RoboCop: Yarı İnsan Yarı Kapital

Paylaş

robocopEnis Köstepen

174 Numaralı Otobüs adlı belgeseliyle dikkat çeken, ardından da kendisine 2008’de Berlin’de Altın Ayı kazandıran Özel Tim ile dünya çapında tanınırlığa ulaşan José Padilha, RoboCop’un uzun zamandır beklenen yeniden yapımıyla karşımızda. 2014 model RoboCop’u, haliyle Paul Verhoeven’in RoboCop’uyla karşılaştırmadan düşünmek zor.

İki filmi farklı alanlarda karşılaştırmak mümkün. Mesela 1987’de Murphy’nin devriye eşi beyaz bir kadınken, 2014’teki devriye eşi siyah bir erkeğe dönmüş. 1987’de Murphy’nin ölümü bildirilince kenti terk edip yeni bir hayat kurduğunu öğrendiğimiz karısı, 2014’te hikâyenin göbeğinde, ana karakterlerden biri. Fakat kadınların hikâyedeki rolü açısından baktığımızda 1987 yapımında ana kahramanın yanında yer alan ve etkin bir karakter olan kadın, 2014 yapımında kurbanın ağlamaklı karısına dönüşmüş. Daha geniş yer kaplayan ‘ev’ temasına paralel olarak, 1987 yapımında kol kola giden şiddet ve cinsel arzu, 2014 yapımında çok daha evcilleştirilmiş durumda. RoboCop 1987, ‘R’ yani 17 yaşın altındaki çocukların ebeveynleriyle gelmesini şart koşan derecelendirmeyi almak için defalarca MPAA’ye başvuru yapmak zorunda kalmışken, yeni film ‘PG 13’ (13 yaş altı için uygun olmayabilir) ile sınırlandırılmış. Yani yeni film, orijinaliyle kıyaslandığında neredeyse bir aile filmi sterilliğine sahip. Paul Verhoeven’in tercih ettiği yer yer sadizm de içeren uzun grafik şiddet planları –Murphy’nin kurşuna dizilişi, toksik atıklar yüzünden eriyen çete üyesi vs.– yeni yapımda yok. Kadın kahramanın evcilleştirilmesini de, grafik şiddetin törpülenmesini de ABD’de değişen seyirci profiliyle açıklamak mümkün olabilir. Bu tür Hollywood gişe filmlerinin öncelikle genç beyaz erkekler için tasarlandığı düşünülürse, bu kitlenin filme erişimini kısıtlayabilecek derecelendirmeler ya da onların seyir zevkini baltalayabilecek kadın karakterlerden sakınılmış olduğunu düşünmek mümkün.

Sermayeden Küresel Siyasete
Bilimkurgu türü açısından baktığımızda iki RoboCop arasında biraz daha verimli bir karşılaştırma noktası buluyoruz: Hayal edilen ekonomik ve siyasal dünyayla ana kahramanın bu dünyanın içinde nerede durduğu. Sadece seyirci için ikna edici yeni bir dünya kurmakla mesul olan bilimkurgular için değil, seyircinin aşina olmadığı ekonomik dünyaları anlatan Wall Street filmlerinde ya da türlü dolapların döndüğü gangster filmlerinde, anlatılar kendilerini mümkün kılan siyasi ve ekonomik koşulları tarif etmekten çekinmezler. Devletin güvenlik ve yargı enstrümanlarının işleyişi, piyasa mekanizmasının hangi kurallarının geçerli, hangilerinin geçersiz olduğuna dair bilgiler ve ipuçları anlatılarda mevcuttur. Bu yüzden 1987 ve 2014 RoboCop’larını karşılaştırmak için, öncelikli olarak iki filmde RoboCop’un nasıl dünyalarda yaratıldığına bakmak lazım.

1987’de RoboCop’un varlığı, kapitalist mantığın temsilcisi OCP şirketi için sadece bir ürün geliştirme sorununa verilmiş bir cevaptı. 1987’nin sorunları ekonominin alanından türüyordu. Üretilen ilk prototip saf robot güvenilmezdi. Onun yerine, yarı robot bir polis gereken yeniliği sağlayıvermişti. Fakat bu seçim OCP’nin şehir güvenliği için tasarlanan saf robotları, seri üretime sokup orduya satma hedefini sekteye uğratıyordu. Bu yüzden de filmdeki iktidar çatışması, şirket içinde saf robot projesine oynayan yaşlı başkan yardımcısıyla yarı robotu geliştiren genç hırslı yönetici arasında cereyan ediyordu. 1987’de hikâyenin yan olaylarından olan ve finale doğru hapishanelerin boşalıp Detroit’in vandallara teslim edilmesine sebep olan polis teşkilatı grevi ise 2014’te hikâyeden çıkıvermiş. 1987’de birkaç kere dile getirilen “en iyi para çalma yolu, özgür girişimdir” repliği ve şirket yönetiminin tepesiyle suç örgütünün tepesini birbirine göbekten bağlayan hikâye yapısı da 2014’te silinmiş. Paul Verhoeven’in 1987 model RoboCop’u, zamanında tüketim kültürüne, kapitalist girişimin ahlaki sınır tanımazlığına dair bir hiciv olarak okunmuştu. Soğuk savaş sonrasında, 11 Eylül saldırısı, Irak ve Afganistan işgalleriyle şekillenen küresel düzenin RoboCop’u ise kendini siyasi-hukuki alanın sorunlarının parçası olarak buluyor. Bu yeni RoboCop’ta hedef, ABD’nin işgal ettiği kentlerde –filmde izlediğimiz örnek Tahran– halihazırda kullanılmakta olan saf robotları eve, yani ABD’ye getirmek. Fakat ABD halkı, suçlu yurttaşlarını infaz etme hakkını bir robota teslim etmek istemiyor. Bunu engelleyen de bir yasa mevcut. Orijinal filmdeki şirket içi çatışmanın yerine, bir tür ulusal siyasi çatışma gelmiş. Kolonilerden metropole doğru gitmesi gerekirken tıkanmış bir iktidar aracı trafiğinden bahsediyoruz 2014 yapımında. Saf robotları ABD kentlerine getirme tartışmasının, yönetmenin de röportajlarında söylediği gibi, Barack Obama’yı oldukça terleten, Pakistan’da sivil ölümlere sebep olan insansız hava araçları (drone) tartışmasının metaforu olduğunu hatırlamakta fayda var. Şirketin derdi, ordu pazarında çok satan bir ürününü ‘kent güvenliği’ pazarına sokabilmek ve buna engel olan yasayı ve kamuoyu algısını bükmenin yolunu bulmak. RoboCop’un tasarımında yer alan insana ait organlar, işte bu bükmeyi mümkün kılıyor. RoboCop, kamuoyuna hayata döndürülen Murphy’nin ikinci yaşamı olarak tanıtılıyor. Ölümden dönen Murphy protezleriyle daha hızlı, daha iyi bir keskin nişancı ve zırhlı. 1987’den 2014’e, ana eksenin sermaye ve ekonomiden siyasi-hukuki alana kaymış olduğuna bir örnek de suçun iktidarla olan ilişkisi. Orijinal film suç örgütüyle şirketin bağlantısını görürken, yeniden yapımda suç örgütü polis teşkilatının içine sızmış durumda. Yani burada da yozlaşmanın ağırlığı siyasi alana kaymış.

