Press

Paylaş

pressÖzgür Gündem’in kapatılmasıyla yeniden gündeme gelen Sedat Yılmaz imzalı Press, 2011 yılında İstanbul Film Festivali’nde yarışmış ve Jüri Özel Ödülü dahil üç ödül kazanmıştı. Özgür Gündem’in 90’lardan bugüne maruz kaldığı baskıları güçlü bir dil ve ince bir mizahla anlatan Press‘i Övgü Gökçe 100. sayımız için kaleme almıştı.

Sedat Yılmaz’ın ilk filmi Press, Türkiye’nin devam eden en önemli siyasal meselesi olan Kürt sorununun, başlangıcından bu yana, belki de en sarsıcı sonuçlara mal olmuş dönemini anlatıyor. Özgür Gündem gazetesinin sayısız baskı, çok sayıda kapatma ve gazeteci cinayetleriyle gölgelenen tarihini Diyarbakır bürosu ve çalışanlarının 90’ların başındaki deneyimi üzerinden aktaran film, farklı yaklaşımlarla ele alınmaya müsait esnek bir anlatıma sahip. Press’i, tarihsel ve toplumsal bağlamı mümkün olduğunca dikkatli bir biçimde çizilmiş bir tür polisiye ya da gündelik hayatla siyasetin alışverişi üzerine kurulu bir politik mücadele filmi olarak görmek ya da 90’lardan bugüne farklı isimlerle ve farklı kadrolarla yaşamaya devam eden bir gazetenin bir dönemini kayıt altına alan toplumsal gerçekçi bir öykü olarak değerlendirmek mümkün. Ve belki de en önemlisi, filmin karakterlerini ve hikâyesini ele alırken, gündelik hayatla siyaseti, mesleki sıkıntılarla insani ilişkileri, ölüm ve acıyla mizahı bir arada ele alma konusunda gösterdiği beceri. Müthiş zor koşullar altında, sürekli hayati tehlikeyle karşı karşıya, toplumu bilgilendirmeyi esas alan bir gazetecilik deneyimini inceleyen Press, Kürt meselesinin bugüne kadar farklı ve birbirine karşıt argümanlar çerçevesinde gelişen resmini tek boyutlu bir söylem benimseyerek değil, kendi içinde problemler de barındıran bir tartışma ve deneyim alanı olarak canlandırmaya çalışıyor. Nitekim, gazeteciliği deyim yerindeyse çekirdekten öğrenmeye başlayan genç bir çırağın gözünden, hem gazetecilik teknolojilerinin, hem basın ahlakının, hem insan ilişkilerinin, hem sokağın ve siyasetin, hem de baskı ve direniş stratejilerinin karmaşık ama anlaşılır yapısını tartışmaya açan film, bize bu meseleyi anlamlandırmak ve barış yolunda düşünmek için önemli bir malzeme sunuyor.

Press’le bu yılki festivalin en çok önemsenen filmlerinden birini gerçekleştiren yönetmen Sedat Yılmaz, ödül töreninde “Bu ülkenin sokaklarına barış gelebilmesi için yeni bir dil gerekli. Kürtlerin yaşadıklarını anlatma çabasındayım,” derken bir anlamda hem filmini, hem de bu alanda son birkaç yılda hızla gelişen ve Kürt sinemacılarının başını çektiği kısa film, belgesel ve uzun metrajlı film üretimini açıklayan bir ifadeyi dile getirmiş oluyordu. Nasıl Özgür Gündem gazetesinin ve çalışanlarının deneyimleri, sayısız hak ihlallerine, sivil ve askerî kayıplara sebep olan on yıllara yayılmış bir süreci tek başına anlatmaya yetmeyecekse, Press de Kürt meselesinin tarih içinde toplumsal alanda yol açtığı tahribatı tek başına temsil etmeye elbette yetmeyecek. Ancak filmin, tıpkı yönetmenin derdini dile getirirken söylediği gibi, Kürtlerle birlikte onların deneyimlerini de görmezden gelen ve yok sayan bir tarihin dilini parçalayarak, barış imkânı için mücadele etmeye devam edenlerin kurmaya çabaladığı dile önemli bir katkı sağladığını teslim etmek gerek. Hiç şüphe yok ki, önümüzdeki dönemde bu dilin zenginleşmeye devam ettiğini hep birlikte ve heyecanla izleyeceğiz. Çünkü daha anlatılacak çok hikâye ve açılmayı bekleyen çok kara kutu var.

Paylaş