Sergey Loznitsa’nın Meydan’ı

Paylaş
Maidan

!f İstanbul’un programının dikkat çekici belgeselleri arasında yer alan Meydan‘da Sergey Loznitsa, Ukrayna’daki olayların ilk günlerinden itibaren Bağımsızlık Meydanı’nda konuşlanan kamerasıyla direnişin gündelik detaylarının kaydını tutuyor. 

Berke Göl

Tüm dünyayı saran kitlesel isyanların bir ayağı da 2013 yılının Kasım ayında, Gezi Direnişi’nin hemen ertesinde, kuşkusuz bambaşka bir tarihsel ve siyasi bağlamda, Ukrayna’da gerçekleşmişti. Avrupa Birliği’yle bütünleşme konusunda ayak direyen hükümetin politikalarından memnuniyetsiz kitleler başkent Kiev’in Bağımsızlık Meydanı’nda (Maïdan Nezalezhnosti) toplanmış, emniyet güçlerinin saldırıları sonucu gösteriler haftalar sürecek bir işgale dönüşmüş, olaylar 21 Şubat 2014’te şiddetli bir çatışmanın ardından sona ermişti. Esas ününü ilk iki kurmaca filmi Mutluluğum ve Sislerin İçinde ile kazansa da aslen yirmi yıllık bir belgesel kariyerine sahip olan Sergey Loznitsa’nın olayların ilk günlerinden itibaren Maïdan’a konuşlanan kamerasıyla aktardığı direnişin belgeseli, benzersiz bir tanıklık vaat ediyor.

Meydan, Ukrayna Milli Marşı’nı okuyan kalabalık bir kitlenin görüntüsüyle açılıyor. İzleyiciye yüzlerdeki duyguları tek tek inceleme fırsatı sunan bu sabit plan, filmin sabır gerektiren bir seyir deneyimi sunacağını en baştan belli ediyor. Loznitsa’nın film boyunca birkaç kritik sahne dışında hiç hareket ettirmediği kamerası, uzun sabit planlarla direnişin gündelik, alelade detaylarını kaydetmekle yetiniyor. İşgal edilerek yatakhaneye, yemekhaneye dönüştürülmüş salonlarda ya da her gün yürünen yollara kurulmuş barikatlar arasında maskeleri ve bayraklarıyla gezinen insanların tavırlarındaki alışmışlık, direnişin olağanüstüyü bir anda olağanlaştırma gücünü hatırlatıyor. Konuşan kafaların, uzman görüşlerinin, olayların arka planını dikte eden bir üst sesin yokluğunda filmin anlatıcılığını, kitleleri birleştiren sloganlar ve eylemlerde sahneden yapılan propaganda konuşmaları üstleniyor. Loznitsa sadece birkaç noktada, gerekli gördüğü sayısal ve tarihî bilgileri veren arayazılara başvuruyor. Filmin yarısına doğru ise direnişin rutini, yerini yavaş yavaş yükselen bir gerilime bırakıyor. Göstericilerle polis arasındaki şiddetli çatışmaları takip eden kamera, yer yer dehşet verici anlara tanıklık ediyor. Öldürülen direnişçilerin cenaze töreni görüntülerinin ardından film, olaylarda yüzden fazla insanın öldüğünü ve Başkan Yanukovych’in 22 Şubat 2014’te ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını belirterek sona eriyor.

Kuşkusuz politik bağlamıyla, kitlelerin ortaya koyduğu siyasal taleplerle, başvurulan direniş yöntemleriyle ve alınan somut sonuçlarla, her toplumsal hareket gibi Euromaïdan’ın da kendine özgü özellikleri var. Ancak yine de Meydan’ın pek çok ânında Gezi Direnişi’ni anmamak elde değil: Elden ele barikatlara taşınan kaldırım taşları, gösteriler sırasında polisin ilk hedeflerinden birinin gazeteciler olması, katledilen direnişçilerin cenazelerinde atılan sloganlar, ister istemez direnişin küreselliğini düşürüyor zihinlere.

Öte yandan, filmin ilginç bir çelişkisi de var. Kameranın olayların tam kalbine yerleşmiş olması, tüm etkileyiciliğine rağmen yer yer bir dezavantaj da teşkil ediyor. Yönetmenin olaylarla arasına mesafe koy(a)maması, sadece direnişin ideolojik karmaşıklığını toptan benimser gibi görünmesine değil, aynı zamanda soğukkanlı bir analize olanak tanımamasına da sebep oluyor. Bu durum, özellikle ulusal ve dinsel simgelerin öne çıktığı konuşmalarda ve uzun, hamasi tiratlarda göze batıyor. Bu anlamda olayları mümkün mertebe yorumsuz aktarır görünen Meydan’ın bazen tam tersi bir etki yarattığını ve sessizliğinin ironik bir biçimde filme slogancı bir hava kattığını söylemek mümkün.

Paylaş