Prenses Kaguya Masalı

Paylaş
kaguya

Stüdyo Ghibli’nin kurucularından 78 yaşındaki yönetmen ve senarist Isao Takahata, Prenses Kaguya Masalı‘nda geleneksel bir öyküyü Japonya’ya özgü bir dille sinemaya aktarıyor.

Onuncu yüzyıldan kalma bir Japon peri masalı, ülkenin yazılmış en eski mensur yapıtı olan ‘Bambu Kesicinin Öyküsü’, zaman içindeki yolculuğuna bir Stüdyo Ghibli animasyonuyla devam ediyor. Kuşaklar boyu sayısız anlatıcının imbiğinden süzülüp arınan anlatı, sadeliğinde muazzam bir güç barındıran fırça darbeleriyle yeni bir hayat buluyor.

Bir bambu filizinin içinde ufacık bir prenses keşfeden köylünün ama ondan da çok, dünyada kendine bir yer bulmak isteyen ay prensesi Kaguya’nın öyküsünü anlatan film, Ghibli’nin kurucularından 78 yaşındaki yönetmen ve senarist Isao Takahata’nın 14 yıllık çalışmasının ürünü. Savaş karşıtlığını yalın, dolambaçsız bir dille savunan Ateşböceklerinin Mezarı ile tanınan Takahata’nın, Miyazaki ustanın sosyal sorumluluk bilincinin oluşmasında çok önemli bir etkiye sahip olduğu söyleniyor. Ghibli ekolünden söz etmek mümkünse eğer, stüdyonun ayırt edici imzasının oluşmasında Miyazaki kadar Takahata’nın da parmağı olduğu şüphe götürmez. Prenses Kaguya Masalı da işte bu imzayı taşıyor. Mutlu bir melankoliyi, kişinin doğayla bir olması anlayışını ve her şeye rağmen dünyaya duyulan sevgiyi barındıran bir Ghibli filmi bu.

Elle yapılmış animasyonun lezzeti, naif suluboya çizgilerinin malzemeyi hissettirişinde; insan, hayvan ve bitkilerin ama aynı zamanda ejderhaya dönüşen bulutlar gibi doğaüstü öğelerin de çizgilerle konuşuyor olmasında yatıyor. Prenses Kaguya’nın geniş ve derin duygu dünyası, karakterin bebeklikten çocukluğa ve gençliğe hızlıca geçişinde mükemmelen resmedilmiş. Takahata’nın dışavurumcu tarzının zirveye ulaştığı yer ise, Kaguya’nın isim şöleninde, kendini bir mahkeme karşısında yapayalnız hissedip, doğduğu kırlara doğru var gücüyle koştuğu sekans olsa gerek. Kaguya öyle hızlı koşuyor ki sonunda kendisine giydirilmiş olan tüm giysilerden sıyrılıp arka planla bir oluyor. Kaguya’dan ve dünyadan geriye yalnızca fırça darbeleri kalıyor.

Yaş dönümü eşiklerini bir bir atlayan Kaguya, ait olduğu peri masalının bin yıllık tarihi kadar eski toplumsal beklentileri karşılamakta zorlanıyor. Âdet döngüsüne giren bu ay prensesi evlenme ve böylece toplumsal kabul görme baskısı altında dünyaya olan sevgisini bir anlığına unutuyor ve geldiği yere, aya dönmeyi diliyor. Film, masalın kuşaklar arasındaki sevgi ve çatışmayı temel alan gerilimlerinden de başarıyla faydalanıyor. Baba “kızının iyiliği için” Kaguya’nın toplumda en yüksek mertebelere ulaşmasını, bir prenses gibi kabul görmesini sağlamaya çalışırken, Kaguya kendisini yetiştiren anne ve babanın istekleri ile kendi özgür ruhunun arzuları arasında gidip geliyor.

Kaguya’nın ilk âdet sancısı (kendisine bir ad verilmesini ancak bu eşiği aştıktan sonra hak eder hâle geliyor Kaguya) kadının gelenekle ilişkisinin sancılı olduğu tüm toplumlara dair bir öykü izlemekte olduğumuzu hissettiriyor. Kadınlığa geçiş, kendi isteklerini mi yoksa dünyanın senden beklentilerini mi daha çok önemsediğine her gün yeniden karar vermen gereken ikircikli bir iç yaşantıya geçiş anlamına geliyor.

Bir anlatının ömrünün bin yıllarla ifade edilmesinin, anlatıcının yaşam süresiyle, kültürüyle ve kimliğiyle sınırlanmamasının sırrı bu iddiasız evrensellikte yatıyor olsa gerek. Kaynağı Japon folkloruna dayanan bu evrensel öyküyü Japonya’ya özgü bir dille aktarıyor Takahata. Ukiyo-e (geçici dünyanın resimleri) tekniğiyle yapılmış, ‘Bambu Kesicinin Öyküsü’nü anlatan 17. yüzyıla ait bir ruloyu bazı sahnelerde bire bir taklit eden filmi beyazperdede izleme fırsatı kaçırılmamalı.

Paylaş