacek’in cinayeti ise devlet infazının tam aksi biçimde, karanın karası bir komedi üslubuyla aktarılır: Jacek, hata üstüne hata yapar, taksiciyi bir türlü öldüremez. Devletin infaz eylemindeyse hataya yer yoktur, infaz rahibinden, suçlunun ölümünü teyit eden doktora kadar herkesin rolü bellidir. Jacek, kendisini kabul etmediğini düşündüğü topluma yönelik hınçla işler cinayeti, devlet ise soğukkanlılık ve duygusuzlukla.

Kısacası Öldürme Üzerine’de bir tarafta rastlantılar ve hatalarla örülü metafizik Kieslowski dünyası vardır, diğer taraftaysa “korkunç bir düzenlilikle” işleyen bir ölüm makinesi. Kieslowski, Marx’ın tarafında konumlanarak, suç işleyen insanı değil, cellatların cebini para ve kelleyle dolduran ceza doktrinini yargılar. Üstelik, Marx’ın iddia ettiği üzere, iyi niyetli bireylerin çabalarının, düzen değişmediği sürece bir işe yaramayacağı yönünde bir bakış da vardır filmde: Avukat Piotr’ın Jacek’in mahkemesinde yaptığı savunma gösterilmez bize, sadece idam kararının okunmasını izleriz! Onun Jacek’in avukatı olmasıyla sonuçlanan rastlantılar silsilesinin de yaşamsal bir anlamı yoktur. Piotr değil de başka bir avukat olsa, yine aynı karar çıkacaktır: Konu, devletin katı kurumları içinde muhalefet olduğunda Kieslowski sahiden de deterministtir. Öyle ki yargıcın kararını değiştirme ihtimaline Piotr’ın kendisi de inanmaz ama cinayeti işlediği gün Jacek’le aynı kafede olduğunu öğrendiği zaman “o gün belki bir şeyleri değiştirebilirdim” der. Yani sıradan karşılaşmalarda insanların hayatını değiştirmek için yapılabilecekler, yasalara tabi avukatlık mesleği aracılığıyla yapılabileceklerden daha fazla gibi görünür filmin dünyasında.

Filmin adalet kurumu ve avukatlık konusundaki determinist yaklaşımının ardında düzen değişimine duyulan yoğun bir ihtiyacın olduğu da açıktır. Kieslowski’nin eski bir avukat olan Krzysztof Piesiewicz’le birlikte kaleme aldığı bu senaryo, ülkenin geçirdiği siyasi değişim döneminde yeni hükümetlere yönelik bir çeşit tavsiye metni olarak da görülebilir. (1989 seçimleri Dayanışma’nın zaferiyle sonuçlanacak ve Polonya’da gerçekleştirilen son idamın tarihi filmin tarihiyle aynı kalacaktır; 1988.)

Jacek, üst geçitten geçerken bir taş bulur. Taşı aşağıya, araçların geçtiği yola düşecek biçimde bırakır. O taş, Kieslowski sinemasında rastlantılarla bir araya gelen ya da birbirinden kopan insanlardan herhangi birine zarar verebilir. Devlet ise hedef alır ve öldürür ve öldürür ve daha fazlasını öldürür. Öldürme Üzerine, devletin ölüm cezası ve yargısız infaz yetkileriyle donatılmasının Jacek’in o tekil eylemiyle kıyaslanamayacak sistematik bir katliam anlamına geldiğini söyler. Cellatların cebini dolduran kanunlar, sadece Jacek gibi katilleri öldürmez çünkü, masumları da öldürür ve “rastlantı”ya bakın ki, muhalifleri de.

Paylaş