Spring Breakers: Bahar Tatilinin Ruhaniyeti

Paylaş

bahar_tatili_harmony_korineHarmony Korine, son filmi Bahar Tatili‘nde (Spring Breakers), muhafazakâr bir bakışın ruhaniyet atfetmeyeceği, hatta bir hayli aptal ve dejenere bularak insanlığın sonuna işaret ettiğini söyleyebileceği bir jenerasyona, onlarla birlikte, o ânın içinde olma hissini tahayyül ederek cüretkâr bir şekilde bakıyor. 2013’ün ‘En İyi Filmleri’ listelerinde sık sık kendine yer bulan bu Harmony Korine tuhaflığını, Can Eskinazi’nin Mart sayımızda kaleme aldığı yazıyla hatırlayalım istedik.

CAN ESKİNAZİ

Harmony Korine’in Bahar Tatili Skrillex’in bir parçasına plajda çılgın partileme görüntülerinden kurgulanmış bir sekansla açıldıktan hemen sonra, boş kampüs görüntüleri eşliğinde, paraları olmadığı için tatilde okulda kalmak zorunda kalmış dört kızın dünyasına giriyor. Kızlar ot içiyorlar, yurtların koridorlarında sıkıntıdan koşup kendi çaplarında eğlenmeye çalışıyorlar. İlk bakışta sıradan Amerikan gençleri gibi eğlence peşinde olarak görülebilecek bu kızlar, Korine’in dünyasında başkalaşıp, büyüyorlar: Hepsinin ruhları sanki bedenlerinden daha büyük, o sıradan kampüse sığamayacaklar, az sonra kontrol edilemez bir şekilde o gerçeklikten taşacak, kendi kaderlerinin peşinde bir maceraya atılacaklar.

Kızlar bir restoran soyup Florida’ya tatile gidiyorlar, çılgınca eğleniyor ve tutuklanıyorlar. Tanımadıkları bir gangster, Alien, kefaletlerini ödeyip, onları yanında tutmaya çalışıyor, kızlardan önce biri, sonra ikincisi okula geri dönüyor, geride kalanlar ise bu gangsterle üçlü bir aşk ilişkisi yaşıyor, Florida’nın yeraltı dünyasında onunla suç ortaklığı yapıyorlar.

Bahar Tatili’ni başka bir yönetmen çekseydi, kızlar para bulmak için soygun yapmak yerine para biriktirip tatile gidebilir, burada belki âşık olup okula geri döndüklerinde film o aşkın arkada kalışının hüznüyle bitebilirdi. Ya da kızlar belki de tatilde istismara uğrarlar ve mesela bunun intikamını alırlardı; böylece o bahar tatili dünyası, partiler, şort mayolu çocuklar ve plastik bardaklarıyla acımasız ve kontrolden çıkmış bir dünyaya dönüşürdü. Bir başkası ise bu MTV dünyasına sosyolojik ve soğuk bir bakış atabilirdi; o kızları tamamen bu kültürel-ekonomik bağlamda, gerçekten ne hissedebileceklerinden bağımsız ele alıp, onlara anlayamadıkları bir sistemin köleleri olarak muamele edebilirdi.

Korine’in filminde ise sosyolojiden, ahlaktan ve hicivden önce, durmaksızın akan bir ruhaniyet hissi ve aşkınlık arayışı var. Bu bağlamda sinema dili ve seyircide yaratmaya çalıştığı duygularla bir başka Amerikalı yönetmenin aşkınlık arayışı filmi Hayat Ağacı (The Tree of Life, 2011) ile bir hayli benzerlik gösterse de, Bahar Tatili ondan farklı olarak derin bir ironi hissine sahip. Daha muhafazakâr bir bakışın ruhaniyet atfetmeyeceği, hatta bir hayli aptal ve dejenere bularak insanlığın sonuna işaret ettiğini söyleyebileceği bir jenerasyona, onlarla birlikte, o ânın içinde olma hissini tahayyül ederek bakmanın cüretkâr bir jest olduğunun farkında.

Okuldan Atılmak
Selena Gomez ve Vanessa Hudgens gibi 18 yaş altı hayran kitlesine sahip Disney Channel yıldızlarını bir hayli “uygunsuz” durumlara sokmak çocukça bir provokasyon gibi gözükebilir fakat Gomez’in Bahar Tatili hakkında verdiği basın demeçlerini dinlemek duruma başka bir renk katıyor. Bir yandan “benim filmlerim, albümlerim ve giyim markamın hepsi hayranlarım için” ezberini sürdürürken, diğer yandan hayranlarına ve ebeveynlerine bu filmi seyretmemelerini söylüyor. Ama sanki etrafta kimseler yokken birimize, bu ‘yeniyetme starı’ durumundan sıkıldığını, artık yeni ve daha başka şeylerin parçası olmak istediğini söyleyecek.

James Franco’nun ismi manidar gangstası Alien’ın söylediği gibi “okuldan atılmak iyi bir şeydi”. Bahar Tatili de kanunların dışında yaşanan, sınırların ortadan kalktığı bir dünyanın, lanet bir kampüsten kaçıp saatlerin, günlerin isimleri olmadığı, günbatımının istediğin kadar sürdüğü, aşkın sadece iki kişi arasında yaşanmadığı, romantik olduğu kadar da tekinsiz, herkesin kendi kıçını kollaması gereken, aşkın ve ölümün eşiğindeki bir yeri ve zamanı tahayyül ediyor. Bu, okulda yanlız kalmış sıradan bir üniversite öğrencisinin olduğu kadar Selena Gomez’in de fantezisi olabilir. Bunların hepsinin hapisten çıkıp filmde rol alan rapçi Gucci Mane’in gözünden nasıl göründüğü, onun için neyin gerçek neyin fantezi olduğu ise, bu satırların yazarının anlayamayacağı kadar uzak ve karanlık bir şey olarak gizemini koruyor.

Paylaş