Veşartî

Paylaş

vesarti

!f İstanbul’da Keş!f ödülünü kazanan Veşartî (Gizli) Kürt sineması içinde farklı ve kişisel bir sinema arayışında olan Ali Kemal Çınar’ın ‘minör’ filmleriyle tanışmak için iyi bir fırsat.

Sinan Yusufoğlu

İlk kısa filmi Bu Bir Cinayet Değildir’den (2004) bugüne Kürt sineması içinde farklı ve kişisel bir sinema arayışında olan Ali Kemal Çınar’ın son filmi Veşartî yönetmenin beden ve cinsiyet dönüşümü üzerinden daha deneysel bir sinemaya yöneldiğini gösteriyor. Ali Kemal Çınar, Kürt yönetmenlerin son yıllarda takıldıkları ‘politik’ ezberlerin bir tekrarına düşmeden, yenilikçi ve cesur bir anlatıyı gösterişsiz bir sinema diliyle kuruyor. Kimi eleştirmenlerce teknik olarak yetersiz ve özensiz bulunsa da, Çınar’ın filmlerindeki ‘gösterişsiz’ dünya, Tsai Ming-liang’dan Zeki Demirkubuz’a uzanan bir sinema ekolüyle akrabalık taşıyor.

Çınar’ın 2013 yılında çektiği ilk uzun metrajı Kurte Fîlm’de (Kısa Film) Diyarbakırlı genç bir yönetmenin film yapma isteği aile duvarına tosluyordu. Basur hastalığıyla cebelleşen yönetmenin bedeniyle olan derdi ve işsiz olduğu hâlde sinemayla uğraşması, baba evini bir hapishaneye çeviriyordu. Genç yönetmenin karanlık odasındaki huzursuz ve tepkisiz bekleyişi, Ali Kemal Çınar’ın yıllardır yapmaya çalıştığı sinemanın da bir özeti gibi. Kurte Fîlm’de kadraja giren yönetmen, Veşartî’de filmin merkezine yine kendisini koyuyor ama bu sefer beden meselesinin yanına cinsiyet değişimini ekleyerek ve bunları hem kişisel hem de politik bir zemine oturtarak… Kürtlerin kimlikleriyle kurdukları ikircikli ilişki ve devletin Kürtlere biçtiği zorlama ulusal kimlik, Veşartî’de kadın ve erkek bedeninin dönüşümünde gizlenmiş gibi… Otuz yaşına gelince kadına dönüşecek olan Ali Kemal’in yaşadığı gerilim ve bu olaya anlam verememesinin yarattığı bölünmüşlük duygusu, akla ‘azınlık’ olanın kimlik ve iktidarla kurduğu gerilimli ilişkiyi getiriyor.

17. yüzyılda yaşamış Kürt şairi Ehmedî Xanî’nin manzum eseri ‘Mem û Zîn’in filmde bir tiyatroda sahnelenmesi hikâyeye edebi bir parantez açarken, ‘Mem û Zin’deki imkânsız aşk teması filmin gündelik dünyasına yerleşiyor. Veşartî, gerçek aşk için erkek ve kadının birbirine dönüşeceği/eşitleneceği bir evreye de işaret ediyor. Aşkın, evliliğin, bekâretin, cinsel kimliğin çelişkili hâllerini ve ahlakın baskınlığını bağırmadan sorgulayan Veşartî, tüm bunları kadın siyasetinin çok güçlü olduğu bir Kürt şehrinde yapması açısından da dikkate değer. Ali Kemal Çınar, Kurte Fîlm’den sonra yeniden yalnız, anlaşılamayan, suskun ve bunu çok ciddiye almayan karakterlerin dünyasına sokuyor seyirciyi. Konuşmanın ve anlatmanın beyhudeliği, konuşandan çok dinleyenin yüzüne odaklanan kamerada sabitlenirken, kimsenin kendini seslendirmediği bu gerçeküstü dünyanın deneyselliği, Çınar’ın farklılıkta ısrar eden sinemasında ‘tuhaf’ bir estetiğe dönüşebiliyor.

Her zaman politik olması beklenen, 90’ları ve savaşı yaşamış bir kuşağın gündelik ve varoluşsal dertlerini sinemada farklı hâllerde ve inatla karşımıza çıkaran Ali Kemal Çınar, bunu sıradan olanın basitliğiyle yapıyor. Mahalle bakkalı Ali Kemal, evlenmek istediği tiyatrocu sevgilisi Berfin ve ona sürekli neden tiyatro yapıyorsun baskısı yapan aile, beden ve cinsiyeti felsefi/politik bir düzlemde tartışan arkadaş, bu cinsiyet dönüşümünün aracısı olan kadın ve erkek, alegorik bir anlatımın sınırlarında dolaşıyorlar. Veşartî, tüm karakterleri ve mekânlarıyla, karakterlerin yüzleri ve onlara ait olmayan sesleriyle, yeni birine dönüşmek için bedeninden vazgeçmek zorunda olan bir kuşağın sıkışmışlığının filmi… Telaşlı ve tıknefes bir politik gerçekçilik kabuğundan sıyrılıp kendini dönüştürerek sınırları aşacak cesur bir minör sinemanın da mütevazı habercisi aynı zamanda.

Paylaş