RoboCop’un Değişen Kimliği
RoboCop’un yaratıldığı dünyanın tarif edilme biçimindeki bu değişim, ikinci verimli karşılaştırma alanı olan, RoboCop’un nasıl bir karakter olarak kurulduğuyla ve yolculuğundaki değişimle de ilişkili. Orijinal filmde Murphy, bir insan olarak tıbben ölümü onaylandıktan sonra, bir insan kafası –dolayısıyla insan yüzü, beyni ve hafızası– taşıyan bir robot olarak dönüyor. Kurtarılan tek kolu bile ürün tasarımcıları tarafından robot kolla değiştiriliyor. RoboCop’un önce hafızasından parçaları, daha sonra da o parçalarla yola çıktığı intikam süreci ve kimliğini bulma arayışı takip ediliyor. Finalde, şirketin CEO’su ismini sorduğu zaman RoboCop’un ilk defa “Murphy” dediğini hatırlayalım. Kısacası orijinal filmde anlatılan, Murphy’nin, ölümünün ardından önce RoboCop’a oradan da protez-Murphy’ye dönüşümü.

2014 yapımında, robotları ülkelerinde istemeyen ABD kamuoyunun vicdanının, evcil-mahrem yansıması olarak, Murphy’nin karısı ve oğlu hikâyenin göbeğinde. Orijinal filmde bir tür hatırayla hayalet arasında gidip gelen eş ve çocuk, yeniden yapımda ana karakterlerden biri. Yeni RoboCop’ta Murphy tıbben ölmüyor, hayata döndürülmesi için tek teknolojik fırsat olan robotlaştırma ameliyatı için karısından izin alınıyor. Yeni hikâye esasında orijinal filmin bittiği yeri başlangıç olarak alıyor. Önce Murphy’nin protez-Murphy’ye dönüşmesini izliyoruz. Ama protez-Murphy kolonilerdeki robotların verimliliğine ulaşamadığı ve duyguları enjekte edilen her türlü kimyasala rağmen hareketlerine yön verdiği için şirket onu daha fazla robotlaştırmak istiyor. Yaratıcısı olan bilim insanı ve eşi, onun Murphy’ye ait olan yanlarını korumak için şirkete karşı mücadele ediyorlar. Şirket içindeki iktidar savaşı, insaniyeti korumak isteyen bilim insanıyla saf robotun verimliliği peşindeki yönetim arasında cereyan ediyor.

Yeni filmde ayrıca, RoboCop’un bir ürün olarak Çin’deki fabrikadan çıkıp, testleri geçip, Detroit sokaklarında kabul görmesi, uzun bir ürün tasarım süreci olarak anlatılıyor. Filmin finalindeyse sokaklarda dolaşmaya devam edecek ne bir RoboCop ne de bir protez-Muphy var. Üzerinde çalışılması gereken, özellikleri bilinmeyen bir şey var: Bir türlü tamamlanamayan, geriye kalan duygusal yaşamıyla protezleri; anılarıyla kodlandığı görevler arasında bir uzlaşma yaratamayan bir şey… Ne şirketin hayal ettiği ürün, ne ailenin özlediği eş/baba, ne bilim insanının bilgi üretebildiği bir canlı var. 2014’te RoboCop çok daha muğlak, esnek, plastik bir şeye dönüşmüş durumda. Belki de, José Padilha bu yarım ve tanımlanamaz karakteri kurmak için 1987’nin hicivli tonundan biraz daha ciddi bir tona geçmeyi seçmiş. Ama bu belirsizliği, muhtemel bir devam filminde sürdürüp sürdüremeyeceği büyük bir soru işareti. Kim bilir, belki de RoboCop’un da Batman gibi kimlik krizindeki bir kahramana dönüşmesini izleyeceğiz.

ADI GEÇEN FİLMLER

174 Numaralı Otobüs (Ônibus 174, 2002)

Özel Tim (Tropa de Elite, 2007)

RoboCop (1987)

Paylaş